Talep edilince oluyormuş

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlığı’nı bırakacak olan Ahmet Davutoğlu arasındaki görüş ayrılığı bilinmeyen bir şey değildi.

Bu aşikar durumdan çıkacak net sonuçların ne zaman siyasete yansıyacağı ise merak konusuydu.

Beklenen oldu, AKP’nin kurucu Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı yeminindeki tarafsızlık ilkesine sadık kalmayarak AKP üzerindeki inisiyatifini bir kez daha su yüzüne çıkardı ve Ahmet Davutoğlu’nun istifasını istedi.

Ahmet Hoca’ya kalan ise bu talebe sadece olumlu yanıt verip, görevden ayrılmaktı. Ayrılırken de ‘’birlik, beraberlik mesajı vermek’’ ya da parti ile ülkenin geleceği için her göreve hazır olduğunu ifade ederek, durumu ‘’bir nöbet değişimi’’ olarak algılatmaya çalışmaktı.

Öyle de oldu…

Ne de olsa talep eden AKP’nin kurucu genel başkanı ve politik iradesini belirleyici kişiydi. Hoca’nın, bu iradeye karşı çıkması ise düşünülemezdi.

Ahmet Hoca, istifa noktasındaki gönülsüzlüğünü ‘’mecburiyet hasıl oldu’’ diye ifade ederken, ‘’Ben partili Cumhurbaşkanı olacağım’’ ısrarını sürdüren Recep Tayyip Erdoğan ise Meclis’teki komisyonların AKP'li üyelerini kabul etme programında yaptığı konuşmada, Ahmet Davutoğlu’nun kongre kararı almasıyla sonuçlanan süreç için, “İşin uzaması zarar verecekti” değerlendirmesini yapıyordu.

Ve, ‘’Bu bir dava işidir. Ben nasıl görevi kendisine devrettiysem, kendisi de bir başkasına devreder’’ ifadesiyle Başbakanlık ve AKP Genel Başkanlığı koltuğu için yeni isime bilet kesiyordu.

Siyaseten yeni bir döneme girileceği ortada. AKP kadroları ve yeni hükümet, 1 Kasım seçimleri öncesinde başlatılan ve içeride-dışarıda halen de ısrarla sürdürülen saldırgan politikaları sürdürecek bir yapıda olacak. Tabi ki, parti ve hükümetin başında da siyaseten ‘şahin’ kimliğe sahip ve Cumhurbaşkanı’nın bir dediğini iki etmeyecek yeni bir isim olacak.

İsim çok önemli değil. Kamuoyunda dillendirilen Bekir Bozdağ, Binali Yıldırım ya da Berat Albayrak olabilir, hiç dillendirilmeyen başka bir isim de. Önemli olan Saray’ın memnuniyeti ve Saray politikalarının sürdürücüsü olma özelliğinin bulunmasıdır.

Demek ki, talep edilince oluyormuş. Ama, tabi ki Saray talep edince oluyor. Emekçiler ve halkın talepleri ise dikkate bile alınmıyor.

Ama, olsun, biz AKP’siz bir Türkiye özlemini talep etmeyi sürdüreceğiz…

Diyeceğiz ki, ‘Ne Saray ne de yeni kukla’’…

Diyeceğiz ki, ‘’Alın saldırgan siyasetlerinizi de gidin’’…

Diyeceğiz ki, ‘’Düşün bu halkın yakasından’’…

Diyeceğiz ki, ‘’Türkiye yüzde 40’tan ibaret değildir’’…

Demiştik ki, ‘’Bu daha başlangıç, mücadeleye devam’’ ve şimdi ısrarla diyeceğiz ki, ‘’Birlikte başarabiliriz’’…

Yarın, Kartal’da bu sesi hep birlikte yükselteceğiz. Ülkemizin geleceği için sözümüzü esirgemeyeceğiz.

Diyeceğiz ki, ‘’sarayınız batsın’’ bize huzur dolu konutlar yeter…

Diyeceğiz ki, ‘’Bu ülkenin geleceğini karartmanıza izin vermeyeceğiz’’…