YÜKSEK SESLE KONUŞMAK

Tuncer Altunbulak

Kamuya açık yerlerde yüksek sesle konuşan insanlara hiç dikkat ettiniz mi? Merak edin, onları izleyin. Kimisinin yalnız yüksek sesle konuşmadığını, bağırarak konuştuğunu göreceksiniz. Ne yazık ki içlerinde küfür ederek konuşanları bile göreceksiniz.

Bu da bir şey mi? Bir de telefonla nara atarak konuşanlar var ki gerçekten onları görmeye değer. Semt pazarlarımız adeta savaş alanı gibi. Elbette halkımızın tamamı böyle konuşuyor değil; ancak toplumun bir kısmı böyle davranıyor.

Pazara gelen müşteriler ne alıp ne almayacağını bilirler; çünkü her şey tezgâhların üzerine dizilmiştir ve insanlar bunları görür. Fazladan yüksek sesle nara atarak reklam yapmanın mantığı nedir? Kibar insanlar telefonla bağırarak değil, alçak sesle ve yalnızca kendilerinin duyabileceği bir tonda konuşurlar. Bağırarak insanları rahatsız etmenin ne anlamı var ki? Hangi konuda ve hangi anlamda olursa olsun, hiç kimsenin başkalarını rahatsız etme hakkı yoktur. Bunu hepimiz bilmeliyiz.

Ne yazık ki bir kısım insanın bu tür nezaketli davranışlara aldırdığı yok. Sevgili okurlar, bu sorun altı boş, önemsiz bir sorun değildir. Bana göre toplum olarak en önemli sorunlarımızdan biridir. Sorunun birden çok nedeni vardır. En önemli nedeni ise elbette kültür ve eğitim sorunudur.

Sokaklarda kavga edenlerin birbirlerine söyledikleri lafları sanırım kulakları duymuyor. Her gün onlarca insan sokaklarda yakapaça birbirlerini yıkıp döküyorlar. Bunlar, iyi eğitim almış ve kültür düzeyi yüksek insanların yapacağı işler değildir.

Otobüste, trende, vapurda, duraklarda ve garlarda “Yüksek sesle konuşmayın” diye uyarı levhaları asılmış. Ne yazık ki buna da kimsenin aldırdığı yok. Başlı başına bu afişlerin asılması bile eğitim ve kültür seviyemizin ne kadar düşük olduğunu gösteriyor. Tuvaletlere bile bu tür afişler asılmış.

Yüksek sesle konuşmanın yanlış olduğunu okullarda öğretmenler mutlaka anlatmışlardır bize. Bu durumda sorunun yalnızca eğitim sorunu olmadığını, başka daha önemli nedenlerin de bulunduğunu gösteriyor.

Bu konuda yaptığım bir gözlemi anlatmak isterim. Dört kişi bir kahvede, bir masada hem okey oynuyor hem de bağırarak konuşuyorlardı. Yanlarına oturdum ve “Neden bağırarak konuşuyorsunuz?” dedim. Adamlardan ikisi, “Sana öyle geliyor. Biz yüksek sesle falan konuşmuyoruz,” deyince anladım ki insanlar yüksek sesle konuştuklarının farkında bile değiller.

Bu durumun başka nedenleri de var. Sorunun önemli nedenlerinden biri de bu insanların psikolojilerinin bozuk olmasıdır. Bu tür konuşma biçimleri psikoloji ile ilgilidir. Sağlıklı, kendini bilen ve başkalarını rahatsız etmeyen insanlar daha rahat insanlardır; çünkü ne yaptıklarının farkında olurlar.

Birçok konuda kendimi örnek verdiğim gibi bu konuda da kendimi örnek vereceğim. Çünkü ben de psikolojisi bozuk biriyim. Uzun yıllar bunun tedavisini gördüm. Bir gün gittiğim bir psikiyatr, resmen yüzüme şöyle demişti:

“Senin söylediklerin, aslında söylemek istediklerin değil. Korkundan benim duymak istediklerimi söylüyorsun. Söylemediklerinin de farkındasın. Eğer gerçekten hastalığınla ilgili şeyleri söylemezsen, tedavini yapamam.”

Gerçekten de doktorun söyledikleri doğruydu. Doktora asıl söylemek istediklerimi söylememiştim. Hatta nefret ettiğim kimi insanları sevdiğimi bile söylüyordum.

Sevgili okurlar, yüksek sesle konuşmayı bildiğimiz kadar dinlemeyi de bilsek çok daha iyi olacak. Çünkü biz çoğu zaman birbirimizi de dinlemiyoruz. Kimimiz dinlemiş gibi yapıyoruz. Bu da psikolojimizin sağlıklı olmadığını gösterir.

Dün bir arkadaşımla sohbet ederken bunu bir kez daha gördüm. Ona şairlerimizden birinden söz ediyordum. “Şair demiş ki…” dedim. Ne dediğini söyleyemeden adam sözümü kesip, “Bırak boş ver şairi mairi, sen beni dinle,” dedi. Elbette söyledikleri eften püften şeylerdi ama o dinlememi istediği için dinledim.

Bazı şeyleri bize emir veriliyormuş gibi anlamaya çalışıyoruz. Bu yüzden de dinlemiyoruz, söyleyen insanları önemsemiyoruz. Çünkü kendimizi yeteri kadar tanımıyoruz. Çoğumuz fiziksel ve zihinsel olarak iç huzurdan yoksun insanlarız. Kendimizi tanımıyoruz, yanlışlarımızı kabul etmiyoruz ve yanlışlarımızdan dolayı özür dilemiyoruz.

Bu tür sıkıntıları uzun yıllar yaşadığım için biliyorum. Zaman zaman tımarhanede yattığımı söylüyorum ya, gerçekten o tımarhane bana çok iyi gelmişti. Gerçek kişiliğim orada ortaya çıktı.

Kimi insanlar tımarhaneleri tehlikeli yerler gibi gösteriyorlar. Hiç de öyle değil. Orada kininizden, nefretinizden ve kimi önemsiz davranışlarınızdan arınıyorsunuz. Doğal olarak da olgunlaşıyorsunuz. Güzel yaşamanız için size yol gösteriyorlar.

Bu yüzden oraya “hayat okulu” diyorlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.