Yazmak, sadece kağıda mürekkep bırakmak değildir; insanın kendi varlığını zamana hapsetme, ölümü ve unutuluşu kelimelerle alt etme çabasıdır. Zihnimizdeki düşünceleri yazıya dökerek paylaştığımızda, aslında kendimizden bir parçayı evrenin sonsuz boşluğuna emanet ederiz. Yazmayı seviyorum; çünkü yazmak, bugünü yaşarken yarının kapısını çalmak, geleceğe silinmeyecek izler bırakmaktır.
Üçüncü kitabım olan "Beni Bana Anlatma", benim için sadece bir edebi çalışma değil; üzerine çokça düşünülmüş, her satırı titizlikle işlenmiş bir "gelecek belgesi" niteliği taşıyor. Bu kitapta, bugünün insanını, o insanın içsel çatışmalarını ve toplumun içinden geçtiği değişim sancılarını kayıt altına almaya çalıştım.
Neden bir "belge"? Çünkü bugün sıradan bulduğumuz bir gözlem, bir duygu veya bir toplumsal analiz; bundan elli ya da yüz yıl sonra tarihçiler için bir dönemin ruhunu anlatan en saf kanıt haline gelecektir. Bizler gazeteci ve yazar olarak sadece bugüne hizmet etmiyoruz; aynı zamanda henüz doğmamış kuşakların kütüphanelerine de yatırım yapıyoruz.
Kim bilir, on yıllar belki de yüzyıllar sonra teknolojik ve bilimsel olarak bizden çok daha ileri bir noktada olacak insanlar, bu yazdıklarımızı ellerine aldıklarında ne hissedecekler? Belki kullandığımız kavramlar onlara "antik" gelecek, belki duygularımızın derinliği karşısında hayrete düşecekler. Ancak kesin olan bir şey var: Yazdıklarımız, onlara insan olmanın zamansız doğasını hatırlatacak.
Geleceğin insanı, bizim "bugün" dediğimiz o uzak geçmişte nelerle dertlendiğimizi, neleri dert edindiğimizi ve dünyayı nasıl gördüğümüzü bu eserlerden öğrenecek. Bu yüzden "Beni Bana Anlatma", benim yarının insanına gönderdiğim samimi bir mektup, onlara "biz de buradaydık ve bunları hissettik" deme biçimimdir.
Söz uçar, eylem biter ama yazı kalır. Yazmak bu yüzden kutsal bir uğraştır. İnsanın bedeni toprağa karışsa da, zihninin yankısı bir kitabın sayfaları arasında yaşamaya devam eder. Yazmak güzeldir; çünkü paylaşmak, tek bir zihinde hapis kalan düşünceyi özgürleştirip onu toplumsallaştırmaktır.
Yeni kitabımla bu sonsuz döngüye bir halka daha eklemiş olmanın heyecanını yaşıyorum. Kelimelerin gücüne inanan, bugünü yarına taşımak isteyen her okurun bu "belgede" kendinden bir parça bulacağını umuyorum. Zira gerçek edebiyat, yazarın kendinden başlayıp herkesin hikayesine dokunduğu o ince çizgide hayat bulur.
Yazmak, geleceğe atılan en güvenli köprüdür. O köprüden kimlerin geçeceğini bilmesek de, sağlam inşa etmek bizim sorumluluğumuzdur.