Birgül Ayman Güler seçim sonuçlarını değerlendirdi
CHP İzmir milletvekili ve PM Üyesi Dr. Birgül Ayman Güler, 30 Mart seçim sonucunu değerlendirdi. Seçimlerden alınan sonuçlarla ilgili olarak Güler,...
CHP İzmir milletvekili ve PM Üyesi Dr. Birgül Ayman Güler, 30 Mart seçim sonucunu değerlendirdi. Seçimlerden alınan sonuçlarla ilgili olarak Güler, “Temel hataları dört başlıkta toplamak mümkün. Bunların ilki yerel seçim stratejisi yokluğu; ikincisi kaset siyaseti odaklı kampanya; üçüncüsü parti dışı ve sağdan adaylaştırma; ve dördüncüsü adaylık kurallarının tepeden aşağıya doğru ihlali diye sıralanabilir. Birincisi, seçimin “yerel seçim olduğu” gerçeğinin ıskalanmasıdır. 30 Mart 2014, yerel seçim tarihiydi. Ne var ki, seçimler genel seçim gibi geçti. Kent ve köy halkları, günlük yaşamlarını iyileştirecek yerel plan ve programlar duymadı; yerel isteklerini seslendiremedi. Üstelik yerel seçimi genel seçime dönüştürme hatası, AKP Hükümeti’nce Aralık 2012’de çıkarılan ve 30 ili büyükşehir modeline sıkıştıran bir deli gömleği giyilirken yapıldı. Bu yasa, ülkenin yaklaşık 100.000 yerel sandalyesini kırdı. Toplam 34 bin köyden 16.500’ünü kapatarak; toplam 2960 belediyeden 1550’sinin kapısına kilit vurarak; 81 il genel meclisinden 30’unu ortadan kaldırarak yapıldı” dedi
“KASET SİYASETİ”
İkincisi, seçim propagandasının ‘kaset siyaseti’ üzerine inşa edilmesidir. 30 Mart 2014, yerel seçim tarihi olmakla birlikte kampanyalar genel seçim gibi yürüdü. CHP kampanyası, ‘kaset siyaseti’ne odaklandı. Kasetler, dinleme – gözetleme kayıtlarıydı. Kayıtları kim yaptı? Neye dayanarak yaptı? Neden yaptı? Bu soruların yanıtı, herkesin bildiği bir sır idi. Bilinen, bunların F tipi cemaat tarafından üretilip servis edildiği idi. Elbette yasa dışıydı. Elbette bu kapsamda bir iş, bir “cemaat” olanaklarının ötesindeydi. Her yanıyla yabancı – yerli oraklıklı istihbarat servislerinin işi gibi kokuyordu. CHP kampanyası işte bu kasetlere dayandırıldı.
“CHP'Lİ OLMAYAN ADAYLAR”
Üçüncüsü, adaylaştırmalarda CHP’li olmayan kimselere ağırlık verilmesidir. 30 Mart 2014, yerel seçimdi. 1394 belediye ve 51 il genel meclisi için seçime gidildi. Zaten pek çoğu kırıldığı için sayısı yarı yarıya azalmış sandalyelere aday gösterilecekti. Simgesel büyük yerleşmeler için örgütle bağı olmayan ve daha önemlisi CHP ile bağı olmayan kimseler aday gösterildi.
“KAPALI KAPILAR ARDINDA”
Dördüncüsü, adaylaştırmalarda belirlenmiş kuralların yukarıdan aşağıya ihlal edilmesidir. 30 Mart 2014 yerel seçiminde MYK – PM, yola erken çıkarak “aleni adaylık sistemi” ile en iyi adayı kolektif belirleme yöntemini benimsedi. Her aday adayının eğilime girmesi ve 2 Eylül 2013 tarihine kadar başvurması koşulunu getirdi. Bu, partinin yükselişini sağlayan en önemli adımlardan biriydi. Ne var ki, koyulan kurallar kural-koyucuların kendileri tarafından ihlal edildi. Kurallara uyarak aleniyet riskini üstlenen ve gereğini yapanlar kaybetti. Kuralları hiçe sayıp “kapalı kapı ardı” diplomasisine güvenenler karlı çıktı.
“VATANDAŞLIK HAKKI”
Üçüncüsü, bu hegemonyanın bize dayattığı başka bir nokta, demokrasi ve özgürlük, etnik-dinsel topluluklara hukuki-siyasal kişilik vermeyi gerektirir görüşüdür. Bu, insan hakları olarak kodlanmıştır ve vatandaşlık hakları bunun altına yerleştirilip ezilmiştir. Bizim için asıl olanın vatandaşlık hakları olduğunu görmemiz gerekir. İnsan hakları vatandaşlık haklarının üzerinde değildir; tersine insan hakları vatandaşlık haklarının içeriğini oluşturur. Bu sınıfsal – bölgesel eşitsizlikleri aşmanın ve etnik – dinsel her türlü farklılığı birlik içinde özgürleştirmenin biricik yoludur. Kimlik siyasetinin asit gibi eriten etkileri, ancak vatandaşlık siyasetiyle aşılabilir” dedi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.