Demokrasi, kelime kökeni itibarıyla "halkın gücü" anlamına gelse de, bugün dünyada en çok suistimal edilen, kavramsal olarak içi boşaltılan terimlerin başında geliyor. Çoğu zaman dört yılda bir kurulan sandıklara indirgenen bu rejim, aslında bir oy verme işleminden çok daha fazlasını; bir bir arada yaşama sanatını ifade eder.
Bir ülkenin anayasasında "demokratik" yazması, o ülkenin gerçekten özgür olduğu anlamına gelmez. Demokrasi kağıt üzerinde kaldığında, sadece görkemli bir illüzyon halini alır. Kurumların bağımsızlığını yitirdiği, ifade özgürlüğünün "ama"larla kısıtlandığı ve hukukun sadece güçlünün kılıcı haline geldiği bir düzende, kağıt üzerindeki o süslü maddeler halkın karnını doyurmaz, adaleti tesis etmez.
Bu durum, vitrini dolu ama içi boş bir dükkana benzer. Dışarıdan bakıldığında her şey usulüne uygun görünür; seçimler yapılır, meclis toplanır, yasalar çıkar. Ancak ruhu çekilmiş bir beden gibi, bu sistem de toplumun gerçek sorunlarına çözüm üretemez.
Demokrasi hakkında en büyük yanılgı, onu sadece "çoğunluğun dediğinin olması" şeklinde yorumlamaktır. Eğer demokrasiyi sadece sayısal bir üstünlük olarak görürsek, karşımıza "çoğunluğun tiranlığı" çıkar.
Gerçek bir demokrasi, çoğunluğun yönetme hakkını kabul ederken, azınlıkta kalanların haklarını güvence altına alan sistemdir. Bir toplumda en küçük azınlık, bireydir. Eğer bir sistem, parmak sayısına güvenerek toplumun bir kesimini dışlıyor, susturuyor veya yok sayıyorsa, orada demokrasiden değil, ancak şekilsel bir popülizmden bahsedilebilir. Demokrasi, bir tahakküm aracı değil, bir uzlaşı zeminidir.
Demokrasi yoksa ne olur?
Demokrasinin gerçek anlamda işlemediği, sadece bir isimden ibaret kaldığı toplumlarda çürüme kaçınılmazdır:
Adalet Duygusu Kaybolur: Hukuk, kişilere veya gruplara göre esnemeye başladığında, toplumdaki güven bağı kopar.
Liyakat Can Çekişir: Karar alma süreçlerinde şeffaflık ve denetim yoksa, yetenekli olan değil, "yakın" olan kazanır. Bu da toplumsal bir gerilemeye yol açar.
Korku İklimi Hakim Olur: İnsanlar fikirlerini beyan etmekten korkar hale gelir. Oysa bir toplumun en büyük zenginliği, farklı fikirlerin çarpışmasından doğan kıvılcımdır.
Ekonomik İstikrarsızlık Başlar: Hukuk güvenliğinin olmadığı yere ne yerli ne de yabancı yatırımcı uğrar. Belirsizlik, yoksulluğu tetikler.
Sonuç olarak, demokrasi, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir denetleme mekanizmasıdır. Halkın, yöneticilere "dur" diyebildiği, hesap sorabildiği ve kendini güvende hissettiği bir limandır. Eğer bu limanın feneri sönmüşse, o geminin kayalıklara çarpması an meselesidir.
Demokrasiyi kağıttan çıkarıp sokağa, sofraya ve zihinlere indirmek; sadece siyasetçilerin değil, her bir vatandaşın ödevidir. Çünkü demokrasi, ona sahip çıkılmadığı anda elden kayıp giden kırılgan bir değerdir.