TÜRKLERDE IRKÇILIK VE TERÖRİZM(1)

 

Konu başlığımın oldukça geniş kapsamlı olduğunun farkındayım. Ayrıca böyle bir yargıya varacak tarihi bilgi birikimim olmadığı da düşünülebilir. Ancak okumaya ve araştırmaya meraklı birisi olarak, Paris’teki katliamdan sonra, dünyada terörizm de konuşulurken Türklerin ırk ve teröre dayalı davranış biçimleri hakkında fikirlerimi paylaşmak istedim.

Konunun oldukça derin ve tartışılabilir olduğunu bilmekle birlikte, yine de bu konuda farklı bir bakış açısı ortaya koymak istiyorum.

 Düşüncelerime katılıp katılmama hakkınız her zaman olduğu gibi, kuşkusuz bu konuda da mevcut.

Tarih okumayı sevdiğim kadar, yaşadığım süre içerisinde gelişen olaylar üzerinde düşünmeyi de seven birisiyim. Bütün bunların sonucunda vardığım yargı Türklerin ırkçı ve terörist olamayacaklarıdır.

Çünkü:

Milletler tarihinin bilinen en eski toplumlarından biri de Türklerdir. Yerleşik hayata geçip köyler, şehirler kurmaları çok sonraları olmuştur. Göçebe yaşamları gereği sürekli hareket halinde olmuşlardır.

 Bilinen en eski yerleri Orta Asya’dan dünyanın hemen hemen her coğrafyasına yayılmışlar. Türkler, göçebe yaşamlarında farklı coğrafyaları gezerken, gittikleri yerlere kendi medeniyetlerini bıraktıkları gibi ilişki kurdukları milletlerin medeniyetlerinden de etkilenmişlerdir.

Türklerin bu yaşam alışkanlıkları, çok fazla başka kültürle iç içe girmiş olmaları, onları farklı kültürlere karşı daha hoşgörülü yapmanın yanı sıra farklı kültürleri daha kolay içlerine sindirebilen bir kıvama getirmiştir. Hatta bu kıvam öyle yumuşaktır ki, Erol Göka’nın Türklerin Psikolojisi adlı eserinde söylediği gibi, “dünyanın en kolay asimile olabilen” milletine bile dönüştürmüştür. (Erol Göka’nın eserinde, göçebe yaşamının Türklerde oluşturduğu olumlu ve olumsuz psikoloji, toplumsal davranış biçimleri ele alınmıştır.)

Mezar taşlarını saymazsak Türklerin en eski yazılı metinleri sayılan Orhun Kitabelerinde bile Bilge Kaan, Türk Milletinin Çin milleti ile ilişkilerinden ciddi bir kaygıya kapılmış “ örfünü kaybedersen, yok olacaksın” diye haykırmıştır.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in Selçuklular Döneminde, Türkçe’nin konuşulmasını zorunlu tutan fermanı, 1876’da Osmanlı Döneminde çıkarılan ilk anayasa ile devlet memurlarına Türkçe bilme zorunluluğu getirilmesi, kültürel aşınmaya karşı önlemler, tedaviler olarak düşünülebilir.

Yusuf Halacoğlu’nun “bugün Doğu’daki birçok Türk aşireti kendini Kürt zannediyor” sözüne bir de bu açıdan bakmak lazım.

Dünya tarihinde her daim bir Türk devleti bağımsız olarak varlığını sürdürse de milyonlarca Türk, çeşitli milletlerin yüzyıllarca hâkimiyeti altında kalmıştır ancak yine de ırkçı bir Türk terörist hareketi doğmamıştır. Okuduğum kitaplarda, dinlediğim söyleşilerde ben rastlamadım, duymadım, bilmiyorum.

Türkler, kendilerine yer edinme, dünya hâkimiyeti kurma veya savunma amacıyla, bir devlet ya da beylik düzeni içinde, akınlar yapmışlar, savaşlara girmişlerdir ancak, bugünkü bildiğimiz anlamda özellikle uluslararası terörist yapılanmalar oluşturmamışlardır.

 

TÜRKLERDE IRKÇILIK VE TERÖRİZM(2)

Yine tarihe baktığımda Türkler, disiplin ve düzeni koruma adına en az hoşgörüyü kendi milletlerine göstermişlerdir. Bu anlayışın ve tutumun kendi içinde yol açtığı olumlu ve olumsuz sonuçlar ise başka bir tartışma konusudur.

Türklerde ırkçılık diye nitelendirebileceğimiz söylemler Osmanlı Devletinin son dönemlerinde ortaya çıkar ki, o da mecburiyetten kaynaklanmıştır aslında.

Osmanlı Devletini parçalanmaktan kurtarmaya çalışan aydınlar, önce Osmanlıcılık, sonra İslamcılık fikirlerini ortaya atmışlar ancak ne gayrimüslim halkların ne de diğer Müslüman halkların Osmanlıdan kopuşunu durdurabilmişlerdir. Bu dönem içinde Kürtlerin bir kısmı da ayrı bir devlet kurmak için kolları sıvamıştır. Bu süreçte yapayalnız kalan Türklerin zorunlu seçeneği ise Türkçülük olmuştur.

Türkçülük fikriyle hiç değilse Türkleri birbirine bağlayacak ve ülkeyi kurtaracak yeni bir coşkun söylem doğmuştur. Ayrıca bu fikri inanarak savunmuşlardır, çünkü o dönem için geldikleri nokta buydu ve gidecekleri başka bir fikir de yoktu.

Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında benzer milliyetçi ve bazı ırkçı söylemleri, yaşanan devasa acıların, tecrübelerin sonuçları ve o dönemin şartlarının gereği olarak görmek gerekir.(Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bazı söylemleriyle en çok eleştirilenler arasındadır.)

Bireysel veya küçük gruplar halinde yanlış ve olumsuz fikirler taşıyanlar olabilir elbette ama Türklerin genel olarak genleri, ne ırkçılığa ne de sistemli ve uzun süreli, kanlı terörist organizasyonlara uygundur.

Okuma ve araştırma alışkanlıklarının olmaması, Türkleri bazı risklere açık kılsa da, özleri itibariyle başka yaşamlara uyum kapasitesi ve onların yaşamlarına hoşgörülü olabilme yeteneği bakımından, İslam dinini terörizmle anılmaktan kurtaracak, Anadolu İslam’ı diye bahsedilen hoşgörü noktasına getirecek, bu konuda öncülük edecek önemli bir millet olduğunu düşünüyorum.