TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, doğal meraların yalnızca hayvancılık faaliyetleriyle sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, bu alanların toprağı koruyan, suyun toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çölleşmeye karşı en güçlü doğal kalkanı oluşturan ekosistemler olduğunu vurguladı.
MARMARA BÖLGESİNiN İKi KATI BÜYÜKLÜĞÜNDE ALAN YOK OLDU
Açıklanan verilere göre, Türkiye’de 1960 yılında yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanları, günümüzde 13 milyon hektar seviyesine geriledi. Son 65 yılda yaşanan yüzde 54'lük bu kaybın, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan bir büyüklüğe denk geldiği ifade edildi. Ataç; tarım arazisine dönüştürme, kentleşme, madencilik faaliyetleri ve arazi kullanım değişikliklerinin bu hızlı azalışın temel nedenleri olduğunu belirtti.
MERALARIN YÜZDE 70’I DÜŞÜK VERİMLİ
Meraların ekonomik ve kırsal yaşam boyutu hakkında da bilgi veren Deniz Ataç, Türkiye’deki meraların yüzde 70’inin düşük verimli, yeterli bitki örtüsünden yoksun ve bozulmuş halde olduğunu kaydetti. Bu durumun hayvancılık sektöründe ciddi kaba yem açığına ve beslenme yetersizliklerine yol açtığını söyleyen Ataç, meraların iyileştirilmesinin üreticilerin maliyetlerini düşürmek ve kırsal yaşamı sürdürmek için büyük bir fırsat sunduğunu ekledi.
YASAL DÜZENLEMELER VE KORUMA POLİTİKALARI
Meraların aynı zamanda yüksek biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yaptığını ancak ormanlar kadar dikkat çekmediğini ifade eden TEMA Vakfı Başkanı, 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun koruyucu yasal bir çerçeve sunmasına rağmen; enerji, madencilik, turizm ve arazi kullanım taleplerinin alanları baskı altında tuttuğunu dile getirdi. Özellikle Temmuz 2025’te kabul edilen Torba Yasa gibi düzenlemelerin zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından meralara kadar pek çok doğal varlık üzerinde kısa vadeli kullanım baskısı yarattığı uyarısında bulundu.