İSMAİL SAYMAZ RÖPORTAJI: “Çözüm süreci iktidarın ayağına dolandı”
İmza attığı hak haberleriyle son yılların en önemli araştırmacı gazetecilerinden olan ve sekiz kitabı bulunan Radikal muhabiri İsmail Saymaz, Gazetemiz...
İmza attığı hak haberleriyle son yılların en önemli araştırmacı gazetecilerinden olan ve sekiz kitabı bulunan Radikal muhabiri İsmail Saymaz, Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Meral Erdoğan’ın sorularını yanıtladı.
Meral Erdoğan: İsmail Saymaz kimdir ve yerelde ulusalda çalışmış biri olarak gazeteciliğe nasıl başladınız?
İSMAİL SAYMAZ:Ben Rize’de doğdum büyüdüm ailem aslen Erzurumlu. Rize’ye Erzurum’dan göçmüşler. 70 -80 yıllık bir tarihleri var. Oraya göçmelerinin sebebi tamamen ekonomik nedenlerden dolayı. Rize’ye dedem hamallık için gitmiş babam işçi olarak belediyeye girmiş Rize’de kalmışız. Rize nüfusunun mühim bir bölümü Erzurum İspirli’dir. Ben Rize’de doğup büyüdüm üç kardeşiz liseye kadar orda okudum Rize Anadolu Liseli mezunuyum. Babam belediyede elektrik işçisiydi annem ev hanımı sonra Marmara iletişimi bitirip gazeteciliğe başladım.
15 -16 yaşlarında lise öğrencisiyken Rize’de çıkan yerel gazetelerde, dergilerde yazılarım bazen haber bazen şiirlerim yayınlanıyordu. Bundan sonra bir süre radyo programcılığı da yaptım. 17-18 yaşlarında üniversiteyi kazanana kadar 2 yıl müddetle yerel basında birçok yerde çalıştım. Sonra üniversitenin birinci yılı için Selçuk Üniversitesine gittim. Konya da bir yerel televizyonda çalıştım yerel muhabirlik ve kameramanlık yaptım. Daha sonra İstanbul’a geldim. Üniversitenin ikinci yılında burada Eminönü’nde iki ayrı yerde hatta üç ayrı yerde yerel ve sektörel basında çalıştım sonra 2002 yılında Radikal’e girdim burada kaldım.
Meral Erdoğan: : İsmail Saymaz ismi artık bir marka kitapların ve yazdığın haberler altında imzan olmasa bile senin haberin olduğunu anlıyoruz.Bunu nasıl yakaladın?
İsmail Saymaz: Estağfur
Meral Erdoğan: Evet evet öyle anılıyorsunuz
Meral Erdoğan: Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi evlatlarını kaybettiler çok zor süreçlerden geçtiler ailenin acısına birebir tanık oldunuz ve üzerine bir de yaşananları “Ali İsmail Emri Kim Verdi” kitabınız da derlediniz duygusal anlamda etkilenmediniz mi?
İSMAİL SAYMAZ: Ali İsmail Korkmaz’ın önce abisiyle bir avukat olduğu için çok sonra ailesiyle temas ettim. Ben haber yaparken ailelere çok mesafeli biriyimdir. Çünkü aileler bir meseleye duyarlıkları üzerinden bakıyorlar, gazeteci duyarlılıkla bakamaz veriler üzerinden bakar. O yüzden o duygusal ortamın dışında kalmayı daha önceki haberlerde böyle yapardım halen de böyle yapıyorum. O duygusal ortamın dışında kalabilmek için beni ailenin bir unsuru görmemeleri beni bir gazeteci olarak kabul etmeleri için elimden geleni yaptım. Bu mesafeyi korumaya çalıştım. Aksi takdirde Ali İsmail Korkmaz’ı öldürdüğü iddiasıyla yargılananlarında aslında sanık hakları var onlara karşı da bu mesafeyi korumam gerekirdi. O yüzden ben o mesafeyi uzun müddet korudum ama doğal olarak Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi beni kendilerinden kabul ederler. Şahsen bundan hoşnuttum ama bir gazeteci için bu kadar bir haberle bir haberin konusunu bu kadar özdeşleşmek iyi bir mesela değil.
Meral Erdoğan: Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna “Oğlum İsmail, yine rahat durmuyorsun” başlığında bir e-mail gönderdi size maili gördüğünüz an ne yaptınız. Vali’nin üslubunu nasıl buldunuz?
İSMAİL SAYMAZ:Yani üslup olarak ben onun validen geleceğini tahmin etmiştim ama yine de aramak sormak gerekiyordu. Hakikatende bir istisna bir ihtimal bir pay bırakmak gerekiyordu. Bu sadece gerçekten de sizin tarafınızdan mı gönderildi diye. Sormak gerekiyordu bizde onu yaptık gittik kendisine bana attığı maili onun tarafından gönderilip gönderilmediğini sorduk.
Koruması valimiz gönderdi diye doğruladı. Sonra biz haberi yayınlayınca o mail benim hesabımdan gönderilmiştir ama benim tarafımdan yazılmamıştır diye bir tevil yoluna başvurdu sonra ertesi gün resmi bir açıklama yaparak kabul etti.
Meral Erdoğan: Kitaplarınızda polis şiddeti, yaşanan adaletsizlikler, cinsel, dinsel, etnik kültürel baskıyı anlatıyorsunuz, duygusal olarak etkilenmeden okumak imkansız bize kitap yazma sürecinizi anlatır mısınız?
İSMAİL SAYMAZ: Benim ilgilendiğim konuların bir bağlamı var insan hakları. Onun alt başlıkları var. İşte bugüne kadar ilgilendiğim davalar terör davalarıydı, polis şiddetiydi, kışlalarda ölümlerdi somut tekil vaka olarak Ali İsmail Korkmaz davasıydı. Bütün bunlarda sistematik olarak yıllardır haber yapıyorum. Ve yapageldiğim bu haberlerin olgusal bir zemininin olduğunu düşünüyorum. Yani Ali İsmail’i Ali İsmail vakasından çok toplumsal muhalefete yönelmiş devlet şiddeti olarak okunmanın yani bir olgu olarak okumanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Kışlalarda ölüm meselesini olgusal olarak bakmak gerektiğini sistem açıdan sorun odağı olduğunu görmek gerektirdiğini düşünüyorum. Bu olaylar bir gün biriktiğinde yan yana geldiğinde hepsi olgusal olarak bir şey ifade etmeye başladığında yani polis şiddetini yani mahkemelerde uygulana gelen baskıyı, cinsel, dinsel, etnik kültürel baskıyı anlatabilecek bir veriyi ulaştığında aşamaya geldiğinde onu kitap yapmak gerektiğini düşünüyorum..
Meral Erdoğan: Adınıza açılmış davalar var Saymaz hiç tutuklanma korkusu yaşadı mı?
İSMAİL SAYMAZ: 20 civarında dava var onların hemen hemen hepsini kazandım ben. Yani tazminat davaları, ceza davaları hepsini kazandım ama bu yıl itibariyle bazı soruşturmalar açıldı soruşturmaların bir kısmı düştü bazıları öz kaynaklıydı bazıları bireylerin haklarında yaptığım haberlerden ötürü açmış olduğu soruşturmalardı. Şuan bildiğim kadarıyla eğer yanılmıyorsam bir tane soruşturma var o da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şikâyet üzerine açılmış bir soruşturma onun dışın bir şey yok.
Meral Erdoğan: 7 Haziran seçimlerinden sonra şuan gelinen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz bir gazeteci olarak?
İSMAİL SAYMAZ: Yani şu belliydi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 13 yıllık tek başına iktidarı kolay kolay sandıktan da gelse milli irade de tezahür etse de kolay kolay devretmeyeceği çok belliydi. Bu iktidarı devretmemek adına millettin tercih ettiği bir başka partilere veya oluşturduğu koalisyona bırakmamak adına her türlü yolu demokratik uzantıda kullanacağı çok aşikârdı. Elbette Demokratik anlamda yollar kullandı. Ne yapıyor ülkeyi bütün koalisyon seçeneklerinden zıplatarak erken seçime götürüyor. Aslında demokratik mi evet demokatik bir yol ama maliyeti topluma çok ağır biçimde dönüyor. Bu da antidemokratik yollar üzerinden dönüyor. Ne oldu örneğin seçim gününe kadar Adalet ve Kalkınma Partisinin ayakta tutmaya yaradığı için destek veren çözüm süreci seçimden sonra bu iktidarın ayağına dolandığı düşünülerek terk edildi ve burada uygulanan benimsenen şiddet yolları topluma cenaze olarak dönmeye başladı. Topluma kaos olarak dönmeye başladı önümüzde 1 kasım seçimleri var Adalet ve Kalkınma Partisi bir kez daha şansını denemek istiyor bu seçimlere biz bir partinin tercihine herhalükarda onun fiili Genel Başkanı olarak hareket eden Cumhurbaşkanı kendi tercihi ve zevki üzerine gidiyoruz. Önümüzde ki seçimlerde eğer tek başına iktidarı çıkarabilirse bir başka sonuç, çıkaramazsa bir başka sonuç doğacaktır.
Meral Erdoğan: Nedir?
İsmail Saymaz: Çıkarırsa Adalet ve Kalkınma Partisinin ön gördüğü istikrar diyebileceği bir seçenek gösterilecek. Belki bugün ki çatışma düzeni ve şiddet yerini gene tekrar masaya bırakacak. Ama bu Adalet ve Kalkınma Parti’sinin ömrüne bağlı olarak ülkenin kaderinin Adalet ve Kalkınma Partisinin ömrüne eşitlendiği ona bağlı kılındığı antidemokratik bir formüldür. Bir diğer ihtimal Adalet ve Kalkınma Partisi ülkenin sadece kendisinden oluşmadığı, kendisine oy verenlerden oluşmadığını kavrayacak onun gibi diğer seçmenlerin oy verdiği partilerle beraber bir arada olma zorunluluğunu kavramış olacak ve ülke daha demokratik bir seçenek üzerinde uzlaşacak.
Meral Erdoğan: Selahattin Demirtaş’ın izlediği politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İSMAİL SAYMAZ: Yani ben çok iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Özellikle Kürt sorununda silahın terk edilmesi bakımından 7 Hazirandan bu yana hatta daha öncesinden itibaren yoğun mücadele veriyor. Kürt hareketini tanıyanlar için zor olduğu muhakkak olan araçlar ve söylemler geliştiriyor. Örneğin sürekli bir süredir PKK’nın tutumunu eleştiriyor. PKK’nın silah bırakma çağrısında bulunuyor. Ne var ki PKK Selahattin Demirtaş’ın bu çağrılarına kulak asmıyor. Selahattin Demirtaş o bakımdan aldığı oyun hakkını veriyor. Ve Kürt sorununu tekrar bir masa etrafında ve demokratik yollarla çözüm için uğraş veriyor ancak Kürt sorunun kendi tarihide ve savaşan insanların savaşan kesimlerin kendisi de Selahattin Demirtaş’ın gücünün üzerinde bir irade gösteriyorlar savaşma yönünde. Bir diğeri de şu tabi. Selahattin Demirtaş Hdp içerisindeki 80 vekilden biri olarak neredeyse yalnız mücadele veriyor. Zaman zaman yalnız bırakıldığı görülüyor. Eğer partisi biraz daha omuz verebilseydi onun çağrısını yükseltebilmek için, taşıyabilmek için yardımcı olabilseydi bence daha etkili olabilirdi.
Meral Erdoğan: Eskişehir Eski Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Aygün illegal dinleme yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İSMAİL SAYMAZ: Mustafa Aygün tabi o dönemde Eskişehir’deki suç işlemiş polislerin hepsinin amiri durumundaydı, emniyet müdür yardımcısıydı. Terörle mücadeleden sorumluydu. Ve gerek Ali İsmail Korkmaz’ın dövülmesi sırasında uygulanan şiddetin, gerekse Ali İsmail’e yakın yerlerde dövülen Tevfik Caner Ertay’ın dövülmesi olayına karışmış polislerin amiriydi, o emir oradan çıktı. Dahası Tevfik Caner Ertay adlı gencin bagajdan çıkarılıp dövülmesi olayına da bizati karıştı. Elbette ki hakkında dava açılması gerekiyordu. Hatta Ali İsmail’i döven polislerle aynı suçtan dava açılması gerekiyordu. Yani kasten adam öldürmeden çünkü emri verdiği ve o suça katıldığı için. Neden Aygün’e dava açıldı? Burası kritik çünkü Aygün Eskişehir Emniyeti’nde paralelci polisler listesine konulan biridir. Eskişehir’de illegal dinleme yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açılan, dava açılan bu nedenle açığa alınan ardından sürdürülen şimdi de firari polis şefidir. Hâlbuki o vali suçu işlemiş dönemin bir başka emniyet müdür yardımcısı şube müdürü bugün Eskişehir’de Emniyet Müdürü Yardımcısı oldu ve aynı suçu işledi. Biri paralel olmadığı için emniyet müdür yardımcısı oldu, biri paralel olduğu gerekçesiyle görevinden alındı ve şuan firari. Bulunamadığı için bu dava da kayıp kalacak maalesef yani gıyabında görülecek. Ancak her bakımdan paralel olsa da olmasa da zaten onun yargılanması gerekiyordu isabet oldu.
Meral Erdoğan: Adalet ve Kalkınma Partisi - Gülen Cemaati ayrışmasında ne düşünüyorsunuz?
İSMAİL SAYMAZ: Ya tabi devlet içerisinde Gülen Cemaati’nin paralel bir örgütlenme yaptığı vakası kesinliğe yakın ölçüde kabulü gereken bir vaka. Hakikaten de emniyet, yargı, medya üzerinden muazzam bir paralel bir örgütlenme yarattılar. Ve hiyerarşi içinde hareket ettiler. Devlet dışı talimatlarla devlet içinde hareket ettiler. Dolayısıyla bu illegal yapılanmanın dağıtılması gerekiyordu. Bu bakımdan geç kalınmış bir müdahale. Keşke vaktinde dağıtılsaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi bu yapıyla mücadele edecek hukuk losyonuna sahip değil. Ancak yargı mekanizmasını eğip bükerek, Gülen Cemaati’ni tasfiye etmekle meşgul şu aşamada. Ve bir tür cadı avı başlatılmış durumda.
Buna dikkat edilmesi gerekiyordu ama Adalet ve Kalkınma Partisi’nin böyle bir hukuk losyonu ve ufku olmadığı için o bildiği yollarla bu işi halledecek.
Meral Erdoğan: Bu çatışmanın sonunda hakikaten paralel yapıyı kökten temizlemek mümkün mü?
İSMAİL SAYMAZ: Sonunda Gülen Cemaati nihayet bir dini yapılanma ve öyle kolay kolay silinebilecek, yok edilebilecek, unufak edilebilecek bir yapı değil. Hatta sen gelmeden önce okuyordum Gülen cemaatinin Myanmar’daki okulunun kurduğu futbol takımı 10 ülkede birinci lige çıkmış. Yani böyle bir yapıyla baş etmek çok güç. Ancak bu gücünü dışardaki lobi unsurundan alıyor içerdeki varlığından çok.
Etkisiz hale getirilir, kamuda ki varlığı daraltılır ancak tümüyle yok edilemez
Bir de inanç grubudur yani neye göre yok edeceksiniz ki siz? Yani bir adama bağlı olmak, bir din önderine tabi olmak suç değil. Sadece bundan ötürü insanları kamusal alandan dışlayacak mıyız?
Meral Erdoğan: Son olarak Kafa dergisinde çıkan bir yazınızda 14-17’li yaşlarda ülkücü olduğunuzu okumuştum? Geçiş sürecinizi merak ettim doğrusu?
İSMAİL SAYMAZ:Yani 14-17 yaşlarında Rize Ülkü Ocağı’nda yazdığım bir yazı oradan çıkan bir hikâye zaten. Orada da yazdığım gibi doğrudur. O zamanlar da Ülkü Ocağı üyesiydim.
Meral Erdoğan: Hiç eleştiri aldınız mı siz o yaşlarda ülkücü olduğunuzu yazmasaydınız kimsenin haberi yoktu?
İsmail Saymaz: Olgunlukla yazdım yani o zaman ki öğretmenimin, öğretmenlerimin işte kitap alışverişi yaparken bana Yaşar Kemal, Nazım Hikmet kitapları vermesi ve onlardan etkilenerek dünya görüşümü bir ölçüde değiştirdim. Tabii ki bugünden geçmişe dönüp baktığımız da yani 16-17 yaşında ki bir insanın hangi dünya görüşünden söz edebiliriz. Zaten oluşmakta olan bir bilinçten söz ediyoruz. Ama o gün oralarda olmaktan da rahatsız değilim. İyi ki olmuşum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.