YAKIŞIKLI TABUTLAR

301 işçimiz, maden ocağında can verdiğinde on beş gün kendime gelememiştim. Hala o 301 işçimizin sorumluları bulundu mu, suçlular kimlerdi, sık sık düşünüyorum. O günden bu güne yine göçüklerde, inşaatlarda birçok işçi öldü. O ölümlerin sorumluları kimlerdi? Haberlere konu olmamış kaç işçi daha öldü?

Cumartesi günü de, ne yazık ki 10 işçimizi kaybettik . Her toplu ölümlerde devlet yetkililerinden duyulan cümleler yine telaffuz edildi. Sanıyorum ölümleri de, söylenenleri de halk kanıksadı. En geç bir hafta sonra bir öncekiler gibi bu da unutulacak. Bir sonra ki ölümlere kadar.

Cumartesi günkü olayda bir işçi şöyle diyordu: “ Hiçbir şey göründüğü gibi değil, sadece burada değil diğer işyerlerinde de. Hiçbir şey göründüğü gibi değil”

 Sonra işçi gencin söylediklerini bir daha göstermediler. Aslında gösterilmesine gerek yoktu, hatta o işçinin öyle söylemesine de. Çünkü herkes biliyor, iş yerlerimizde, kurumlarımızda “hiçbir şey göründüğü gibi değil.”

Herkes biliyor ama hiçbir şey yapamıyor. Sanki Türkiye’nin üzerine görünmez bir tsunami geliyor da; hiç kimse, hiçbir şey dev dalgalara dayanamıyor ve insan olmak adına ne varsa yutup içine alıyor. Korku, “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” mod’unda bir yaşam anlayışını fısıldıyor kalplere. Böylece başkalarının acısına duyarsızlaşırken kendi yaşam kalitesini de tehlikeye attığını fark etmiyor, insan. Çünkü korku ve güvensizliğin hâkim olduğu ortamlarda kimse mutlu olmuyor.

Sonra, maskeler takıp taklitler yapılıyor;  yaşıyor’muş’ gibi, seviyor’muş’gibi, dost’muş’  gibi, ‘mış,miş’ gibi yaparak hayata tutunuluyor mecburiyetten. İçindeki korkuları, endişeleri kimseye anlatamıyor, kimse de dinlemek istemiyor zaten. Herkesin derdi kendine yetiyor. Derken aile içi gerginlikler, sokaklarda ölümlü kavgalar, boşanmalar, intiharlar, uyuşturucu kullanan gençler, trafik kazaları, birilerini harcayarak yükselen güvenilmez tipler hızla çoğalıyor.

Tüketimin, AVM’lerle, reklamlarla, dizilerle kutsandığı günümüz dünyasında cüzdanlar küçük, arzular büyük olunca, yorganlar ayaklara göre epey kısa kalıyor. Üstelik arzuların da sınırı yok. Bu yüzden insanların onuru, canı pahasına para üstüne paralar kazanılıyor.

 Vicdanlarsa pas tuttu çoktan. Yoruldu. Öyle bir yoruldu ki hem de, kolay satılır, satın alınır oldu. İnsanlar ‘var oluş’ sebebini unuttu. Unutmanın intikamıysa ağır oldu: Zincirsiz kölelik… Sonuç; “Vicdanların Sessizliği” ve koca bir mutsuzluk.

**************

Bir TV kanalında, geçen yıl Türkiye’de, trafik kazalarında ölenlerin sayısı 12.000 olarak verildi.12.000 bin insan diye içimden tekrar ettim. İnanamadım. Bir yılda, 12.000 insan ne demek!

Araştırdım, doğruymuş. Acı olan başka bir şey ise, otoyol yapımları arttıkça kazaların ve ölüm oranlarının da artıyor olması. Sakat kalanlardan ise hiç bahsetmiyorum.

Kazalarda kusur %99 oranında sürücülerde.

Ben üniversitedeyken erkek arkadaşlar “hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun” diye soğuk bir espri yaparlardı. Bilinçsizce yapılan bir şakaydı.

Şimdilerde böyle  espri bile yapılamıyordur herhalde. Çünkü yeterince ‘yakışıklı tabutumuz’ oluyor.

Allahtan hepsine rahmet diliyorum.

Sizi bilmem ama iyi ki hüngür hüngür ağlayabiliyorum, tek rahatlama yolum bu…