Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü eski öğretim görevlisi ve ünlü mimar Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, yeni bir depremin Türkiye’yi çok zorlayacağına dikkat çekti. Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, konuşmak yerine deprem için önlemler alınması gerektiğine vurgu yaptı.
Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, olası bir İstanbul depremine hazırlıklı olunması gerektiğini ifade ederek; “İstanbul Depremi için bir kabus senaryo ya göre İstanbul’da e naz 100.000 ölü beklenmektedir. Binlerce noktada yangınlar, doğalgaz patlamaları beklenmektedir. Salgın hastalıklar, hatta etnik çatışmalar beklenmektedir. Haiti depremini hatırlayalım. Büyük güçler yardım edeceğiz diye girip çıkmayabilirler. Türkiye’mizin coğrafi konumu çok hassastır ve stratejiktir. Olası büyük İstanbul depreminde zafiyet durumumuzu değerlendirmek isteyen düşmanlarımız veya fırsatçılar olabilir. Bu varsayımlarımı lütfen yabana atmayınız. Doğu ve Güneydoğu terör ile kavruluyor. Marmara da bir büyük deprem Türkiye’yi zorlar.” Dedi.
Büyük Marmara depremi sonrasına da değinen Alp; “1999’dan sonra kağıt üzerinde çok şeyler yapıldı, yazıldı, çizildi.. Efendim, konferanslar, seminerler, deprem haritaları, pilot bölgeler, master planlar, tespitler vs, vs. Bunlar yıllar önce yapılmalıydı. Ancak milyonlarca gecekondu ve çürük apartman daireleri için hiçbir fiziki girişim yapılamadı. Bunlar betonarme tabutlar olarak bekliyor. Dönüşüm Bağdat Caddesi bölgesinde zengin muhitlerde bir kıpırdanma gösterdi. Deprem Konseyi her nedense lağvedildi, Başkanının bile haberi olmadı. Sokaklara konuşlanan deprem kutuları sırra kadem bastı. Kesin park yasağı getirilen acil deprem yollarının çoğu paralı otoparka dönüştürüldü. Kadir Başkan’ım kabul etmeyecek biliyorum ancak toplanma ve çadırkent sahaları olarak belirlenen açık alanlardan ciddi bir bölümü sonradan imara açıldı ve yapılaştı. “ dedi.
Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp; “Yeni kurulan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ve TC Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na çok yetkiler verildi ve çok umutlar bağlandı. Ancak köklü bir Mimarlık ve Şehircilik reformunun gerçekleştirilmesi ve bu alanda zihniyetin radikal biçimde değişmesi gerekiyor. İmar ve inşaat işleri artık siyasi rant aracı, köşe dönme faaliyeti olarak veya tam tersine başını sokacak bir delik oluşturma faaliyeti olarak algılanmamalıdır. Yapılarımızın ve şehirlerimizin kullanışlı, güvenli, güzel, ekonomik ve çevre-duyarlı olması, kültürümüzü ifade etmesi ve bizleri mutlu kılması sağlanmalıdır. Uzman kadroların siyasi rozet gözetilmeksizin göreve çağrılması ve ülkemizde henüz kullanılmayan ‘endüstrileşmiş yapı üretimi’ veya ‘süperprefabrikasyon’ olarak adlandırdığım inşaat teknolojilerinin veya benzerlerinin devreye alınması ile mümkündür. Depremde yalnız insanlarımızın canları ve malları gitmiyor, hayatları sönmüyor, Ülkemiz uluslararası platformda ciddi itibar kaybediyor. Zira gelişmiş ülkelerde depremin zararı çok daha az oluyor. Toz toprak içinde can çekişen insan görüntüleri iç acıtıyor. Tekrar etmek istiyorum: Türkiye’miz artık bu görüntüleri hak etmiyor.İmar işlerinde özellikle son 50 yıl çok yanlış yaptık. Şimdi fatura KDV si ile birlikte önümüze geldi. Bir şekilde ödeyeceğiz. Faturayı hafifletmek için zamanımız az. Doğru seçilmiş kadrolarla hızlı ve büyük düşünmemiz lazım…” dedi.