Türkiye 40 yıldır 12 Eylül ile yaşıyor

Türkiye 40 yıldır 12 Eylül ile yaşıyor

BMİS Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu’na 1980 – 2020 kıyaslamasını uzun bir sorunun ardından sorduk. Yanıtı da çok uzun oldu ve başlığı önerisini geri çevirmeyip attık: “Türkiye 40 yıldır 12 Eylül ile yaşıyor.”

Adnan Serdaroğlu ile sohbetimizde 40 yıl öncesinin ötesine, 1970’e de uzandık. 15-16 Haziran 1970 hareketinde Gebze’den Kadıköy’e yürüyenleri hatırlatıp, “50 yıl sonra ise durum ortada. Gebze ‘aynı’ Gebze… Özellikle 1970’e kıyasla, bugünkü pasifliğin gerekçeleri ne?” diye de sorduk. “Sizin sorarken örneğini verdiğiniz, 12 Eylül darbesi sonrası hemşeri dernekleri yapılaşmasının önünün açılmasına, televizyon dizilerine kadar.. hepsinin bugünkü negatif tabloda etkisi var” diyen Serdaroğlu şunları kaydetti:

İŞÇİLERİN AKIN AKIN DİSK’E YÖNELDİĞİ YILLAR

“1970-1980 arası DİSK’in kurulup demokratik kitle sendikacılığının hayata geçirildiği, mücadeleci sendikacılığın emek yanlısı yapılar tarafından kabul edildiği yıllar, işçilerin akın akın DİSK’e doğru yöneldiği tarihtir.  

ÇİFT KUTUPLU SİYASİ YAPI VE ÇATIŞMALAR

Bu süreçte hem sendikalar güçlü, yeni yeni işçi hakları alınıyor. Hem de siyasi konjonktür bugünden çok daha farklı. O yıllarda dünyada da çift kutuplu bir siyasi yapı var. Kapitalizm ve sosyalizm/komünizm çatışması yaşanıyor. Diğer ülkeler ikisinden hangisine yöneleneceğine dair iç çatışmalar yaşıyor.

EFSANEVİ 1968 KUŞAĞI DEVREDE

Bir 1968 kuşağının ortaya çıkarttığı bir siyasal yönelim var. Tamamen politize olmuş bir toplumsal yapı var. Siyasete kanalize olmuş bir kesim, öğrenciler, işçiler ve bu kitlelerin önderleri var. Ve yurttaş olarak siz bu yapı içinde mutlaka bir yerde olmak ihtiyacı hissediyorsunuz. İşte onların önünü kesmek için ABD dahil emperyalist ülkelerin Türkiye’de yaratmış olduğu kontrgerillalar, antikomünist örgütler var.

 

DİSK’E KARŞI MİSK HAMLESİ TUTMUYOR

Türkiye’de siyasi cinayetler işleniyor. Tamamen sendikaların, özellikle DİSK’in önü kesilerek MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikalar Konfederasyonu) gibi konfederasyon, sendikalar kurulmaya çalışılıyor. Orada bir kutuplaşma yaratılıyor ama başarılı olunamıyor.

15-16 HAZİRAN 1970’E DOĞRU

Bu hareket yani 1970’lerde ortaya sendikaların kapatılmasına karşı siyasi bir tavır olarak ortaya çıkan 15-16 Haziran 1970 hareketi gün geçtikçe büyümeye devam ediyor. Faşizme ihtar eylemleri, işyeri direnişleri ve diğerleri, hepsi politik hareketler. Böyle olunca da toplum politikleşiyor.

İLK TEŞHİS.. İLK SİNYAL

Ve ne diyor mesela 12 Mart’ta, ‘Toplumsal uyanış ve toplumsal gelişme, ekonomik gelişmenin önüne geçti’ deniliyor. 1970’lerde de öyle. Toplum uyanıyor ve bundan sermaye rahatsız oluyor. Sendikalar güçlenip çok büyük haklar alınmaya başlıyor. Hızlı bir örgütlenme var. Akın akın insanlar sendikalara yöneliyor. Ve bunun önünü kesmek için 12 Eylül hareketi, faşist darbesi planlanıyor. Geçmişte de bu tür darbeler oluyor ama en kalıcı ve en etkilisi 12 Eylül oluyor.

1960’IN RÖVANŞI

Bu biraz da 1960 ihtilaline rövanş olarak yapılıyor. 1960 Anayasası işçilerin daha çok kazanımlarının ortaya çıktığı, haklarının verildiği bir Anayasa olarak biliniyor. Ve burada deniliyor ki, ‘1960 yılından beri hep işçiler güldü. Artık gülme sırası bizde’ diye bir darbe planlanıyor.

Bu darbe hayata geçirildikten sonra DİSK kapatılıyor. Grevler yasaklanıyor. Toplu sözleşmeler askıya alınıyor. Yüksek Hakem Kurulu güçlendirilip işlevli hale getiriliyor. Geçmişte kazanılmış bütün haklar YHK üzerinden işçilerin elinden alınıyor. Kadrolar fabrikalardan çıkartılıyor.

ABD’NİN YÖNLENDİRDİĞİ BİR MGK

Siyaseten ve sendikal hak olarak her şey ortadan kaldırılıyor. Oluşturulan Milli Güvenlik Kurulu ülkeyi yönetiyor ve tamamen her şey MGK’nın etkisi altında yürütülüyor. MGK’ya yön verense ABD gibi uluslararası emperyalist ülkeler ve Türkiye’de de sermayeleri var.

SERMAYE ÇEVRELERİNDEN PAŞALARINA…

Koç ne diyor meşhur mektubunda: ‘Aman Paşa’m! Tamam iyi yaptınız da bugün yarın yine çıkarlar. Başımıza bela olurlar. Siz bunların önünü kesecek yasalar oluşturun. Anayasa’yı buna uygun yapın.’

TÜSİAD ve TİSK ile dönemin TOBB’u aynı öneriyi veriyor ve 2821 – 2822 sayılı yasalar ortaya çıkartılıyor. Yüzde 91.37 ile kabul edilen 1982 Anayasası , baskı ve zorbalıkla yapmış oldukları Anayasa hayata geçiriliyor. Ve işverenler o Anayasa’dan sonra çokça gülmeye başlıyorlar. Ağzı kulaklarına yayılıyor. Tam istedikleri bir Anayasa.

MÜTHİŞ DEĞİŞİM

Sendikalarda da kadroların tamamı deşifre ediliyor. Yok ediliyor, işten atılıyor, yurt dışına kaçmak zorunda kalıyor, hapislerde çürüyor, idam ediliyor. İnsanlara bir bilinç yerleştiriliyor: ‘Toplumsal kurtuluş yok, bireysel kurtuluş var. Artık toplumsal mücadele yok.’

SERMAYE LEHİNE BİR DÜZEN

Ve bu duruşlarını televizyonlarla besliyorlar. Özel sektör televizyonları kuruluyor. MESS’in eski başkanı Özal iktidara geliyor. Demirel zamanında müsteşar, Bülent Ulusu hükümetinde başbakan yardımcısı oldu. Sonra parti kurdu ve başbakan oldu. Yani sermayenin sözcüsü önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı oldu. Tamamen sermaye lehine bir düzen oluşturuldu.

İLLE DE BEN. ÖNCE BEN

İnsanlar toplumsal kurtuluş mücadelesinden vazgeçirildi. Sendikalar ve diğer yapılar üzerinden örgütlenmek yerine hemşeri derneklerine yönlendirildi, emsal dernekler üzerinden insanlar tamamen depolitize edildi. Apolitik yapı oluşturuldu. Okulların eğitim müfredatı değiştirildi. Geçmişte toplumsal mücadeleye sevk eden yazarlar, çizerler, şairlerin hiç birisi okul müfredatlarında okutulmamaya başlandı. ‘Herkes kendi bacağından asılır’ politikası hayata geçirilmeye başlandı ve toplum yavaş yavaş, ‘Ben kendimi kurtarayım. Bana ne başkasından’ anlayışı ile yürümeye başladı.

EMEK ÖRGÜTLERİNİ KESERSENİZ…

İşte sendikaların önü de bu şekilde kesildiği için, örgütlenmekte zorlandılar. Çünkü sendikalar toplumsal örgütlenmenin temel ayaklarından birisi. Emek örgütlenmesini keserseniz zaten diğerlerini haydi haydi engellemiş olursunuz. Barış Derneği toplumsal yapıydı, kapatıldı. Çok güçlü siyasi yapılanmaların önü kesildi.

ONLARIN ÖNÜ AÇILDI

Tamamen kendisine uygun bir nesil yaratacak dini örgütlenmeler serbest bırakıldı. Tarikatların önü göstermelik olarak kesilmiş gibi yapılsa dahi 12 Eylül’den sonra din dersleri çoğaldı. İHL’ler çoğaldı. Tarikatlar çok güçlendi. Solun önünün kesilmesinin yolu kısmen milliyetçi hareket, milliyetçi yapı ile oldu. Ama dinsel yapı yani, Ortadoğu’da yapılmaya çalışılan yeşil kuşak adlı ılımlı İslam modeli ABD üzerinden Türkiye’ye yerleştirilmek için ülkemizde bu tür yapılar rahatlıkla faaliyetlerini sürdürdü.

ZAYIF BİR ÖRGÜTLÜLÜK

 

Bundan dolayı da dini hareket güçlendirildi, sol hareket zayıflatıldı. Ve bu tür örgütlenmelere neden olan bütün yapıların da önü kesildi. Sizin örnekledikleriniz ile birlikte insanların iradelerinin önlerinin kesildiği için bugünkü zayıf örgütlülük ortaya çıktı.

DÜZEN HİÇ MÜSAADE EDER Mİ?

Geçmişte mesela sendikal tercihlerde irade beyanı vardı. Bugün ‘işyerlerinde referandum yapılıp işçiler iradelerini ortaya koysun’ deniliyor ya. Şimdi hepsinin önünü kestiler. ‘Noterle üye olacaksınız’ dediler. Notere para vermek zaten sorun. Noterden üye olduğun zaman Bakanlık görüyor bunu, işverene ulaşıyor ve işveren atıyor. Bugün e-devlet sistemi de aynen öyle. Örgütlenme modeli tamamen devletin kontrolünde yürütülmeye başlandı. Devlet ve içinde uygulanan düzen kendi geleceğini riske atan bir örgütlenmeye müsaade eder mi, etmedi.

Ve bugünkü, ‘Niye insanlar bu kadar pasif niye işçiler, sendikalar bu kadar pasif’ deniliyorsa bu 12 Eylül felsefesinin 40 yıl boyunca uygulamış olduğu modelden kaynaklanıyor. Yani başlık olarak bunu söyleyelim: Türkiye 40 yıldır 12 Eylül ile yaşıyor. “

 

adnan.jpg

SÜRÜ YÖN DEĞİŞTİ: “Sorduğunuz soruya paralel olarak yanıtlayım: 12 Eylül’den sonra tabiri caizse ‘sürü yön değiştiriyor.’ Anadolu tabiriyle sürü yön değiştirince aksaklar öne çıkıyor. 1980 sonrası aksaklar öne çıkıp sürüye yön değiştirdi ve aksaklar ülkeyi yönetmeye başladı. İşte AKP’de o aksaklardan ortaya çıkan bir yapılanma.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.