Toprak, Su, Deniz: Ekokırıma Karşı Ortak Direniş

Halil Yeni

Kaz Dağları’ndan Saros’a, Ergene’den İzmit Körfezi’ne… Marmara’nın dört bir yanında süren ekoloji mücadeleleri, Kocaeli’de düzenlenen buluşmada ortak bir sese dönüştü. Sekiz ilden gelen çevre örgütleri ve doğa savunucuları, “Marmara Yan Yana” adıyla kalıcı bir dayanışma ağı kurma kararı aldı.

Bu buluşmanın en dikkat çekici yanı, Marmara’nın ekolojik tablosunun birlikte haritalanmasıydı. Türkiye nüfusunun üçte birini barındıran ve sanayinin yarısına ev sahipliği yapan bu bölgede, madencilikten enerjiye, tarımdan yapılaşmaya kadar beş farklı baskının ortaklaştığı alanın Marmara Denizi olduğu ortaya çıktı. 2021’de yaşanan müsilaj felaketine rağmen denizin hâlâ ağır tehdit altında olması, bu tabloyu daha da çarpıcı hale getiriyor. Sanayi atıkları, derin deniz deşarjları, yanlış balıkçılık politikaları ve kıyıların kontrolsüz kullanımı, denizin taşıma kapasitesini zorlayan başlıca etkenler olarak öne çıktı.

Karada ise Kaz Dağları’ndaki altın madenleri, Marmara Adası’ndaki mermer ocakları, Trakya’daki acele kamulaştırmalar ve nükleer santral planları gündeme geldi. Katılımcılar, bu sorunların yalnızca yerel değil, tüm Marmara’yı etkileyen sistematik bir ekokırım süreci olduğunu vurguladı. Trakya’nın “tahıl ambarı” niteliğinin giderek zayıflaması, yeraltı su kaynaklarının baskı altında olması ve tarım alanlarının farklı kullanımlara açılması, bölgenin geleceği açısından ciddi riskler olarak dile getirildi.

Üç gün boyunca yapılan tartışmalarda bir başka ortak nokta da mücadelelerin yalnız kalmasıydı. Hukuki yolların daralması, “üstün kamu yararı” gerekçesiyle itirazların etkisizleşmesi ve gönüllülerin sınırlı imkânlarla sürdürdüğü çabalar, yerelde verilen mücadeleleri zayıflatıyor. İşte bu yüzden “Marmara Yan Yana” yalnızca bir buluşma değil, bölgesel dayanışmanın zorunluluğunu hatırlatan bir çağrı oldu.

Armaş Vakfı Direktörü Gonca Doğan’ın sözleri bu ihtiyacı özetliyor: “Marmara’daki yoğun kentleşmenin ve sanayileşmenin bedelini önce doğa, sonra insanlar ödüyor. Oysa bölgede çok değerli bir mücadele birikimi var. Bu buluşma, birbirini tanımayan yapıları yan yana getirdi.”

Bursa Su Kolektifi’nden Candan Göz ise umutlu bir cümleyle buluşmayı noktaladı: “Burada umut doğdu ve bu umudun kırılmasını istemiyoruz. Farklılıklarımıza rağmen bir araya gelebileceğimizi, birlikte bir şeyler yapabileceğimizi hissettik.”

Kasım ayında Antalya’da yapılacak COP31’de kamuoyuna sunulacak bu çıktılar, Marmara’daki ekoloji mücadelesinin artık yalnızca yerel değil, bölgesel bir ses olduğunu gösteriyor. Bu ses, Marmara Denizi’nin çığlığını, Kaz Dağları’nın direncini ve Trakya’nın toprağını birleştiriyor. Ve belki de en önemlisi, doğa için verilen mücadelenin ancak yan yana durarak güçlenebileceğini hatırlatıyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.