Y/Z Kuşağı Mektepli onlara “Yılın en’i seçmeyi yapamam” demeli

Aktan Uslu

Marmara Üniversitesi İletişim Fakülltesi’nin geçtiğimiz hafta gerçekleşen mezuniyet törenini iki gün art arda iki ayrı haberle aktardım. Bugün itibariyle de ikinci defa yorum konum olacak.

Gazetemizin ve sitemizin dikkatli okurlarının dikkatinden kaçmamış olsa gerek. İlk haberde başlığa meslek andını ve o andın da “ahlak” ve “etik” içerikli olanını çekmiş olduk.

Şahsım adına hayli rahatladım…

**

Ülke genelinde de durum pek parlak olmamakla birlikte gözlemlerimden sebep bizdeki ahlaki çürümenin Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu öngörüyorum.

Didim’de, Didim Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Mavi Didim Gazetesi’nin sahibi Ergun Korkmaz ile “tatil”in ilk günlerinde görüştüm. Yakın zamanda dizi harici olarak haberleştirme sırası nihayet gelecek. Didim basınının önemli bir kısmına dair olumsuz tespitlerine birebir Gebze’de de tanık oluyorum zaten.

“Tatil”in geri kalan sürecinde edinebildiğim kadar yerel gazeteyi inceledim.

Şuna kesin kanaat getirdim: Ahlaki çürüme ve yozlaşmada Didim’den çok daha kötü bir durumdayız.

**

Marmara İletişim’in mezuniyet töreninin iletişimci yemini bölümünde beni rahatlatan, sürekli dillendirdiğim bir mevzunun kimseyi suçlamadan ama olması gerekeni izah eden ifade biçimi olmuştur:

https://www.gebzehaber.net/ahlaki-ve-etik-degerlere-bagli-kalacagima-and-icerim-90974h.htm

**

İkinci gün; İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkanı Prof.Dr. Ebru Özgen’in konuşmasından, bence en önemli olanını başlığa çektim.

Ancak bakış açıları görecelidir. “Başka ne dedi ki” diyecek olana da yorumu fazla şişirmeden, bir linkle yardımcı olmuş olayım.

https://www.gebzehaber.net/yapamazsin-diyen-olursa-kulak-asmayin-kaile-almayin-91007h.htm

**

Malum, mesleğimin alaylılarındanım.

Alaylılar arasında da diploma seviyesi benden düşük olan yoktur herhalde.

En düşük diplomanın, yarım tık üstü!

Orta 3 terk..

Mesleğe başladığım ilk yıllarda; o döneme dair istatistikim yok ama göz kararı, alaylılar mekteplilere baskındı.

Günümüzde tablo tam tersi.

Ülkemizde iletişim fakültelerinin sayısının her geçen yıl daha da artması..

Kocaeli Üniversitesi’nin de iletişim fakültesinin yer alması ve KOÜ İletişim’in –yanılmıyorsam- en iyiler arasında yer almamakla birlikte Anadolu’da fiziki ve akademik altyapıdan yetersiz fakültelere kıyasla hayli iyi durumu..

Mekteplileri, alaylılardan baskın hale getirdi.

İyi bir gözlemci olduğumu söyleyebilirim. İlk zamanlarda kendilerini kabullenmekte, üstelik bir takım alaylı meslektaşların anlam veremediğim tutum ve davranışlarından ötürü hayli zorlandılar.

Babayiğit üniversitelerin fakülteleri harici fakültelerden mezun olup Kocaeli’ye ailelerine dönüşen iletişimcilerin hayli önemli gazetecilik kurallarını bilmemelerinin faturasını alaycı şekilde onlara kestiler.

Çünkü sistemi eleştirmek yürek ister az biraz.

Gazetemizde mecburi olmasa dahi stajını tamamladıktan sonra kadrolu olup mesai arkadaşımıza dönüşen Marmara İletişim mezunu Arzum Kaymış’a sorduğumda, aldığım yanıtla şaşırdım.

Vakti zamanında hayli yaygın, sürekli olan meslek içi eğitim seminerlerinin önemli gündem konularından, “fotoğraf altı”, eğitim müfredatının ders konuları içinde yer almaz örneğin?

Ve alaylılar olarak şunun farkına varmadık: Bizim sahasını görüp pratiğini yaptığımız gazetecilik ile fakültelerde anlatılan gazetecilik arasında hayli fark var.

Mesela; üniversite okumadım ama mektepli arkadaşlarla sohbetten biliyorum: “Ne ilgisi var bu anlatılanın gazetecilikle?” diye yaklaştığım çoğu ders konusu, gazetecilik mesleğiyle bire bir ilgili: Bunu bilmek zorundasın!

Konuya; mesleğin merkezine ahlak ve etiği koyarak yaklaştığımızda ise üniversitede anlatılan ile sahada uygulanan arasında ona ne şüphe ki, siyah ile beyaz arasındaki fark kadar fark var.

Çok defa tanık oldum: Mesleğe yeni başlayan mektepliler henüz yolun başında kimi haberlerde tökezlemeye görsün: Yapamaz, yapamaz ki..

Halbuki hocaları; “Yapamazsın diyen olursa kulak asmayın, kaile almayın” diyor. Demek ki sahayı da biliyor, tespit bence çok doğru.

Gebze özeline dönünce..

Gebze’de mektepliler, kendilerine birileri yapamazsın derlerse şunu söylemeli:

Yapamayacağım doğrudur… Paralı habercilik aleni ahlaksızlıktır. Yapamam.

Yapamayacağım doğrudur… Çalıştığım veya sahibi olduğum gazeteyi kişisel kavgalarımda, silah olarak kullanamam. Yapamam.

Yapamayacağım doğrudur… Sendikal örgütlenme sonrası yaşanan işçi grev ve direnişlerini görmezden gelip, o fabrikanın işvereninden “suspayı” reklam istemeyi ve ondan bekleyip susmayı, yapamam.

Yapamayacağım doğrudur…Emlakçılık, kafecilik, belediyeye çöp konteyneri pazarlama… Sekiz sayfalık kağıt parçası çıkartıp, çıkarttığım şeyin gazete olduğunu öne sürüp, nemalanamam. Yapamam…

Yapamayacağım doğrudur… Kopyala yapıştır bayat haberlerle, belediye başkanlarını veya varsıl zevatı dergi kapaklarına çıkartarak, o bayat ve hiçbir işçiliği olmayan haberlerle okuru kandıramam. Belediyeden gazetem için gelir beklerim ama o gelirin halktan geldiğini bilirim. O şekilde gelecek parayı “kazanç” sayıp çoluk çocuğumun gırtlağından “helal para, lokma” diye geçirmeyi, yapamam.

Yapamayacağım doğrudur… Bir sürü sponsordan, aday gösterdiklerimin çoğundan edindiğim kaynakla “yılın en”i yarışmaları düzenleyip; o yarışmaları düzenlemekten gazetecilik yapmayıp ama gazeteci geçinip kimseyi ama kimseyi kandıramam. Yapamam.

Bir yemin ettim, bir and içtim ki, dönemem:

“…Mesleğimin sosyal sorumluluk bilinci gerektirdiğini hiçbir zaman unutmayacağıma,

Meslektaşlarım ve insanlık camiasına karşı sorumluluklarımı hiçbir zaman ihmal etmeyeceğime,

Hayatımın her aşamasında ahlaki ve etik değerlere bağlı kalacağıma,

Mesleğimi sevgiyle yapacağıma,

Özgürce açıkça, namusum ve şerefim üzerine and içtim benYapamam” demelidir.