Lütufla değil. Mücadeleyle

Lütufla değil. Mücadeleyle

Sanat Meclisi, 2020’nin temmuz ayındaki sanatta hak ihlallerini açıklarken çağrısını tekrarladı: Sanat alanına “elde edilecek tüm haklar iktidar ya da muhalefetin lütfuyla değil mücadeleyle alınmalıdır

2020 yılının temmuz ayında sanatta yaşanan hak ihlalleri, Sanat Meclisi tarafından açıklandı. “Dünyada ve ülkede bir yanda salgın hastalık diğer yanda sanat alanının yaşadığı zorluklar sürüyor. Ülkemize ve baskıcı her ülkeye özgü sanat saldırılar ise acımasızca üstüste yığılıyor” denilen açıklamada bir süre önce yapılan bir çağrı da tekrarlandı:

UNUTULMAYACAK

“Pandemi olayının patlaması ve sanat alanında emekçilerin mağdur kalışının üzerinden Ağustos ayında altı ay geçmiş olacak. Ülkede hiçbir güvencesi olmayan ve sürekli mağdur edilen sanat insanları önceleri iktidar ve onlarla işbirliği yapan sivil toplum örgütlerince tatlı vaadlerle kandırıldılar. Altıncı aya girerken yalanlar ortaya döküldü. “Sorunları çözeriz” diye ortaya çıkan iktidar ve muhalefet cephesinden onlarca parti, sendika, kooperatif ve dernek de iktidarın yalanına ortak olarak rezil oldular. Sanat Meclisi sanat alanına “elde edilecek tüm haklar iktidar ya da muhalefetin lütfuyla değil mücadeleyle alınmalıdır” çağrısını bir kez daha yineliyor. Sıkıntı ve açlıkla geçen 2020 baharı ve yazı unutulmayacaktır.”

İşte Temmuz 2020 de sanat alanının başına gelenler:

 

 

Karikatürcü Öznur Kalender İfadeye Çağrıldı

51 yıldır ülkemizde karikatür çizen Öznur Kalender ifade vermeye çağrıldı. Eserleri hem ülkemizde hem de yurt dışında değişik dergilerde yer alan sanatçı eserlerini yanı zamanda sosyal medyada da paylaşıyor. Kalender 7 Temmuz 2020 günü Kadıköy Emniyet Müdürlüğüne ifade vermeye çağrıldı. Sorgusu yapılan sanatçı hakkında açılacak davayı beklemeye koyuldu.

Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e Dava Açıldı

Tiyatro oyuncuları Müjdat Gezen ve Metin Akpınar hakkında, bir televizyon kanalında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle başlatılan soruşturma tamamlandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen'in 21 Aralık 2018 tarihinde bir televizyon kanalında yaptığı konuşmaların medyada yer aldığı yönünde ihbarda bulunulması üzerine soruşturmanın başlatıldığı belirtildi. İddianamede, Müjdat Gezen ve Metin Akpınar'ın "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçundan 1 yıl 2'şer aydan, 4 yıl 8'er aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. İddianamenin gönderildiği İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul ederek duruşma günü verdi.

 

Tiyatro Dergisi Yazişleri Müdürüne Dava

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nin kurucularından ve internet sitemizin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Demirkanlı hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret” suçlamasıyla dava açıldı.

14 Şubat 2020 tarihinde gözaltına alınarak ifadesi alınan Demirkanlı hakkında hazırlanan iddianamenin kabulünün ardından yargılama süreci başladı. Mustafa Demirkanlı, hakkında açılan dava ile ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Bir ara bahsetmiştim, kısa süreli gözaltı yaşayıp, Cumhurbaşkanı’na hakaretten ifade verdim diye, işte o ifade iddianameye dönüşmüş ve dava açılmış. Şunun şurasında bu hafta bütünleme sınavına gireceğim 3 ders kaldı, demek ki ilk avukatlık görevimi kendi davamda yapacağım. Benim hukuk bilgime göre dava bile açılmaması gerekirdi ama hukukla yargının arası pek iyi olmadığı için mahkumiyet hükmü kurulacağını sanıyorum yani ilk davamı muhtemelen kaybedeceğim ama savunmamı AİHM’ne yönelik kuracağım.

 

Sanatçı Ercan Aydın İfadeye Çağrıldı

Halk Müziği Sanatçısı Ercan Aydın, Samsun emniyeti tarafından ifadeye çağrıldı. İfadesi alınan sanatçı Aydın serbest bırakıldı. Karadeniz’de Samsun’da 11 Temmuz günü tiyatro sanatçıları “Tiyatromuz Yaşasın” başlığı altında bir sokak eylemi düzenlediler. KATİB, Tiyatro Kum, SASEV, Samsun Sanat Tiyatrosu, Küçükeller Çocuk Tiyatrosu, Tiyatro Amisos, Samsun Seyir Tiyatrosu, Yedek Kulübesi Oyuncuları, ABS Sanat’ın destek verdiği eyleme halk müziği sanatçısı Ercan Aydın da katıldı. Etkinlikte sanatçılar Pandemi sürecinde iktidardan taleplerini dillendiren bir bildiri okurken oyuncu Yaşar Gündem kısa oyun gösterileri yaptı. Sanatçı Ercan Aydın da türkülerini seslendirdi. 13 Temmuz günü emniyet tarafından ifadeye çağrılan Aydın, “İfadeye etkinlikte tutsak avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal'a selam gönderdiğim için çağrıldım” dedi. İfadede “Onlar adil yargılanma talepleri ile ölüm orucunda. Yarın bir gün sizin de başınıza gelirse biz sizler için de bu şarkıları okuruz, korkmayız" diyen Aydın, iktidarın en küçük bir ifade özgürlüğüne bile hoş görüsü olmadığını belirtti.

Eğlence Sektöründeki Emekçiler Mağdur Oldu

İçişleri Bakanlığı, “Koronavirüs’’ (Covid-19) kapsamında pavyon, diskotek, bar ve gece kulüplerinin faaliyetlerini 16 Mart Pazartesi günü saat 10.00’dan itibaren geçici süreyle durdurmuş, Mayıs sonunda alınan kararlarla 1 Haziran itibarıyla restoran, kafe gibi işletmeler açılmış fakat bar, birahane ve gece kulüpleri kapsam dışında tutulmuştu. Yapılan bu uygulamanın sektörde çalışan on binlerce kişiyi mağdur ettiğini belirten Alban, “Artık sektörün dayanacak gücü kalmamıştır. Turizm sezonu içinde bulunduğumuz şu günlerde, seçim bölgem olan Muğla ili başta olmak üzere turizm kentlerinde eğlence sektörü, bar ve birahane ruhsatlı mekanların hala kapalı olması, ekonomik anlamda sektöre ağır bir darbe vurmasının yanı sıra bölge esnafımızın, işletmecilerimizin haklı isyanına sebep olmuştur” dedi. Pandemi sürecinin gereklerinin yerine getirilip, uygun denetimler ve kontroller yapılarak, ruhsatında yazılı bulunan farklara bakılmaksızın bu işletmelerin bir an önce açılması ve hizmet vermeye başlaması gerektiğine vurgu yapan CHP’li Alban, “gelinen aşamada virüsün yayılma ve bulaşma hızının azalması, vaka artış hızının düşüşe geçmesi yönünde kaydedilen olumlu gelişmeler doğrultusunda 1 Haziran 2020 tarihi itibariyle kontrollü normalleşme sürecine geçilmesine; faaliyetleri geçici süreliğine durdurulan/kısıtlanan alkol servisinin olduğu, lokanta ve restoranların faaliyete geçmesine rağmen, neden hala ruhsatındaki tanımlama farkından dolayı eğlence ve turizm sektörünün diğer işletmeleri barlar, birahaneler gibi işletmeler kapalıdır? Bunun gerekçesi nedir?” diye sordu. Sektördeki emekçilerin aylardır maaş alamadığını, işletmelerin birer birer iflasa doğru sürüklendiğini kaydeden Alban, “bu gidişle sektördeki kriz daha da derinleşerek devam edecektir. Bir an önce bu mekanları açacak genelge İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanmalıdır” dedi. 

Alban önergesinde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle şu sorulara yer verdi:

1- Gelinen aşamada virüsün yayılma ve bulaşma hızının azalması, vaka artış hızının düşüşe geçmesi yönünde kaydedilen olumlu gelişmeler doğrultusunda 1 Haziran 2020 tarihi itibariyle kontrollü normalleşme sürecine geçilmesine; faaliyetleri geçici süreliğine durdurulan/kısıtlanan alkol servisinin olduğu, lokanta ve restoranların faaliyete geçmesine rağmen, neden hala ruhsatındaki tanımlama farkından dolayı eğlence ve turizm sektörünün diğer işletmeleri “barlar-birahaneler” vb. gibi işletmeler kapalıdır? Bunun gerekçesi nedir?

2- Lokanta ve restoranlarda, pandemi sürecindeki gerekli denetimler yapılabiliyorsa ve buraların kapalı olması noktasındaki engeller kaldırıldıysa, eğlence sektöründeki diğer işletmelerin denetimli ve kontrollü şekilde açılmasının önündeki engeller nedir? Eğer engel yoksa bu işletmeler neden hala kapalıdır?

3- Bu işletmelerin açılması konusunda bir planlamanız var mıdır? Açmayı düşünüyorsanız hangi tarihte açılacaktır?

Kenter Tiyatrosu’na AKP engeli

İstanbul’un en önemli tarihi kazanımlarından biri olan Kenter Tiyatrosu İBB tarafından satın alındı. Yıllarca Kenter Tiyatrosu'nda sahne alan Tiyatrocu Nedim Saban, kararın ardından yaptığı paylaşımla Ekrem İmamoğlu'na teşekkür etti. AKP grubu ise komisyonda onay verdiği teklifi genel kurulda onaylamadı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden usta Tiyatrocu Yıldız Kenter'in cenaze töreninde yaptığı konuşmada "Bu güzel toprakların ruhunu yansıtan bir insandan bahsediyoruz. Hayatını tiyatroya adamış, sanata adamış, bu ülkeye adamış bir insandan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu güzel tiyatronun varlığını bize emanet etmiş birinden bahsediyoruz. Ailesiyle başlatmış olduğumuz sürecin sağlığına yetişmesini çok arzu ederdik. Ama en hızlı şekliyle, yine alkışlarınızın dinmeyeceği bir salonu İstanbul şehrine hızlıca hediye etmek istiyoruz." demişti.Ekrem İmamoğlu, Yıldız Kenter'in cenazesinde verdiği sözü tuttu ve Kenter Tiyatrosu dünkü İBB Meclis toplantısında oy çokluğu ile alınan kararla İBB tarafından satın alındı. Kenter Tiyatrosu'nun İBB tarafından satın alınıp, Şehir Tiyatroları çatısı altında faaliyet göstermesine ilişkin teklif, komisyonda kabul ettikleri halde AKP Grubu tarafından genel kurulda onaylanmadı.

Sanatçılardan Ortak Bildiri

Sanatçıların düşünceleri nedeniyle yargılandıklarını vurgulayan Sanatçılar Girişimi, pek çok önemli ismin altına imza attığı ortak bir açıklama yayınladı ve halkı sanatçıların yargının önüne yem gibi atılması konusunda uyardı. Sanatçılar Girişimi çok sayıda sanatçı ve yazarın imzasıyla, ülkede yaşanan sorunlara dair bir bildiri yayımladı.

Müjde Ar'dan Levent Üzümcü'ye, Adnan Özyalçıner'den Ataol Behramoğlu'na, Müjdat Gezen'den Rutkay Aziz'e kadar birçok sanatçının imza attığı açıklamada, “Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar. Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor” denildi.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sevgili halkımıza,

Sizlere, emeğini, yeteneğini, halkının ve ülkesinin hizmetine sunmuş sanatçılar olarak sesleniyoruz. Mutluluğunuz bizim mutluluğumuz, mutsuzluğunuz bizim mutsuzluğumuzdur. Mutlu olmadığınızı biliyoruz, görüyoruz, seziyoruz, izliyoruz. Yaşadığımız koşullarda nasıl mutlu olunabilir ki!

Dünyayı sarsan corona virüsü belası ülkemizde de can alıyor. Daha da alacağı anlaşılıyor. Yeterince ağır bu belayla savaşırken çarşıda, pazarda, günlük yaşamda fiyatlar el yakıyor. İşçimiz, köylümüz, esnafımız, memurumuz, emekçimiz, çoğu dar gelirli, kimisi büsbütün gelirsiz insanımız, geçim sıkıntısıyla, işsizlikle boğuşuyor. Bu gününü kurtarmaya çabalarken yarınlarının ne olacağı bir karabasan gibi, kâbus gibi üzerine çöküyor. Yarın kaygısı, gençlerimizi ümitsizlik içinde kıvrandırıyor.

Deprem kuşağındaki ülkemizde, bir depremin yaraları henüz sarılamadan, yakın gelecektekilerin habercisi öncü sarsıntılar, sanki doğa da bu kötülüklerle yarışıyorcasına, ülkemizin her yerinde birbirini izliyor. İnsan eliyle yapılan doğa katliamları güzelim ülkemizi mahvediyor. Gelmiş geçmiş en büyük deprem felaketinin beklenmekte olduğu İstanbul'umuzun üzerinde Kanal İstanbul denilen ölümcül rant kılıcı sallanıyor.


Cumhuriyetimizin değerleri alt üst edilmiş. Monarşi hayranlığı körükleniyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun birkaç yüz yılı kapsayan aydınlanma çabaları göz ardı edilerek en karanlık, en gerici, en baskıcı dönemleri ve kişileri baş tacı ediliyor. Barolar ayaklar altında. Hukuk güvenirliğini yitirmiş. Büyük Millet Meclisi işlevinden uzaklaştırılarak etkisizleştirilmiş. Emekçinin kıdem tazminatı yağmalanmakta…

Sıradan ve kimileri cinayet, yaralama gibi yaşama hakkına yönelik cürümlerin sanıkları serbest bırakılırken, düşüncelerinden ötürü yargılanan aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler cezaevlerine kapatılmış. Ölümle, sakatlanmayla sonuçlanan, bu nedenle de daha çok cinayete benzeyen iş kazalarında ve yanı sıra da annemiz, eşimiz, kızımız, kardeşimiz, sevgilimiz, canımız olan kadınlara karşı işlenen alçakça cinayetlerde, bütün dünya ülkeleri arasında korkarız ki en ön sıralardayız.

Bütün bu haksızlıklar karşısında suskun kalamayan; duyarlı insan olma gereğini, sorumluluğunu yerine getiren, her zaman halkının yanında yer almış olan sanatçılar, yazarlar, gösteri ve dinletilerin yasaklanmış olması ve yayın dünyasının geçmekte olduğu dar boğaz nedeniyle, maddi olarak da her zamankinden daha çok sıkıntı içinde kalmış durumdadır. Özel tiyatrolar perdelerini tamamen kapatma tehdidiyle karşı karşıyadır. Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar.

Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor. Bir zamanların çağdaş, saygın Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisi de, iç politikaya yönelik iktidar söylemleri bu gerçeği ne kadar örtmeye çalışsa da, uygar dünya önünde bütün saygınlığını ve güvenirliğini yitirme tehlikesi altındadır. Paramızın değerinin dünya pazarlarında sıfırlanmış oluşu bütün bu söylediklerimizin bir özeti ve simgesi gibidir…

Orta gelirli, hatta ortanın altında geliri olan herhangi bir Batı ülkesi yurttaşı, sahip olduğu paranın bizim paramızın altı-yedi kat üstünde değeri olmasının güveniyle ülkemize bir sömürgeye gelir gibi seyahat edebilirken, bizim bir orta gelirli insanımızın ve çocuklarının bile ülke dışına seyahati artık hayal bile edilemez. Bizler, yüreği halkıyla, ülkesiyle çarpan sanatçılar da halkımızla aynı sıkıntıları paylaşmanın hem üzüntüsünü hem onurunu taşıyoruz. En başta söylediğimiz gibi, halkın sanatçısı halk mutluysa mutlu, mutsuzsa o da mutsuzdur. İçimizde biriken bu acı sözleri içtenlikle ve korkusuzca dile getirmemiz, halkımızın, ülkemizin mutluluğu adınadır.

Korkmuyoruz, evet. Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir. Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz. Türkiye büyük bir ülkedir. Dünyanın göz bebeği ülkelerindendir. Aydınlanma değerlerinin beşiği olan Batı ülkeleri de içinde olmak üzere, bütün dünyada aydınlanmanın yeniden doğuşuna öncülük edebilecek potansiyellere sahip bir ülkedir. Seslenişimizde sıraladığımız sıkıntılar aşıldığında, bu gerçek bütün dünyada bir kez daha görülecektir… Bu nedenlerle ve sonuç olarak, iktidar güçlerini başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere evrensel insan haklarına, ülkenin insan ve doğa kaynaklarına saygılı olmaya önemle davet ediyor, muhalefetteki güçleri de daha kararlı, daha cesur ve daha etkin olmaya çağırıyoruz. Türkiye sahipsiz değildir. Çünkü bu sevgili ülke, kendisinin yetiştirmiş olduğu ve her biri kendi alanında değerini bütün dünyaya kabul ettirmiş yazarlara, şairlere, müzisyenlere, ressamlara, tiyatro ve sinema sanatçılarına, sanatın her alanından seçkin, bilinçli, bütün varlıklarıyla yurduna ve halkına bağlı sanatçılara sahiptir.

Açıklamayı imzalayan sanatçılar şöyle;

Edip Akbayram, Sadun Aksüt, Gülcan Altan, Müjde Ar, Koray Ariş, Ekrem Ataer, Engin Ayça, Orhan Aydın, Enver Aysever, Rutkay Aziz, Taner Barlas, Bedri Baykam, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz, Gani Cansever-Heval, Metin Coşkun, Meltem Cumbul, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Melike Demirağ, Füsun Demirel, Erhan Doğan, Utku Erışık, Yücel Erten, Turgay Fişekçi, Müjdat Gezen, Fehim Güler, Tarık Günersel, Sadık Gürbüz, Emin İgus, Gülseli İnal, Ekrem Kahraman, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Can Kolukısa, Macit Koper, Zülfü Livaneli, Zeynep Oral, Coşkun Özdemir, Denizhan Özer, Adnan Özyalçıner, Abdullah Nefes, Vedat Sakman, Adil Salih, Ferhan Şensoy, Yusuf Taktak, Cihat Tamer, Ahmet Telli, Sali Turan, Gülsen Tuncer, Dilek Türker, Levent Üzümcü, Nejat Yavaşoğulları, Ümit Zileli.

Ferhat Tunç'tan birlik çağrısı

Samandağ 21. Evvel Temmuz Festivali'ne katılan Sanatçı Ferhat Tunç, "Demokratlar, Araplar, Kürtler, Türkler, Aleviler, zulme sessiz kalmayan Müslümanlar birlik olmalı" dedi.Geleneksel Samandağ 21. Evvel Temmuz Festivali, bu sene koronavirüs salgını dolayısıyla online olarak düzenlendi. Samandağ Kalkındırma Derneği tarafından 11-12-13-14 Temmuz günlerinde düzenlenen festivali 200 bini aşkın kişi izledi. Online paneller ve etkinliklere çok sayıda sanatçı, akademisyen, gazeteci, yazar, siyasetçi ve aktivist katıldı.Sürgünde yaşayan Sanatçı Ferhat Tunç, Samandağ Evvel Temmuz festivalini video ile selamladı. Tunç, "Ben Dersimliyim. O topraklarda tanıdım acıyı da direnmeyi de. Samandağ ise benim için ikinci Dersim olmuştur. Kardeşliğin, teslim olmamanın, adalet arayışının ve sol-sosyalist değerlerin kıymetini bilen, kıymetini artıran bir yerdir Samandağ. Samandağ halkının yaptığı, yapacağı her şeyin bu minvalde bir karşılığı vardır. Festivalin anlamı bu nedenle çok önemli" dedi.Sonu gelmeyen davalar, hapis cezaları ve "tetikçi medya" aracılığıyla hedef alındığını söyleyen Tunç, şu mesajları verdi:"Evimden, siz değerli halkımızdan uzun süreden beri sürgündeyim. Ülkemiz 12 Eylül Darbesi koşullarını aratmayan karanlık dönemini yaşıyor. Bu karanlıkla mücadele ederken kimimiz hapiste, kimimiz sürgünde.Beni sanatçı kimliğimle çok iyi siz tanıyorsunuz. Ben kim için, neden sanat yaptığını bilen biri oldum. Siz değerli halkımızdan ve değerlerinden kopmadım. Bu değerlerin müziğini yaptım, türkülerini söyledim, son nefesime kadar bu mücadeleyi sürdürmeye kararlıyım. Hakkımda süren sayısız dava, cezalar ve sürgün, benim için bırakın caydırıcı olmasını, doğru yolumun teyidi niteliğindedir. Özgürlüğe, barışa, sanata düşman bir iktidarla ters düşmediğimde neyin sanatını yapacağım ki ben? Vicdanı olan her sanatçı bunu her gün kendisine on kere sormalıdır." Türkiye'de artık en temel hakların bile çiğnenir olduğunu söyleyen Tunç, "Seçtiğimiz belediye başkanlıklarından milletvekilliklerine kadar gasp ediliyor. Bu, demokrasi'nin d'sini tanımamaktır, halkın iradesini yok saymaktır" mesajını verdi.Sanatçı Ferhat Tunç, konuşmasının sonunda birliğe ihtiyaç olunduğunu belirterek, "Demokratlar, Araplar, Kürtler, Türkler, Aleviler, iktidarın zulmüne sessiz kalmayan Müslümanlar birlik olmalı. Bizi ancak birlik ve sessiz kalmamak barışa, kardeşliğe, adil bir ülkeye kavuşturacak. Umutsuzluğa asla yer yok. Zulüm ve talan düzeniyle mücadele etmeyi onur saymalıyız" dedi.

Metin Boran Sanat Alanındaki İşsizliği Anlatıyor

Virüs tedbirleri hayatın bütününü etkisi altına almaya devam ediyor. Ekonomiden üretime, spordan eğlence piyasasına her alanda bir daralma söz konusu artık. Bu daralma ile oluşan işsizlik bütün sektörlerde olduğu gibi sanat piyasasını da etkisi altına aldı. Sinemalar yarı kapasite çalışıyor. Tiyatroların durumu belirsiz. Eğlence mekanları sınırlı ölçüde hizmet veriyor. Dizi piyasası durgun, artık sınırlı sayıda dizi çekiliyor. Konser, sergi salonları boş. Kültür mekanları ne zaman eski randımanına kavuşacak kimse bir şey bilmiyor. Bu belirsizlik ise en çok sanat ortamına ve sanatçılara zarar veriyor. Şubat ayından beri durum böyle… Bağımsız çalışan sanatçılar işsiz, yanı sıra kendi kıt olanaklarıyla sanat ve etkinlik üreten kültür sanat kurumlarının çoğu iflas noktasına geldi, bazıları kapandı. En başta bağımsız çalışan oyuncular, dansçılar, yazarlar, yönetmenler, müzisyenler, müzik grupları, ressamlar, dekoratörler, ışık ve ses teknisyenleri işsizler ve gelirleri yok. Bu sanatçılar şubat ayından beri hiçbir yardım almadan hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Hükümet cephesinden bu sanatçıların işsizlik ve ekonomik sorunlarının çözümü için bugüne kadar hiçbir girişim ortaya konulmadı. Oysa bu belirsizliğe çözüm üretme ve sanatçıların yeniden normal üretim sürecine geçmeleri için zorunlu olan sanat üretim alanlarının yeniden açılması ve ekonomik destek sağlanması yükümlülüğü devletin organlarının görevi. Sanatçıların ve sanat gruplarının desteklenmesi hükümet açısından anayasal bir zorunluluk olmasına karşın iktidar cephesinde duyarsızlık maalesef devam ediyor.

Hükümet, bu sessizliği ve vurdumduymazlığı ile profesyonel toplulukların ve nitelikli üretim yapan sanatçıların işsiz bırakılıp, ekonomik kıskaç altına alınarak bunların alandan çekilmesini mi istiyor acaba? Kültür ve sanat alanının, böyle bir boşta bırakma siyasetine, karşılığı olur elbette. Ancak tiyatroda, sinemada ve genel olarak sanat estetik alanında vasat işler desteklenir ve yaygınlaşması için önü sınırsızca açılırsa (Vasat işlerle kuşatılmış) sanat ortamına ve toplumsal hayatımıza yerleşecek kültürel yozlaşmanın telafisi mümkün olmayabilir.

Diğer yandan bağımsız ve bağlantısız sanatçı ve toplulukların alandan çekilmesi sanat alanında zaten başlamış olan tekelleşme riskini daha da artıracak. Bir yandan da devletten beslenen orta yolcu hükümet yanlısı görünen cemaat ve tarikatlara angaje olmuş sanat grupları ve şahıslar, diğer yanda büyük sermaye grupları tarafından iş ortaklığına giren sanatçı ve topluluklar sanat ve kültür ortamında egemenliklerini daha da artıracaklar.

Hükümetin sanatçıları yok sayma, boşta bırakma, aç susuz bırakarak kendi düzleminde ve toplum gözünde değersizleştirme siyaseti alenen ortada dururken ve tekelleşme riski gelip kapıya dayanmışken sanatçılar cephesi çaresiz ve dağınık. Ses çıkaran birkaç tiyatro topluluğu ve bireysel çıkışlardan başka ortak akıl etrafında toplu bir karşı çıkış da söz konusu olamıyor maalesef. Tiyatrocular eylem yaparken ressamlar nerede, müzisyenler alana çıkarken işsiz ses ve ışık teknisyenleri neden ortalıkta görünmüyor. İşsiz kalan çoğu arkadaşımız meslek örgütlerine üye değil. Çoğu meslek örgütü de kitlesel gücü toparlayamadığı için etkili bir ses çıkarmakta maalesef başarısız oldular.

 

Zeugma Mozaik Müzesi'nde 10 eser kayıp! İntihar eden arkeolog Merve Kaçmış'ın görev yaptığı Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesi’nde, müfettişlerin yaptığı inceleme sonrası 10 eserin kaybolduğu ortaya çıktı. Arkeoloğun intiharı sonrası yapılan soruşturmada, Kaçmış'a zimmetlenmesi istenilen 8 bin 729 eserden 2 bin 433’ünün envantersiz olduğu, sayım sonucunda ise 10 eserin bulunamadığı öğrenildi.Zeugma Mozaik Müzesi’nde görevli arkeolog Merve Kaçmış, bu yılın ilk günlerinde izin alarak memleketi Diyarbakır'a gitti. Kaçmış, 13 Ocak günü ağabeyinin evinde yaşamına son verdi. Genç arkeoloğun geride bıraktığı mektubunda ise müzedeki envanter kaydı olmayan ya da hiç bulunmayan eserlerin üzerine zimmetlendirilmek istenmesi nedeniyle mobbinge maruz kaldığına yönelik ifadeler olduğu belirlendi.İntihara ilişkin savcılık tarafından adli soruşturma başlatılırken, iddialar üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da idari soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan gönderilen müfettişler, geldikleri Gaziantep'te ilk etapta müze müdürü E.Ö. ile 2 uzmanı görevden uzaklaştırdı.Gaziantep'te bir ayı aşkın süre incelemelerde bulunan müfettişler, müzede görevli herkesin tek tek bilgisine başvurdu. Müfettişler ayrıca mobbinge maruz kaldığını belirten arkeoloğun üzerine zimmetlendirilmek istendiğini söylediği eserlerin de tek tek sayımını yaptı.Müfettişlerin soruşturmasında, intihar eden arkeoloğun zimmetine alması istenen 8 bin 729 eser olduğu ve bu eserlerin daha önce de tayini çıktığı için başka bir kente görevlendirilen Ü.Y.P. adına kayıtlı olduğu saptandı. Müfettişler bunun üzerine Ü.Y.P.'nin tayini çıktığı için müzenin Pişmiş Toprak Eserler bölümünde görevli Merve Kaçmış'a zimmetlendirilmek istendiği eserlerin sayımının yapılmasını kararlaştırdı.Müfettişler nezaretinde başlatılan sayımda 8 bin 729 eserden 2 bin 433'ünün envanter kaydının bulunmadığı ortaya çıktı. Sayım sonunda ayrıca daha önce zimmette görülen 10 eserin ise bulunmadığı belirlendi. 10 eserin kayıp olduğunun ortaya çıktığı müfettiş incelemesinde ayrıca envanter defterlerinin yıprandığı ve içeriklerinin yetersizliğine de dikkat çekilerek yenilenmesi gerektiği ifade edildi. Raporda ayrıca müzedeki bazı eserlerin oksitlendiği, bazılarının da dökülmeye başladığının belirlendiği vurgulanarak acil önlem alınması istendi.Müfettişler tarafından sayım sonunda 6 sayfa olarak hazırlanan rapor, Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na iletildi. Teftiş Kurulu da hazırlanan raporu, arkeolog Merve Kaçmış'ın intiharına ilişkin soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, müfettiş raporu ve Kaçmış'ın intiharının ardından yapılan araştırmalar ile mobbinge maruz kalıp kalmadığına ilişkin varacağı kanaatin ardından soruşturmayı davaya dönüştürüp dönüştürmeyeceğine karar verecek.

Cemevi Bahçesinde Heykele Yasak

SANATÇI Hasret Gültekin'in, Tunceli'nin Nazımiye ilçesindeki Düzgün Baba Cemevi'nin bahçesine dikilen heykeli, cemevi yönetimi tarafından kaldırıldı. Gültekin'in ailesi ve çok sayıda Alevi derneği karara tepki gösterirken, cemevi yönetimi heykelin halktan gelen tepkiler üzerine kaldırıldığını ve Kemal Kılıçdaroğlu Parkı'na dikileceğini söyledi.

Almanya'da yaşayan eşi Yeter Gültekin ile iş insanı Sinan Samat tarafından, Nazımiye ilçesinde bulunan ve Aleviler tarafından kutsal sayılan Düzgün Baba Dağı'nın eteğindeki Düzgün Baba Cemevi'nin bahçesinde, Sivas'taki Madımak Oteli'nin ateşe verilmesi sonucu yaşamını yitiren sanatçı Hasret Gültekin'in anıtı cemevi yönetiminin onayıyla 1 Temmuz günü dikildi. Gültekin'in 3.5 metre yüksekliğindeki heykeli, cemevi yönetimi tarafından 15 Temmuz'da alınan kararla kaldırıldı. Gültekin'in anıtının kaldırılmasına Türkiye ve Avrupa'daki çok sayıda Alevi derneği tepki gösterdi. 

Almanya'da yazılı açıklama yapan Hasret Gültekin'in eşi Yeter Gültekin, eşinin anıtının dikilmesi öncesinde cemevi yönetiminden onay aldıklarını söyledi. Gültekin "Anıt, Düzgün Baba Cemevi'nin bahçesine cemevi yönetimiyle konuşulup, onay alındıktan sonra dikildi. Ayrıca 16 Temmuz günü yapılacak açılış için program hazırlanıyor ve açılışı duyuruluyor. Biz açılışı beklerken, 15 Temmuz günü bir gece yarısı Düzgün Baba Cemevi başkanı anıtı yerinden söktü. Hasret Gültekin heykelini yerinden indirenler, 33 canımızın isimlerini kaideden sökenler Madımak Oteli'ni ateşe verenlerden daha da zalimdirler" dedi. Gültekin'in heykelinin kaldırılmasının ardından oluşan tepkilere yanıt vermek için basın açıklaması yapan Düzgün Baba Cemevi Derneği Başkanı Sinan Kırmızıçicek, halktan gelen tepkiler üzerine heykeli kaldırdıklarını söyledi. Kaldırılan heykelin ilçe merkezindeki Kemal Kılıçdaroğlu Parkı'na dikileceğini anlatan Kırmızıçiçek, "Heykelin cemevimizin bahçesine dikilmesine izin verdik. Ancak daha sonra Nazımiye'de birçok kişi buna tepki gösterdi. İş insanı Sinan Samat da bu durumdan haberdar oldu ve biz de heykeli kaldırmak zorunda kaldık. Nazımiye ilçesindeki Kemal Kılıçdaroğlu Parkı'na dikilmesi için belediye başkanımızdan söz aldık" dedi.Düzgün Baba Cemevi Dedesi Cemal Can ise kararlara saygılı olduklarını söyledi.

Özel Tiyatrolar Bu Koşullarla Devam Edemez

Salgın nedeniyle salonları kapatılan özel tiyatrolar zor günler geçiriyor. Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yavuz Akkuzu, tiyatroların ayakta durması için yüksek vergilerin düşürülmesi gerektiğini söyledi. Kültür sanat alanında koronavirüs (Covid-19) salgınından en fazla etkilenen sektör olan özel tiyatrolar, varlık mücadelesi veriyor. Seyirciyle bağı kopan tiyatro salonlarının geçici süreyle kapatılması, sektörü nerdeyse durma noktasına getirdi. Salgınla mücadele kapsamında Mart ayında kapıları kapatılan tiyatro salonları, alınan tedbirler kapsamında yüzde 50 kapasiteyle 1 Temmuz’da yeniden açıldı. Ancak şu ana kadar sahnelenen oyun olmadı. “Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi” öncülüğünde geçtiğimiz gün açılamayan tüm tiyatroların önünde düzenlediği ortak açıklamada, özel tiyatroların zorlu günlerden geçtiği belirtilerek, bir an önce tiyatro yasasının çıkarılarak, yüksek olan vergilerin düşürülmesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tiyatroları desteklemesi çağrısı yapıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne Kasım 2016’da atanan kayyum tarafından işlerinden çıkarılan tiyatrocuların kurduğu Amed Şehir Tiyatrosu da bu süreçten nasibini aldı. Amed Şehir Tiyatrosu oyuncularından Yavuz Akkuzu, tiyatronun ticarethane olarak görüldüğüne dikkat çekerek, alınan vergilerin sahne sanatları lüks bir konuma yerleştirdiğini kaydetti. Tiyatroların kültürel gelişim mekanlar ve halka hizmet eden bir misyona sahip olduğunu ifade eden Akkuzu, faaliyetlerinin kâr odaklı olmadığını vurguladı. Avrupa ülkelerinde tiyatro vergilerinin yüzde 5 olduğunu, ancak Türkiye’de bu oranın yüzde 30’a çıktığını aktaran Akkuzu, yüksek vergilerin düşürülmemesi halinde özel tiyatroların ayakta kalamayacağı uyarısında bulundu. Akkuzu, ilk olarak “tiyatroların KDV, gelir vergisi ve stopaj vergi oranlarının yeniden düzenlenmesi” adımlarının atılması gerektiğini söyledi.Amed Şehir Tiyatrosu oyuncusu Berfin Emektar ise pandeminin en fazla etkilediği kültür sanat çalışmalarının içinde bulunduğu zorlu koşulların devam etmesi halinde normal günlerde ayakta durmakta zorlanan özel tiyatroların bir çıkmaza girebileceğini söyledi. Salgından dolayı kapılarını kapattıklarını, şimdi de alınan tedbirler kapsamında yüzde 50 kapasiteyle oyunların oynanabileceğine değinen Emektar, yüzde 100 doluluk oranı olduğu dönemde zorlanan özel tiyatronun bu, şartlarda devam edemeyeceğini ifade etti. Kültür sanat çalışmaların desteklenmesinin devletin bir sorumluluğu olduğunu hatırlatan Emektar, ancak bu konuda şu ana kadar somut bir adım atılmadığını dile getirdi.

 

Kürt Yayınevleri Saldırı Altında

Kürt Yayınevleri İnisiyatifi, yayınevlerine dönük baskılara dikkat çekerek, tutuklanan yazar ve yayıncıların serbest bırakılmasını istedi. Açıklama yapan inisiyatif, ‘Birçok yayınevi kapatılıp saldırılara maruz kalıyor’ dedi

Kürt Yayınevleri İnisiyatifi, yayınevleri üzerinde artan baskılara tepki gösterdi. İnisiyatif yaptığı yazılı açıklamada, baskı ve zulüm politikalarının Kürt kültür ve diline yönelik bir saldırı olduğunu kaydetti. Açıklamada, derinleşerek devam eden saldırılardaki amacın kurumları kriminalize etme olduğu ifade edildi. Açıklamada, “Birçok yayıncı ve yazar ağır suçlamalara maruz kalıyor. Bu baskı politikaları her zaman vardı. Şimdi de var. Buna rağmen yazar ve yayıncılar çalışmalarından geri kalmayarak devam ediyor. Ancak yine de yayınlama konusunda da engeller çıkarılıyor. Birçok yayınevi kapatılıp ağır saldırılara maruz kalıyor” denildi. “Baskılara son verin” başlıklı açıklamada, baskı politikalarından vazgeçilmesi çağrısında bulunularak, tutuklananların derhal serbest bırakılması istendi. Açıklamada yazar ve yayıncılardan Feratê Dengizî’ye 10 yıl, Bahadin Robar’a 8 yıl, Mîrza Ronî’ye 7 yıl, Adil Başaran’a ise 7 yıl hapis cezası verildiği hatırlatılan açıklamada, Azad Zal, Nesrin Şanlı ve Adil Ercan’ın tutuklandığı, İbrahîm Xelîl Taş, Mehmet Deviren, Suphi İzol ve Ayşe Kara’nın da gözaltına alınarak haklarında soruşturma başlatıldığı belirtildi. Kürt Yayınevleri İnisiyatifi’nde şu yayınlar ve yayınevleri yer alıyor: Aram, Ar, Aryen, Azad, Darayê, Ekin, J&J, Kürdistan, Morî, Na, Ronak, Rosana, Tevn, Wardoz, M, Sîtav ve Sor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, DTK soruşturması kapsamında 26 Haziran’da J&J Yayınevi’ne yapılan baskının ardından yayınevi sahibi Azad Zal (Mehmet Güngörmüş) gözaltına alındı. Yayınevinde yapılan aramada toplatılması olduğu gerekçesiyle birçok kitaba el konuldu. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltı işlemleri biten Zal, Diyarbakır Adliyesi’ne çıkarıldı. Zal, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanarak Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne konuldu.

200 bin Müzik Emekçisi Mağdur

Müzik sektöründeki kriz salgınla birlikte derinleşti. Krizin çözülememesinde örgütsüzlüğün temel problem olduğu vurgulanırken 200 binin üzerinde müzik emekçisinin mağdur olduğu belirtiliyor.Pek çok alanda ‘normalleşme’ adımları kapsamında koronavirüs sürecinin yarattığı mağduriyeti aşmak için harekete geçilse de müzik sektörü için hâlâ kayda değer bir adım atılmış değil. Zaten güvencesiz olan müzik emekçileri virüsle birlikte bu gerçekle daha sert şekilde yüzleşti. Kazançlarının neredeyse tamamını karşılayan canlı müzik sektörü kan kaybetmeyi sürdürürken bundan sonra ne olacağı belirsiz.

Müzik dünyasında örgütsüzlüğün temel sorun olduğu dillendirilirken bu süreçte 200 binin üzerinde müzik emekçisinin mağdur olduğu belirtiliyor. Dijitalleşmenin sektör için çok yetersiz olduğu vurgulanırken telif sorunu da bir kez daha hatırlatılıyor. Orkestra şefi ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR) Genel Sanat Yönetmeni Cem Mansur, Müzik Eleştirmeni Murat Beşer ve BaBa ZuLa’nın vokalisti Murat Ertel’in açıklamaları şöyle:

Orkestra Şefi, CRR Genel Sanat Yönetmeni Cem Mansur: “Canlı müzik yapanlar, özellikle kadrosuz, serbest çalışan müzisyenler en ağır etkilenenlerden oldu. Bu dönemde sanal ortamda müziğin paylaşılması, “Pekala böyle de oluyormuş” dedirtmek yerine bence, gerçek iletişimin ancak canlı müzikle olabileceği gerçeğini bir daha onayladı. İnternette ücretsiz paylaşımların, sanatçının emeğinin bedava olduğu yanılgısını genişleteceğinden endişeliyim. İnsanlar, bu zor zamanlarda, sanatçıların ürettiklerini tükettiklerini unutmamalı. Az sayıda müzisyen ve dinleyici ile açık hava konserleri başladı ama kapalı salonlarda sezon başlayınca yine az dinleyici olacak ve internette yayınlanan halini izlemenin, sembolik bile olsa bir ücret karşılığında olması bence çok önemli. Telif haklarına az saygı gösterilen bir ülkede bedavacılık kültürüne katkıda bulunmayalım.”


Müzik Eleştirmeni Murat Beşer: Bu ülkede müzisyenliğin (ya da aynı piyasada çalışan emekçinin) sayısız dramı var. Bunların başında da geçim sorunu yer alıyor. Salgın özellikle canlı performans dünyasını vurdu, ciddi bir işsizlik yaşandı. Memlekette hali hazırda 200 binin üzerinde müzik emekçisi mağdur. Aslında onlar salgın günlerinden önce tarifsiz sıkıntılar çekiyordu, şimdi de çekiyorlar. İşsizler, iş bulsalar bile sigortasızlar, hepsinden öte de örgütsüzler. Salgın günlerinin en fazla açığa çıkardığı durum müzik piyasasındaki insanların örgütsüzlüğü oldu. Bu sorunlar sadece ve sadece örgütlenme ile aşılır, belli başlı mercilere el avuç açarak, sadaka alır gibi tepeden iş dilenerek değil. Muhakkak müziği bırakan, ekmeğini başka kapıda arayanlar olacak. Müzik dünyasının içinde kalanlar için ise çok ciddi bir kazanç kaybı yaşanacak; tahminen yüzde 60 oranında. Geride kalanlar geleceklerini dijital dünyada kuracak, umutlarını bu dünyada sürdürmeye çalışacak. Bu da ortaya çıkan müziğin kalitesine olumsuz yansıyacak.

Müzisyen Murat Ertel: Artık normalleşme, eskiye dönüş diye bir şey kalmadı. Yüzyıl hatta binyıl dönümünde pek bir şey olmadı ancak 2020’de gerçek çağ dönüşü takvimi başladı gibi geliyor bana. Her ne kadar yerleşik devletler dirlik düzenliklerinde sanatçılar egemenler tarafından dinlenmese de esas geleceği yaratan ressamlar yazarlar müzisyenler ve diğer sanatçılardır. Distopik sanat üretiminin öngördüğü noktada durmuşken yakın çağ ve değerlerinin bitişini hüzünle gözlemliyorum. Kafamda sorular var ya manyetik alanımız değişirse, ya internet olmazsa? Alemler arası yolculuk Kızılderililerden aborjinlere hep çok önemli olmuştur. Yalnızca dijital ve sanal alemde kalır ya da hapsolursak seyreyle gümbürtüyü...

 

Sanat Yönetmeni Temizlik İşlerine Sürüldü

Erdemli Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevini yaklaşık 6 yıldır sürdüren Deniz Sandalcı, henüz bilinmeyen bir nedenle görevinden alınarak Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne sürüldü. Karar sonrası büyük bir şok yaşayan tiyatrocu Deniz Sandalcı, temizlik işleri müdürlüğü kadrosuna atanma yazısının kendisine tebliğ edilmesinden sonra belediyedeki görevinden istifa etti. Deniz Sandalcı ile ilgili beklenmeyen görev değişikliği Mersin’deki sanat camiasında büyük şaşkınlık yarattı. Yıllardır görev yaptığı Erdemli Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevinden alınıp Temizlik İşleri Müdürlüğü kadrosuna atanmasının şoku içinde olan Deniz Sandalcı, “Görevim süresince işim sanat oldu. Yaptığımız çalışmalarla ilçe sanatsal anlamda önemli yere geldi. Neden bu görevimden alındığım konusunda bir bilgi verilmedi. Sadece, gelen yazıda Temizlik İşleri Müdürlüğü emrine verildiğim yazıyor. Bu haksız uygulamaya çok üzüldüm. Bu nedenle istifa ettim. Ancak, hukuksal anlamda mücadele vereceğim” dedi.

 

Konu ile ilgili konuşan Erdemli Belediye Başkanı MHP'li Mükerrem Tollu şu açıklamayı yaptı: “Bu arkadaşın kadrosu zaten Temizlik İşleri Müdürlüğü'ndeydi. O birimde bazı durumlar oldu. Zaten boş zamanlarında tiyatro yapıyordu. Biz de, şimdi kendi asli görevine gönderdik. Sürgün diye bir şey yok. Şimdi asli görevini sürdürmek durumundadır” Genç tiyatrocunun yakın arkadaşı Semih Iğdigül ise konu ile ilgili sosyal medya hesabından “”Bundan 6 yıl önce Erdemli sanat, sanatçı, tiyatro, sinema, kültür bilmezken, Erdemli’ye geldin sanatı ve kültürü getirdin, çocuğuna, gencine, yaşlısına sahne kokusunun ne kadar değerli ne kadar önemli olduğunu öğrettin. Oyunlar ücretsiz olduğu için salonu dolduran vatandaşlarda oyunlarını izlettin. Sanatçılar, beyni kıt bazı insanlar tarafından Allahsız, komünist, solcu, alkolik, olarak bilinir. Belediyelerde de sanatçı olarak kalmak çok zordur ve hiçbir başarı cezasız kalmaz sözünün ne kadar doğru olduğunu ne yazık ki Erdemli Belediyesi’nde de gördük. Duydum ki seni sahnelerden alıp çöpe vermişler. Canını sıkma keser döner sap döner gün gelir sap döner” açıklamasını yaptı.

Cenk Dostverdi Sorguya Çekildi

 

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakında soruşturma başlatılan tiyatrocu Cenk Dost Verdi  Sahrayı Cedit Polis Karakolu'nda fade verdi. Polis şiddetini eleştirdiği paylaşımların kendisine sorulduğunu söyleyen Verdi, çoğu paylaşımın da kırpılarak kendisine okunduğunu söyledi. Tiyatro sanatçısı Cenk Dost Verdi ifadeye çağrılmadan önce “Devam eden bir davam.var. Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla yargılanıyorum. Onun gününü kaçırdım. Ama şimdi çağırdılar. Başka bir dosya olma ihtimali de var. Şimdi avukatımla ifade vermeye gidiyoruz. Dün eve gelmişler. Ben evde değildim. ‘Gelmesi gerekiyor’ demişler.” demişti.

 Dayı Filmi Setinde Çalışanlara Saldırı

Sinema Televizyon Sendikası, makyöz Alev Ünal Nayır ve kuaför Metin Tektaş’ın Dayı filminin Adana’da gerçekleşen çekimleri sırasında Ufuk Bayraktar’ın fiziksel ve sözlü tacizine uğradığını belirtti. Zeki Demirkubuz’un Kader filmiyle çıkış yaptıktan sonra Ezel, Girdağ, Dağ gibi yapımlarda rol alan Ufuk Bayraktar‘ın geliştirme aşamasında katkıda bulunduğu ve başrolünü üstlendiği Dayı film, son derece kaygı verici bir haberle sinema dünyasının gündemine taşındı. Sinema Televizyon Sendikası, bir açıklama yayınlayarak, makyöz Alev Ünal Nayır ve kuaför Metin Tektaş’ın Dayı filminin Adana’da gerçekleşen çekimleri sırasında Ufuk Bayraktar’ın fiziksel ve sözlü tacizine uğradığını belirtti. Sinema Televizyon Sendikası Nayır ve Tektaş’ın yanında olduklarını belirtirken, sektör bileşenlerini taciz ve mobbing karşısında dayanışmaya çağırdı.

Netflix’e sansür sopası

Ticari ve isteyenin para ödeyerek seyredeceği bir platformda yayımlanacak dizinin karakterlerine, dizi çekilmeden müdahale edilmesi, otosansüre, sansürün dahil edilmesi ve şirketin buna razı olması tartışma yarattı. Netflix’te gösterime gireceği açıklanan, Çağan Irmak’ın yöneteceği, Özge Özpirinçci, Birkan Sokullu, Burak Yamantürk gibi oyuncuların yer alacağı “Şimdiki Aklım Olsaydı” isimli dizi, geçen günlerde çekimleri başlamadan hemen önce iptal edildi. Yapımcılığını Netflix’in, Türkiye’deki yürütücü yapımcılığını ise Ay Yapım’ın yaptığı dizinin, senaryosunda eşcinsel karakter olması nedeniyle RTÜK ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın engeline takıldığı iddia edildi. Dizinin senaristi ve yaratıcısı Ece Yörenç, yaptığı açıklamada, bu iddiayı doğrulayarak “bir gey karakter nedeniyle dizinin çekimlerine izin verilmediğini ve bunun ilerisi için çok korkutucu” olduğunu dile getirdi. Netflix’in 14 Temmuz’da Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile yaptığı görüşmeden sonra dizi iptal ediliyor.” (Haber Merkezi)

 

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.