‘Sosyal bir cinayet’

 

 

İşçisiniz, bir işe giriyorsunuz, ama patronla kişisel olarak pazarlık etmek için yeterli güce sahip olamadığınız için sendikaya üye oluyorsunuz. Amacınız, o işyerindeki işinizi korumak ve insanca yaşayabilecek bir ücret için pazarlık yapabilme gücünü biriktirmek.

Bu talepler, sosyal bilimciler ve anayasa hukukçuları tarafından kabulü zorunlu görüldüğü için 1961 anayasasından itibaren bir hak olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ama, sınıfsal karakterini gizlemeyen 12 Eylül faşist darbesinin ardından hazırlanan anayasada, bu hak fazla bulunduğu için işveren lehine düzenlemeler yapılmış, işçilerin örgütlenme ve grev hakları adeta ellerinden alınmıştır.

Dolayısıyla, işçi sınıfına dar gelen bu yasal düzenleme, çeşitli biçimlerde delinmiş, ama işveren de bu gelişme karşısında eli kolu bağlı oturmamıştır. Anayasal hak olan çalışma hakkı, iş yasalarındaki karşıt düzenlemeler yüzünden, işverence işçinin elinden çabukça alınan bir hak haline dönüşmüştür.

Bir işyerinde örgütlenmek için sendikaya üye oluyorsunuz, buna razı olmayan işveren hemen bir bölüm işçiyi işte atıyor ve örgütlenmeyi engelliyor. Siz de, dava açıp belki kötü niyet tazminatı alabiliyorsunuz, ama hepsi o kadar. O işyerinde, örgütlenmenin önüne geçilmekle kalmıyor, ardından örgütlenmek isteyen işçilerin direnci de kırılmış oluyor.

İşte, işverenler bu yolu her koşulda acımasızca kullanıyor…

Bu kullanımlardan biri, şu günlerde Çayırova ve Düzce organize sanayi bölgelerinde kurulu MT Reklam A.Ş ile Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yaşanıyor.

“Bir işçinin işten atılması ailesiyle birlikte ölüme mahkûm edilmesi, dolayısıyla sosyal bir cinayet işlenmesi demektir……..”

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, bu ifadeyi, Çayırova ve Düzce organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren MT Reklam A.Ş'den  Birleşik Metal-İş Sendikası'na üye oldukları için atılan ve direnişte bulunan 45 işçiye destek ziyaretinde kullanıyor.

İfadenin yanlışı yoktur. Çünkü, işsiz kalan birinin sorumluluğundaki aile beslenmesinden diğer yaşam kriterlerine kadar her şeyden mahrum kalır.

Bu duruma siz olsanız ne dersiniz ?

Çalışmayan,

Üretemeyen,

Emeğinin karşılığını alamayan,

Ve yan yana gelip haklarını koruyamayan işçi, ailesini nasıl geçindirecek ?

MT Reklam A.Ş işvereni ile Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki asıl ve alt işveren, sınıflarının çıkarları için düzenlenmiş çalışma yasalarını kullanarak, işçi sınıfının haklarını budamakta, onları köle gibi çalışmaya zorlamakta sakınca görmüyor. Bu uğurda bütün olanakları da kullanıyorlar.

İşyerlerinde, örgütlenmek istedikleri için işten atılmaları sonucu direnişe geçen işçiler, karşısında hep güvenlik güçlerini bulurlar. Halbuki, işçilerin güvenlik güçleriyle bir sorunu yoktur, mesele patronla aralarındaki ilişkidir.

Ama, kolluk kuvvetlerini kendi çıkarları için kullanma sürecinde pervasızca davranan sermaye, ‘’iş barışı bozuluyor, işyeri güvenliği sağlanamıyor ve yatırım korunamıyor’’gerekçesiyle önlem alınmasını ister. Siyasi ve mülki idare de, bu istemi yeterli gördüğü için jandarmayı, polisi, olmadı özel güvenlikleri işçilerin karşısında diker. İyi de, çalışanın ve ailesinin can güvenliğini, yaşam hakkını kim savunacak, hangi mekanizma, hangi devlet ?

İşte bu soruya yanıt bulunamadığı için, Kani Beko başkanın ‘’sosyal cinayet’’ deyimi ‘cuk’ diye oturuyor.