Sorumlusu kim ?

 

 

Bir darbe girişimi, alçakça…

Kendi insanlarına helikopter ve F-16’lardan mermi ve bomba yağdıracak düzeyde alçaklaşmış sözde askeri kadrolar.

Böylesi bir tabloyu kimse kabul etmezdi, etmedi de…

Ama, her şeye rağmen orta yerde duran bir soru var,

Bu durumun gerçek sorumlusu kim ya da kimler ?

Bu alçaklar, oralara nasıl yerleşti de halkına kurşun sıkabilecek duruma geldi ?

Bu sorulara yanıt ararken, yaşadığımız kentteki vahim tablo aklıma düşüverdi.

Darbe girişimi 15 Temmuz’daydı. Sonrasında başlatılan operasyonlarda darbe girişimi sonrası ilimizde yapılan FETÖ/PDY operasyonları kapsamında gözaltına alınan kişilerin, adli makamlara sevki halen sürüyor. Bu operasyonlar kapsamında gözaltına alınan kişi sayısı 545 olmuş.

Aralarında her meslek türünden zanlı var. Asker, polis, savcı, hakim, işadamı, öğretmen ve diğerleri.

İyi de, bu kadroları devlete kim yerleştirdi ?

Atamalarda karar veren mekanizmada kimler vardı ?

Kocaeli’ne bakar mısınız, ifadesi alınmış (en azından bu yazı yazılana kadar) 420 kişiden 205’i tutuklanarak cezaevine konulmuş.

125 kişi poliste alınan ifadelerinin sonrasında serbest bırakılmış. Ama, halen sorgusu yapılmadığı halde gözaltında tutulanlar da var. İl Emniyet Müdürlüğü ve Gebze Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına bulunan kişi sayısının 150 civarında olduğu biliniyor.

Adliyeye sevk edilen 76 asker, 7 polis, 45 hakim ve savcı ile 77 sivil tutuklanarak cezaevine konuldu. Hakim ve savcılar Kandıra’da, iş adamları ise Silivri Cezaevi’nde konuşlanıyor.

Öte yandan, kamuda görev yapan ve açığa alınan kişi sayısı da 1263 olmuş ancak, bu sayı yeni eklemelerle her gün artabiliyor.
Devletin ve toplumun bu ölçekli bir travma yaşamasının gerçek sorumluları nasıl ve hangi koşullarda ortaya çıkartılıp yargıya teslim edilecek ?

Yanıt bulunması gereken asıl soru bu…

Bu durum bir fıkrayı anımsattı,

-Baba ile oğlu sohbet ederken evin içinde bir tıkırtı duyarlar. Oğul hareketlenip evi araştırır ve hırsızı yakalayınca babaya seslenir, ‘’Baba hırsızı yakaladım’’ ve baba yanıt verir ‘’Getir oğlum’’…

Oğul cevap verir ‘’Gelmiyor’’…

Baba yeniden seslenir ‘’Bırak gitsin o zaman’’

Çocuğun yeni yanıtı daha çarpıcıdır ‘’Baba gitmiyor’’-

Türkiye’de, yolsuzluk ve devleti ele geçirme girişimindeki çetelere yönelik mücadele tarihi benzer olaylarla doludur.

Yaşanan travmanın birebir muhatapları halkmış gibi görünse de, Cumhurbaşkanı ‘’Beni öldüreceklerdi’’ diye tanımlama yapıp meseleyi kişiselleştirmiştir.

CHP Genel Başkanı da, ‘’Bu darbe girişimi Parlamento’ya karşı yapılmıştır’’diyerek, girişim sahiplerinin sosyolojik ve siyasal süreçlerini Parlamento ile sınırlandırmayı uygun görmüştür.

MHP Genel Başkanı ise öznel bir perspektife sahip olmadığı için Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin söylemleri arkasında sürüklenmiştir.

Bu üç siyasi parti de, kökleri geçmişe uzanan ve ülkeyi belirli dönemlerde dönüşümlü olarak yöneten siyasal iradelerin merkezidir.

Bu darbe girişiminden sonra yaşananları kime nasıl anlatmaya çalışıyorlar ?

Yaşananların görünen yüzündeki sorumluların birden türemeyeceğini herkes iyi bildiğine göre, kimler neden gizlenmeye çalışılıyor ?

Bu darbe girişiminin siyasal sorumluları yok mudur ?

Bu sorunun yanıtı ‘’elbette var’’ dır, ama kimse üzerine alınmadan herkes topu taca atıyor.

Meseleyi kişiselleştirmeden etrafımıza bakmak bile yeterli olacaktır. Parlamento’ya darbe girişimi bütünselliği içerisinde sorumlu ararken, hemen yakınında duran siyasal sorumlular görmezden gelinmemelidir.

Eğer, gerçekten Cumhuriyet değerlerini yaşatmak istiyorsak…