"Vardır Hikmeti"

Kübra Tanrıverdi

  Aslında her şeyin bir sonu sonsuzluk olarak nitelendirilen esasında bir "son-un" içindeki saklı kalmış ruhuyla tüm duygularını inançlarını peyda ediyor imiş insanoğlu. Tabiri caiz koca bir yıl geçti ve neler neler sığdıramadık ki geçen kum saati vakitlere,  ki bunlar merdiven üzerine bir kat olmayı sürdürüyor hale geliveriyor. Nihayet koca bir yıl kitabını istese de istemese de birkaç gün sonra tüm sayfalarını bitiriyor olacak sisli hülyaların insanları.. Atılan adımların bazısını rahatsız ettiği,  bazısını memnun ettiği, bazısının işine gelmediği, bazısının en yalandan sahteliği ve sahtesi ile iç içe olması, bazısının gözünün içine baka baka heybeden savurduklarına kendisinin de inanmışlığı, afaki söylenen kelimelerin havalara uçurulduğu ve kitabın sayfasında beliren paragrafında yerini almasıyla bulutlara uçuverdi bendleri ki buğlemler sormayın gitsin.


     Kaleme aldı bazısı, olabildiğince okudu yorulmadan usanmadan olabildiğince okudu işte. Bazısı ellerindeki nasırdan utanırken, bazısı nasırına 'Ya Şafi'yi" sığdırdı. İnancıyla sonrasını düşünmeden o anın verimi bereketini bilmeyi nüksettirdi her bir hücresine. Bazısı da sus pus oldu, bir arpa boyu bile yol almadan alamadan. "Arpanın buğdayın" ekmeğe-aşa katıldığını bildi de insanoğlu,  insan olmanın kartlarını açık oynamak işine gelmedi. Ya makam el vermedi,  ya çocukluğunda yaşamamış eksik duyguların bedelini şimdi sözüm ona yetişkin olduğunda olabildiğince karşısındakinin emeğini inancını yormanın hazzı ile yandı tutuştu. Ne garip değil mi sevgili okurum, insan insana insan olabilse ve insan kalabilse hayat denen bu kavga elbet tüm blokajlarıyla kalkar ve umudu yağdırırdı üzerimize. Kendisi yalan iken gerçeği aradı bazısı, hükmü terazide tarttı vicdan denen müsvettesini. Ancak kör olan gözleri asla kat-i suretle görmek istemedi teraziden çıkan neticeyi. Sokaklarda top oynayan evlatlarımızın yanından geçen kağıt toplayan ve kendi ağırlığından fazla yük ile hayat kavgasında olan evlatlarımızın da top oynamaya kalem tutmaya olan hakkını görmekten acziyetiyle körlük tekerrünü yaşadı vicdan müsvettesi.. 
     Ne âlâ şeymiş körlük, veba gibi fakat bir fark ile, sağlığına kavuşmak isteyen yok olmuş ütopyanın sisli yönünde.  Bir de kalbi ile aklının kumarında masum kumbarasında biriktirdiği hayallerini harcadı bazısı, kendi gözünün yaşına bile bakmadan. Özdoğan'ın söylediği gibi dizilerde canbuldu şu sıralar ve pervasızca galibiyet içindeki mağlubiyeti bile bile. Ne acı ki inanırsa birçok şeyin üstesinden geleceğini henüz fark etmemişti kimi ferikler. Kabullenilmiş çaresizlik mi yoksa kabullenilmiş güçsüzlük mü bizi ayakta tutuyor evvela onu bilmeli yaşamalı üstesinden gelmeli. Velev ki değişen dönüşen ama barındırdığı şiddet nedense aynı olan şehrin sokakları incitiyor şu sıralar kalemin mürekkebini. "En" denen inancın fukaralığında olan ruhların yerine zenginin de zengini kalmalı bu muhabbeti iklimin kalemindeki hikmeti. Bir çift gözün içindeki esareti kolay kılmalı zorlu yolların kolaylık denen mükâfatı.. Kendisi korkak, yüreği tutsak olan her şeyin coğrafyasında gelip bulumamalı kanatlarını yeni açan umut çocuklarını.


        Aynı gökyüzü altında yaşıyor ise yaşamın Eşref saati, bırakacak elbet zorlukların da bu fidanın beklediği ve umudun şükrün de tadacak inancı bu hayat toprağındaki firdevsini. Gelecek yıl giden yıldan çok daha fazla muvaffakiyet getirecek evvela, sineyi temizleyecek şöyle bir bakacak etrafına. Teşekkürü önce kendine edebilmenin gayesi,  muhabbetin telvesini 70 yıllık ömrün 40 yılını onur ile bakii kılabilicegine inanıp durmadan yorulmadan demir olup demir kalabilmenin şekerinde cenk olacağını bilecek..