Yaman’dan Toltar’a, Toltar’dan Şayir’e bulaştı: Virüs koltukta!

Aktan Uslu

Başlık, cinayet ve gerilim romanlarının efsane yazarı Agatha Christie’nin eserlerinden en az kesin birinin finalini de çağrıştırdı, attıktan sonra fark ettim: Katil hizmetçi!

Gebze merkezli Kocaeli Düğün Salonları Derneği’nin hafta içi gerçekleşen basın açıklamasında metni o şekilde kim hazırladı ise ona iş buldum!

Bir ihtimal, erken seçim de var. Ama üç yıla kalmaz genel, yerel seçim kesin kapıda.

Bölgemizdeki tüm siyasi partilerin ilçe başkanlarına, milletvekili ve belediye başkanlığı düşünen tüm aktif siyasetçilerine önerimdir: O metni yazan her kimse bulun ve hemen danışman olarak işe başlatın. Hatta bütçeniz yeterli ise şimdiden, aday adaylığı sürecinde partinizdeki refikleriniz, ola ki aday gösterilirseniz diğer partilerin adaylarından önce kapın.

O nasıl bir giriş, o nasıl bir ironi, o nasıl bir ince, zeki, nitelikli, eleştirirken incitmeyen mizahtı.

Şahsımı aynı basın açıklamasından iki habere itekledi.

Ara başlıkla detay olarak bıraksaydım harbi yazık olacaktı.

Söz konusu açıklamaya göre virüs Vuhan şehrinde bir düğün salonundan türedi ki bilim dünyasını ayağa kaldıracak Korona ile mücadeleye ışık tutacak, nokta atışlı bir tespittir. Bu tespit bence Dünya Sağlık Örgütü’nce de görmezden gelinmemeli, “İnsan sağlığına katkı” ödülü ile onurlandırılmalıdır.

Ve bu ihbardan esasla ben ne yaptım.

Vuhan’daki düğün salonundan çıkıp ülkemize de bulaşan Korona’nın izini buldum ve yerini tespit ettim.

Dilovası Belediye Başkanlığı, makam odası, başkanlık koltuğu!

Nasılkine diye soracak olursanız, şöylekine!

**

Cemil Yaman’ın malum düğünü sonrası sosyal medyada Face’den yaptığım paylaşımda Yaman’ın gömleği çıkartmadığı, Gebze Belediyesi’nde memur olduğu yılları özlediğimi ifade ettim.

Şimdi Allah için, Dilovası Belediye Başkanlığı döneminde de maziden edindiği bir takım ahlaki değerleri muhafaza etmesini bilmiş idi, gibi geldi bana. Öyle gözlemledim.

Demek ki virüs bulaşmış bulaşmasına da etkisini sonra sonra hissettirmiş. Kanser misali, sinsi.

Önce kendini saklıyor, sonra pat diye açığa çıkıyor.

Kanserle mücadelede başarılı olma ihtimaliniz, evrelerine göre değişiyor.

Birinci evre, kesin kurtuldunuz. İkinci evre, risk yarıya yükseldi. Üçüncü evre, hala ihtimal var. Dördüncü evre, tıbbın yapacağı fazla bi’şi yok. Allah yardımcınız olsun.

Bu arada anektot olarak çok bilinen bir önleyici tedaviyi hatırlatmakta fayda var: Yılda bir check up, hayati derecede önemli.

Yine ana konunun yörüngesinden daha fazla kopmadan U dönüşünü yapacak olursam..

Cemil Yaman’ın düğün eleştirilerine yönelik savunmasını sağdan soldan duyuyorum. İnanmıyorum. Google taraması yapmıyorum gerek yok, biliyorum demiş. Üstelik bunu gülerek, halkla her şekil alay edercesine demiş..

Van ve galiba Ağrı’yı da kast etmiş. Düğünlere gelen konuklar, yemek ikramsız gönderilmezmiş.

04 Ağustos’ta getirilen yasağa rağmen 06 Ağustos’taki düğünde aleni yasak ihlaline dair, galiba “gık” yok.

“Salak”a ya kendi yatmış. Ya halkımızın yatmasını istemiş.

81 ile yayılan geleneğimizdir ki her ortamda ev sahibi, konuğunu yemek yedirmeden ağırlamak istemez.

Hatta bence bu bir dünya geleneğidir.

Elin “gavur”u da konuğunu, yemek ikramsız bırakmaz.

Bir de Cemil Yaman gömleği çıkartması sonrası sadece siyasi, ideolojik duruşundan değil halktan, üstelik bağrından çıktığı halktan öyle kopmuş ki..

Yahu unutmuş olabilir ama Turgut Özal, Diliskelesi.. Her iki mahalle de yanılmıyorsam ilçenin Ağrılı, Vanlı yurttaş yoğun mahalleler. Mimar Sinan’da da sanırsam çok yoğunlar.

Hangi ortamlarda yaşama tutunduklarını Yaman unutmuş olabilir, ben unutmam.

MHP’li Musa Kahraman’ın belediye başkanlığı döneminde..

Bir gün sabahın ben deyim 05.00, siz deyin 06.00’sında

Diliskelesi’nde..

Ön planda gözleri mağmur ayağı çıplak..

Arka planda Polisan dahil olmak üzere çevre kirliliğini yansıtan..

Öyle ki bacalardan çıkan o dumandan karşı tepedeki Dilovası merkezi gözükmüyor..

Fotosunu ben muhafaza edemedim ama Birgün Gazetesi’nin arşivinde vardır..

Dünya basınında dahi yer edindiğini duyduğum o fotoğraftaki çocuğa memleketini sormadım ama yüksek ihtimal Ağrılı idi..

O fotoğraf ve altındaki haber Dilovası için TBMM’de araştırma komisyonunu tetikledi.

Hiçbir şey yazmasam, fotoğraf dahi tek başına yeterdi.

O çocuk şimdilerde evlenme çağına gelmiştir.

Git sor bir Cemil Yaman: “Hemşerim, bizde adettir. Düğüne çağırmışsın. Yemekli değil mi?”

Daha “methiyeler” düzerdim ama..

İzleyen bilir. Kemal Sunal’ın başrolleri Adile Naşit, Müjde Ar, Şener Şen ve İlyas Salman ile paylaştığı Kibar Feyzo’nun finalini.

Maho Ağa’yı (Şener Şen) öldüren Kibar Feyzo’nun (Kemal Sunal) hakime anlattıklarından ibaret filminin son repliği şu şekildir.

Ola ki Cemil Yaman yorumda hakaret keşfedip davacı olursa Hakim Bey’e anlatıp anlatıp sonunda ben de diyeceğim:

“Yalanım yok, bütün işler bu mihval üzerine olmuştur Hekim (hakim) Bey. Maho Ağa ölmiştir. O ölmiştir, başka ağa gelmiştir köyümüzün başına. Habar almışım, herkes Maho Ağa’yı arar olmuştur. Bu işin sonu neye varır, ben bilmirem. Sen devletsin, sen bilirsin. Gayri hükmü sen var gurban. Suç kimde?"

 

**

Repliği gerekirse bir daha okuyun.

Ne kadar da andırıyor di mi, Dilovası Belediyesi’ni..

Sistem (AKP) değişmedikçe, AKP aday değiştirip seçtirdiğinde aslında değişim olmadığına dair önemli işaretlerden biri var. Kaldı ki bu pek çok il, ilçe için kesin eminim, böyle.

Nuh Çimento’nun ÇED toplantısı hayli hızlı bitince Özer Elektrik direnişinde DİSK ziyaretine yetişme telaşım ortadan kalktığı gibi Tavşancıl sahilde keyifli bir sohbet masasında oturmaya vakit dahi vardı.

Sohbet olduğu için ismi bende kalmalı..

Ali Toltar dönemine atıfta bulunduğumuz ikili sohbette, “Ali Toltar iyi insan aslında” dedi, bana.

Ben de kendisine, “Doğrudur. Ama ben Ali Toltar dâhil hiç kimsenin kişiseline dokunmam, dokunmadık ki. Çok çektirdiğim doğrudur ama ne yazdıysam, hepsi doğruydu. Aksi olsa, Gebze Adliyesi oradaydı. İyi insan olmak, iyi bir belediye başkanı olmak anlamına gelmez ki” dedim.

Hak verdi..

Ve Toltar ile hayli ekşın vakalarım da olmuştur. Bilen bilir.

Ancak Dilovası Belediye Meclisi’nin meşhur toplantısına girmemem için yakın korumasını görevlendirmesini, kısmi de olsa fiziki şiddete yöneltmesini bir türlü anlayamadım.

Meclislerin değil basına, halka açık olduğunu bilmeyecek kadar bilgisiz olur mu bir insan..

Üstelik üniversite devirmiş İnşaat Mühendisi!

Ve benim o durumda ne yapacağımı öngöremeyecek kadar insan sarrafı olmaktan uzak..

Elbette kıyameti koparttım.

Telefona sarılıp 155’i aradım ve meclise girme hakkım engellendiği için polis desteği istedim..

Neyse ki yanında onu her zaman kollayan, koruyan, yeri geldi mi frenleyen, yeri geldi mi “Kral çıplak” demesini bilen Recep Laç vardı da ben o salona girdim.

Şahsıyla birlikte ilçeyi “basın özgürlüğü” bakımından Türkiye’ye rezil rüsva etmedi.

Ve toplantı bitiminde Recep Laç da yanımızdayken özür diledi.

Asla samimi değildi, yüz ifadesinden belliydi ama yine de özür diledi.

Koskoca belediye başkanı, şahsımda gazeteciden, o gerekçe üzerinden özür dilemek zorunda kaldı.

Üzüldüm ama Dilovası, Dilovalı için..

Siz kimi başkan seçtiniz yahu?

Ayağınıza değil, kafanıza sıkmışsınız!

Ve Toltar’ı o hale getiren, artık kesin eminim. O virüstü, koltuktan bulaştı!

**

Günümüzde ise virüs durmadı..

Aynı yerden, aynı koltuktan Hamza Şayir’e de bulaştı.

Çünkü bu bir tekrardır ama parti üyelerinin oylarıyla ön seçimle belirlenen değil, partinin erki tarafından adaylığa atanıp seçilen belediye başkanı olsun, milletvekili olsun zevat, yüzü halka dönük hizmet yapamaz.

Yüzde 99 doğrudur ki:

Gerek meclisten gerek sağda solda o ÇED toplantısına katılacağını söyleyen,

Diğer siyasi partilerin ilçe başkanlarını, belediye meclis üyelerine de davet eden Hamza Şayir..

HDP Dilovası İlçe Eşbaşkanı Kadir Demir’e merhum kayınvalidesinden sebep taziyeye gittiğinde KBB Başkanı Tahir Büyükakın tarafından aranmış,

Gitmeyeceksin o ÇED’e” talimatına anında uyum sağlamış..

Aynı taziyede konu açıldığında telefon öncesi “Gideceğim” derken telefon sonrası aynı insanların arasına geri döndüğünde, “Gelmeyeceğim” demiştir.

Bunun belgesi yok..

Geçenlerde bir link geldi, Face’den. Açamadım. Sildim ancak linki gönderene şu yanıtı da verdim:

“Bu bir kişiye (Hamza Şayir) rağmen gizli kapaklı alınan bir ses kaydı ise ben bunu ahlaki bulmuyorum. Eğer öyle bir şeyse, lütfen paylaştığınız yerden silin.”

Ola ki mahkemeye verilirsem, belge olarak dahi istemiyorum. Ahlaksızca yapılan kaydı, belge olarak dahi kabul edemem. Varsın, ceza alayım.

Yani ola ki Hamza Şayir de gerek konuya dair, gerekse belgeleyemeyeceğim ama meselenin tarafları Tahir Büyükakın ve kendisinin en ufak bir yalanlamada, açıklamada bulunmayarak adeta doğruladığı vakada..

Emri aldı. “Tak şak…” yaptı.

İlçeye de, halka da sırtını döndü.

Üstelik en yakıcı, en can alıcı vakada.

Sadece Dilovası’nı değil hakim rüzgardan sebep Herekeli’yi de, Karamürselli’yi de… Ağlatan, acıtan, bağlayan vakada.

Ola ki giderse yargıya, Hakim’e yine Kibar Feyzo’nun final repliğini tekrarlayacağım.

Ama çok mutluyum.

Korona’nın kökünü kazıtacak olmasından ötürü; hiçbir destekte bulunulmadan adeta açlığa itilen düğün salonu esnafı, (hadi esnafın, yatırımcının kıyıda köşede birikimi vardır muhtemel) ama emekçilerinin kuvvetle muhtemel açlığa itildiği vakaya rağmen düğün salonu sahipleri ne kadar mutluysa o kadar mutluyum.

Ben de virüsün Türkiye’ye nereden sızdığını buldum.

Dilovası Belediyesi, başkanlık makamı, başkanlık koltuğundan..