YASAL AMA ETİK DEĞİL

Kenan Seyrek

Alev Alatlı Hanımefendi'nin hafızalara kazınan, hepimizi makamdan sokağa sarsan 2014 yılındaki o müthiş konuşmasını hiç unutmam...

“Yasal olabilir ama helal değildir.” sözünün çevresinde söyledikleri, edindiğimiz her şeyi içimizde sorgulattı. Herkes göz ucuyla diğerini kontrol etti. Yasal ama ürkek bakışlarla baktık birbirimize. Çok da etik olmayan bir merak içinde, merak ettik ve merak edildik mi diye tedirginleştik.

Aradan yıllar geçti. Birçok söyleşiye katıldım veya sosyal medyadan dinledim. Hiçbiri beni bu kadar etkilemedi. Toplumda da aynı etkiyi gördüm ve sonucunda yıkıldık ve yasal amalarımız ayaklar altında gezindi. Sığındığımız ne varsa konuşma ilerledikçe kürsüden yayılan sözlerle yerle bir oldu. Kendimizi çıplak hissettik ve soyundukça yasallık zırhımızın sızdırdığını fark ettik. Kendimizi sorguladık ve mübaşire yasal olmayanı vaat ederek davayı kapattık. Ama “Yasaldı!” diyerek de elimizde olana samimiyetsizce sarıldık.

Elmayı ısırmamız yasaldı ama tembihlere kulak tıkayıp ilk ısırıkla etik değerleri yok ettiğimizi de yok saydık. Etik değerleri, gece uykumuzu bölmeyecek ve vicdanımıza seslenmeyecek şekilde yasallığın içine serpiştirdik. Yasa bizden yana olduğu sürece her şey güllük gülistanlık oldu.

Rızayı gözettik ama rızanın oluşumunu ve onu oluşturan şartları, şartlar bize çalıştığı sürece hiç sorgulamadık. Dilden dökülene baktık ama yüze yansıyan, gönüldeki hoşnutsuzluğun izlerini yok saydık. Yaptıklarımız bize yapıldığında ne kadar mutmain olacağımızı düşünerek hiç kalbimizi yoklamadık.

Kanunların boşluklarından yararlanarak yasal avantajları lehimize kullanmanın yasal olduğunu bilmek bize bir güvence verdi. Ama gönülleri de kuşun kanadı gibi kırdı. Teslimiyetler doğdu; rızaya değil, yasaya...

Bir haksızlık sezdik ama yasaldı!

Elitlerin ve seçilmişlerin yaptığı, onları önceleyen yasalarla etik değerler uyuşmadığında, yasaları değil değerleri kendine rehber ediniyorsa bir toplum ve yöneticileri, orada vicdanlar kanamaz, huzur sokağa hâkim olur ve hakkaniyet duygusu isyanı değil, razı olmayı tetikler.

Yoksa yasal açıdan bakarak elimize geçen şey, önce gönüllerin kaosu, sonra yasaların ve sonrasında sokakların çıkmazları olur. Ve karşımıza medeniyetin hekim koltuğunda sancılanan Fransa'sı çıkar...

Yasal çerçeve bizleri her daim huzura ve barışa götürmez.

İsrail'in, Amerika'nın, Çin'in, Hindistan'ın ya da Mekke'de İslam motiflerinin, Riyad'da sarhoş gezintilerinin yasal olması mümkündür. Ama bütün bunlar, etik ve insani değerleri eleğe çeviren uygulamalar da olabilir; korunanların, korunduklarına karşı...

Yani aramızdan 2024 yılında ayrılan o güzel insanın, tüm vicdanlarda cüzdanın ve makamın yanında biraz yer açan ve bizleri silkeleyen sözlerini yeniden hatırlamalıyız.

“Yasal ama etik değildir.” dedirtenleri azaltıp etik değerlerin yasallığını çoğaltırsak, sokağı yönetenler de sokakta gezinenler de mutlu olur. Sokağı karıştırmak isteyenlere de ne yasallık ne de ezilmiş değerler adına bir zemin kalır...