TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın A Milli Takım’ın son başarısızlığının ardından yaptığı tespitler, aslında uzun zamandır halının altına süpürülmeye çalışılan ama artık her yerinden patlak veren bir gerçeği yüzümüze çarpıyor. Türkiye’de futbol, toplumsal ve ekonomik çürümeden payına düşeni fazlasıyla alıyor.
Haksız mı?
Kesinlikle değil.
Alınan son başarısız sonuç, aslında tesadüf veya şanssızlık değil; eşyanın tabiatına, kurulan bu çarpık sistemin doğasına tam anlamıyla uygun.
Okuyan’ın altını çizdiği en can alıcı noktalardan biri, saha içindeki taktiğin, emeğin ve kolektif aklın yerini alan o tanıdık kültür: Bedeni ve kafayı çalıştırmak yerine “nasipse kazanırız”la idare etmek; takım ruhu yerine ağır abilerin reisliğini koymak. Futbol artık bir bilim, yüksek fiziksel güç, taktiksel disiplin ve kolektif bir zekâ oyunu. Ancak biz, sahada ter dökmek, sistem inşa etmek ve liyakati esas almak yerine; soyunma odasındaki "reislik" hiyerarşilerine, prim kavgalarına ve "biz bitti demeden bitmez" hamasetine sığınıyoruz. Bilim ve planlama dışlanınca, geriye sadece rüzgâra karşı savrulan, taktiksel hafızadan yoksun bir oyuncu grubu, anlayışı kalıyor.
Futbolun sadece sahada oynanmadığı, arkasında devasa bir finansal çarkın döndüğü sır değil. Ancak Türkiye’de bu çark, üretimi değil tüketimi ve kolay yoldan köşeyi dönmeyi besliyor. Yabancı sporcu transferindeki kontrolsüzlük ve plansızlık, altyapıdan oyuncu yetişmesini neredeyse durdurdu. Bugün milli takımda bazı pozisyonlarda alternatifsiz kalınmasının sebebi, kulüplerin günü kurtarma politikasından başka bir şey değil. Dudak uçuklatan transfer bedelleri, absürt primler ve medyanın yarattığı sahte "yıldız" illüzyonları, henüz genç yaştaki futbolcuları gerçeklikten kopardı. Gelişmek ve daha çok çalışmak yerine, erkenden "yırtmış" olmanın rehaveti sahaya tembellik olarak yansıyor. Okuyan’ın "Topçusundan hakemine, yorumcusundan teknik direktörüne her tarafı sarmış" dediği bahis şebekeleri ve şaibeler ise oyunun adalet duygusunu tamamen yok ediyor. Adaletin olmadığı yerde sporun ve rekabetin ruhundan bahsedilemez.
"Futbol her yerde çürümektedir, Türkiye’de daha hızlı!" Bu cümle, sadece spor medyasının manşetlerine sıkıştırılacak bir eleştiri değil; ülkenin kurumlarının, liyakat anlayışının ve ekonomik yapısının yeşil sahaya yansıyan kusursuz bir izdüşümüdür.
Gerçekten çok kolay bir gruptan bile çıkamayan milli takım, aslında bu ülkenin plansızlığının, liyakatsizliğinin, emeksiz kazanç hırsının ve "bize bir şey olmaz" kibrinin özetidir. Futbolumuz sahada kaybediyor çünkü saha dışındaki her şeyi çoktan kaybettik. Bu çürümeyi radikal bir şekilde temizlemediğimiz, aklı ve emeği yeniden baş tacı yapmadığımız sürece, her turnuva sonrası daha çok üzülmeye devam edeceğiz.