SÖZ, KARAR, YETKİ ÜYENİN!

Cengiz Akgün

Türkiye siyasetinde yıllardır tartışılan, partileri tabandan uzaklaştırıp dar kadro hesaplarına mahkûm eden en büyük yapılardan biri şüphesiz delege sistemiydi. Dün TBMM'de Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı açıklama, bu açıdan bakıldığında kimi çevrelerce yeterince fark edilmese de parti içi demokrasi ve siyasal örgütlenme adına yepyeni, taze bir sayfanın açıldığını gösteriyor.

CHP'de yıllardır uygulanan modelde işleyiş hemen herkesin malumuydu: Mahallelerde köşe başlarını tutan güç odakları, kendi listelerindeki delegeleri belirler; ardından bu delegeler üzerinden il ve ilçe başkanlıkları için pazarlık masaları kurulurdu. Sözde tabanın iradesini yansıtan delege, çoğu zaman kendi özgür iradesiyle değil, kendisini o yazılı listeye dâhil eden "delege ağalarının" yönlendirdiği adaya oy vermek zorunda kalırdı. Tabanda başlayan bu çarpık kurgu, hiyerarşiyi tırmanarak Genel Merkez seviyesine kadar ulaşır ve nihayetinde partiyi otokratik bir yapıya büründürürdü.

Göstermelik de olsa bir "ön seçim" mekanizmasının varlığı, CHP’yi tek adam dudağına bakan diğer sağ partilere kıyasla daha ileri bir noktada gösterse de gerçeği değiştirmeye yetmiyordu. Süreç, vitrinde demokratik bir şölen gibi sunulsa da arkada pazarlıkların döndüğü bir tiyatrodan ibaretti. Bu sistemin ürettiği en acı sonuç ise millet nezdinde her seçimi kaybeden ancak parti içi delege dengelerini iyi yönettiği için koltuğunu koruyan "iç iktidarlar" yaratmasıydı.

İşte Özgür Özel’in ilan ettiği yeni model, tam da bu kilitlenmiş yapıyı hedef alıyor. Delege sisteminin tamamen kaldırılması; ilçe başkanını, il başkanını ve genel başkanı doğrudan üyelerin seçeceği bir düzene geçilmesi, siyasetin üzerindeki "ağalık" hükümranlığını kökünden sarsacak nitelikte.

Üyenin doğrudan söz, yetki ve karar sahibi kılındığı bu yeni anlayış, partide gerçek anlamda bir taban demokrasisini mümkün kılacaktır. Delege pazarlıklarının bittiği, gücün dar bir grubun elinden alınıp doğrudan üyeye devredildiği bu sistem sayesinde, parti yönetimi ancak halkta ve tabanda karşılığı olan isimlerden oluşabilecek.

Siyasette tıkandığımız kanalları açacak olan şey tam olarak bu cesarettir. Seçim kazanamayıp parti içi iktidarını konsolide edenlerin dönemi kapanırken, doğrudan üye iradesiyle şekillenen daha dinamik ve demokratik bir siyaset tarzının önü açılıyor. Yeni modelin uygulamadaki başarısı, sadece bir partinin değil, Türkiye'deki tüm parti içi demokrasi standartlarının geleceğini belirleyecektir.