SİYASİLERİN DÜNYASI AŞI SIRASI

İbrahim Karslı

Hafta sonu kendi kahvemi yaptım. Karın yağışını izledim. Sivas’ta büyüdüğüm için bembeyaz kışlara alışık bir ruhum var. Ancak bölgemiz gri renkli bir gökyüzü sunuyor ruhlarımıza…

Yazılarımı yazarken güncel olmasına ve araştırmalara dayanmasına önem veriyorum. Ülkemizde gündem Çin aşısı olan Sinovac’ın ilk üç milyon dozunun uygulanmaya başlanması. Ben bu satırları yazarken içinde siyasilerinde bulunduğu 620 bin kişi aşı oldu. Şimdilik ‘hür’ basınımıza yansıyan bir yan etki haberini okumadım. Ancak sürece dair görüşlerimi de sizlere aktarmak istedim.

Türkiye’de Çinli şirket Sinovac tarafından üretilen Coronavac aşısının öncelikli gruplara uygulanmasına başlandı. İlk aşıyı Sağlık Bakanı Fahrettin Koca kameralar önünde oldu. Ardından Cumhurbaşkanı ve AKP MYK üyeleri ardından makamında sağlık çalışanlarınca Devlet Bahçeli aşı oldu. Ardından bazı parti liderleri sıralarını bekleyecekleri açıkladılar. Meral Akşener de aşı olduğunu açıkladı.

Sinovac aşısının geçtiğimiz günlerde Brezilya tarafından açıklanan “yüzde 50’lik etkinlik düzeyi” kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Bu konuda Endonezya’dan da farklı oranlar geldi. Ancak  aylardır ölümle burun buruna mücadele eden sağlık çalışanları aşıyı olmaya devam ediyorlar. Çünkü ufukta başka bir çare gözükmüyor.


BİLELİM ki eldeki bilimsel veriler son derece kısıtlı. Bilinenlerin özeti de şimdilik şu: Virüs bazlı aşıların (Sinovac/Çin, Sputnik 5/Rus, Oxford/AstraZeneca) mRNA aşılarından (BioNTech/Pfizer, Moderna/ABD) daha güçlü bir antikor tepkisi oluşturduğu kabul ediliyor. Araştırmalarda da benzer/doğrulayıcı sonuçlar alındı. Virüs bazlı aşılardan Sinovac’da yüzde 97 (Endonezya Faz 3 verisi), Sputnik 5’te yüzde 95 başarı oranı açıklandı. mRNA bazlı Pfizer-BioNTech ve Moderna aşılarına gelince...

Bu aşılarda da ciddi bir antikor üretimi sağlanabiliyor. BioNTech yüzde 95 başarı ilan etti. Ama mRNA aşılarını diğerlerine oranla daha güçlü bir T hücresi bağışıklığı oluşturdukları da kabul ediliyor. Özetleyelim: Viral bazlı aşılar, geleneksel aşılar. Öldürülmüş virüs parçacıklarının kullanıldığı bu aşılarda bağışıklık sisteminin hastalanmayı önleyecek düzeyde bir antikor gücü oluşturmaları hedefleniyor. mRNA yöntemiyle geliştirilen aşılarda ise virüsün genetik kodunun bir kısmı (mRNA bölümü) vücuda enjekte edilerek bağışıklık tepkisi oluşturulmaya çalışılıyor. Başlıktaki soruya daha net ve açık bir yanıt verebilmemiz için daha fazla sayıda insanın aşılanmasına ve daha uzun bir zaman dilimine ihtiyacımız var. Kısacası yarışın galibi hâlâ net ve açık olarak bilinmiyor. Bu nedenle 21 yüzyıl insanı bir nevi denek olacak.

Türkiye’de her anımızda bir olay olduğu gerçeği ve unutma yeteceğimizin de fazla olması nedeniyle, küçük bir hatırlatma yapalım. Nisan ayında başlayan, bana göre hala da devam eden maske krizini hatırlıyorsunuz değil mi? Peki, aylarca nasıl sürdüğünü ve nasıl çözümlendiğini hatırlıyor muyuz? Maske satışının yasaklanmasını, PTT aracılığı ile gönderilmesini, eczaneden 5’er tane verilmesini... Ve tüm bunlara, tüm kargaşalara Sağlık Bakanlığı’nın neden olduğunu... Bakanlığın bu konuda da yaptığı beceriksizliği...

İşte bu noktada insan hayatının söz konusu olması nedeniyle aşı meselesine hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Eczacıları Birliği (TEB), günlerdir Sağlık Bakanlığı’na çağrı yapıyor. Gelecek aşıların organizasyonunu birlikte yapalım diye. Çünkü, Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre; gelen aşılar, daha önceki yıllarda olduğu gibi 65 yaş üstü, kronik hastalıkları olan kişiler ve sağlık çalışanlarına yapılacaktı. Sayılan bu özellikteki yurttaş sayısı 50 milyonun üstünde. Sadece sağlık çalışanı sayısı bir milyona yakın. Bu kadar aşı kime yetecek? 65 yaş üstüne mi? Kronik hastalığı olanlara mı? Sağlık çalışanlarına mı? Askeri personele mi ? Öğretmenlere mi?  Adalet Bakanlığı çalışanlarına mı ? Öncelik kime?

Görüyoruz ki öncelik siyasilere verilmiş. Pandemi yönetiminde veriler konusundaki belirsizliğin kaynağı olan, kritik yanlış kararları ile ikinci dalgaya sebep olan siyasilere. Ekonomik olarak birçok sektörün yok olmasına seyirci kalan siyasilere. Halka örnek olmaları gerekçe gösteriliyor. Ancak ben halkımızın siyasileri örnek almamasını öneririm. Sağlık çalışanlarına komedi ücretleri reva gören, onlardan belki de birisinin sırasını alan siyasilerin çok da örnek alınacak bir durumları yok.

Zaten pandemiden yorulmuş ve korkmuş toplumumuzun doğru ve güvenli bilgilere ve rehberliğe ihtiyacı var. Aşının yan etkileri ve bilimsel verileri hususunda şeffaflığa ihtiyaç var. Normale dönmenin artık mümkün olmadığı 6/8 aylık periyotlarda tekrar aşılanma gerekeceği de halka anlatılmalı. Aşıyı olsak bile etkinliği gereği korunmayabileceğimizin halka anlatılması gerekiyor. Aşıyı bulan Biontec firmasının Gates imparatorluğu ile olan bağları, Çin’in bağımsız bir medyaya sahip olmaması cevabı beklenen sorular.

Hiç vakit geçirmeden, TTB ve TEB ile bir araya gelerek aşı yapılacak hedef kitle doğru belirlenmeli ve bu kitle şeffaf bir şekilde aydınlatılmalıdır. Aşıya ve bilime karşı olmamakla birlikte kişinin bedeni üzerindeki mutlak vazgeçilmez hakları gereğince doğru yönlendirilmesi gerekiyor.

Çevremizde sıralama dışı kişilerin aşı görüntüleri dolaşıyor. Bu durum bizi bu noktalara taşıyan bencilliğin ne kadar kanımıza işlediğinin büyük bir ispatı. Aylardır doktor olan kardeşim için uyku uyumayan bir aile olarak onların haklarına saygı bekliyoruz.

 Gelen üç milyon aşının iki milyonunun sağlık çalışanlarına geri kalanın ise ölümü hisseden 65 yaş üstü insanlara uygulanması gerekiyor. Sağlık Bakanı siyasilerden değil bizzat bilim insanlarından toplumu bilgilendirmesini istemeli.,

Koronavirüs yaşlıları iyi beslenemeyen işçiyi ve yoksulu daha kolay vuruyor. Ülkemizin sağlıkçıları çok büyük kayıplar verdi. Sürecin şeffaflığı öncelikle onların aziz hatıralarına olan büyük borcumuzdur. Sağlıkla kalın.