Kentimizin üretken yazarlarından Şafak Yüca, üçüncü kitabı Zaman Tüneli ile edebiyatseverlerin karşısına çıktı. Yol Akademi Yayınları’ndan çıkan eser, Sovyetler Birliği’nin kuruluşundan çözülüşüne uzanan yılları Türkiyeli edebiyatçıların gözünden aktarıyor.
Yüca, daha önce yayımladığı Savaş ve Modernleşme ve Üç Buçuk Numaralı Gözlük’ten sonra bu kez tarih ile edebiyat arasında köprü kuran özgün bir çalışmaya imza atıyor. Kitap, 1930’lardan 1980’lere uzanan elli yıllık bir sosyalist serüveni gözler önüne seriyor.
İsmet İnönü’nün heyetine eşlik eden gazetecilerden, Nazım Hikmet’in izini süren edebiyatçılara kadar pek çok tanıklık bir araya geliyor. Falih Rıfkı Atay’ın Moskova sokaklarındaki gözlemleri, Melih Cevdet Anday’ın Tolstoy’un evindeki sessizliği, Erdal Öz’ün Kazak bozkırlarındaki dostlukları bu yolculuğun parçaları.
Kitap aynı zamanda Maksim Gorki’nin, kendisini ziyaret eden Türk aydınlarına “Köylülerin, esnafların, işçilerin ve toplumun diğer kesimlerinin hayatlarını gerçekçi bir şekilde anlatan yazarlarınız kimlerdir?” diye sorduğunda Vala Nurettin’in neden utanç duyduğunu; Pablo Neruda’nın “Türkiye’ye gelsem dostlar mı bulurum, düşmanlar mı?” sorusuna Haldun Taner’in nasıl cevap verdiğini; ve aldığı burs ile Sovyetlere okumaya giden yönetmen Semir Aslanyürek’in neden “Benim gözümde Sovyetler Birliği çatırdıyordu” dediğini sorguluyor.
“Kuzeydeki Kızıl Cennet mi, yoksa Batı’nın çizdiği Kızıl Cehennem mi?” sorusuna yanıt arayan Yüca, tiyatronun neden ekmek kadar gerekli görüldüğünü, devrimin yükünü omuzlayan kadınların hikâyesini ve “her şeyin bedava” olduğu bir dünyada çöküşün ilk işaretlerini araştırıyor. Resmî belgelerin ötesine geçen Zaman Tüneli, sokaktaki insanın, karaborsadaki Adidas’ın ve bir veda türküsünün izinden giden sivil bir tanıklık sunuyor.
Zaman Tüneli, bir rejimin ötesinde bir devrin ruhunu yeniden keşfetmeye davet eden güçlü bir tanıklık kitabı olarak raflardaki yerini alırken; tarih ve edebiyatseverleri sayfalarını aralamaya, bu eşsiz yolculuğa ortak olmaya çağırıyor.