ZAMAN, DÖNGÜ VE İNSAN

Cengiz Akgün

Yaz mevsiminin o son durağına, ağustosun tam ortasına vardık yine. Ağır, bunaltıcı bir sıcak çöküyor sokaklara. Bir yandan akıp giden hayatın hızıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan geride bıraktığımız ve bir daha asla tekrarı olmayacak o sayısız yaşanmışlığın ağırlığını hissediyoruz. Takvim yaprakları dökülürken, zamanın durmayan çarkı usulca dönmeye devam ediyor.

Aslında her şey muazzam bir döngünün parçası. İlkbaharın umudu, yazın coşkusu, sonbaharın hüznü ve kışın sessizliği... Gece ile gündüzün bitmek bilmeyen nöbet değişimi, saatlerin sessiz ama kararlı tıkırtıları...

Yaşam, tam da bu döngünün ortasında beliriyor. Sabah güneşin ilk ışıklarıyla tazelenen, enerjiyle dolup taşan hayat; gün batımıyla birlikte kendi sonuna doğru süzülüyor. Her doğum bir yenilenmeyi, her batan güneş ise kaçınılmaz bir tamamlanışı temsil ediyor.

İnsanlık var olduğundan beri bu akışı izledi. Filozoflar ve düşünürler, güneşin doğup batışı gibi başlayıp biten bu hayatı anlamlandırmak için yüzyıllardır sorular soruyor: "Zaman nedir? Akıp giden bu döngüde insanın payına düşen sadece izlemek midir, yoksa o anı dönüştürmek mi?"

Öne sürülen farklı görüşler, geliştirilen tezler ve derin sorgulamalar... Hepsi aslında aynı temel arayışın ürünü: Geçiciliğin içinde kalıcı bir anlam bulabilmek.

Ağustos sıcakları yavaş yavaş yerini sonbaharın serinliğine bırakmaya hazırlanırken, bize düşen belki de sadece bu büyük döngünün ritmine kulak vermek. Çünkü zaman durmuyor, yaşanmışlıklar tekrarlanmıyor; ama güneş her sabah yeniden doğmak üzere batıyor.

Düşünürlerin İzinde: Yaşama ve Zamana Dair

Immanuel Kant: "Biri üzerimdeki yıldızlı gökyüzü, diğeri içimdeki ahlak yasası... Zaman ve mekân, dünyayı algılama biçimimizdir; ama hayatı anlamlı kılan, insanın o zaman içinde kendi eylemlerine yüklediği sorumluluktur."

Sigmund Freud: "Bir şeyin geçici olması, onun değerinden hiçbir şey eksiltmez; aksine, onu daha da kıymetli kılar. Çiçeğin ömrünün kısa olması, güzelliğini azaltmaz; aksine o güzelliğe bir nadide olma duygusu katar."

Marcus Aurelius: "Evren değişimdir; hayatımız ise düşüncelerimizin onu dönüştürdüğü şeydir. Zaman, akıp giden bir nehir gibidir; her an geçer, kaybolur ve bir daha geri gelmez."

Arthur Schopenhauer: "Hayat, bir anlık bir uyanıştır; doğumla başlar, ölümle biter. Bize düşen, bu iki sınır arasındaki zamanı sadece sürüklenerek değil, bilincine vararak yaşamaktır."