SİYASETİN KÖTÜCÜL AKLI!

Cengiz Akgün

İnsan yaşamı, ucu buçağı olmayan bir deneme yanılma tahtasıdır. Doğru veya yanlışların toplamından çıkan sonuçtan elde edilenlere kısaca tecrübe denir. Hayatın hengamesinde önümüzü görmek, tökezlediğimizde yeniden ayağa kalkmak ve en doğruya karar vermek için işte tecrübe dediğimiz bu deneyime göre yol alınır. Akıl, geçmişin muhasebesini yapar ve geleceği bu birikimle inşa eder. Bu durum, toplumlara yön veren siyaset kurumu içinde de böyledir. Siyasetçi, milletin önüne koyduğu sandıktan çıkan her sonuçla yüzleşmek, o sonuçtan payına düşen dersi almak zorundadır. En azından, demokratik olgunluğun ve siyasi ahlakın gereği budur.

Ancak bizim siyaset sahnemizde işler ne yazık ki bu rasyonel çizgiyle ilerlemiyor. Her seçimde yenilmiş fakat bunu bir türlü kabul etmeyenlerde ise ne tecrübe ne de deneyim fazlaca anlam taşımaz. Sandık her kapandığında yeni bir mazeret üreten, yenilgiyi başarı gibi pazarlayan bu figürler için, milletin iradesi bir tecrübe kaynağı değil, yalnızca geçiştirilmesi gereken bir istatistiktir. Siyasi ömrünü yenilgilerle tüketmiş olanların, aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemesi trajikomik bir klişeden öteye geçememektedir.

Kaldı ki, bu isimlerin hakkını da tamamen yememek gerekir; onlar her konuda tecrübesiz sayılmazlar. Aksine, koltuğu kaptırmamak konusunda oldukça tecrübelidirler. Halkı ikna etme tecrübesi zayıf olanların, parti içi iktidarı elde tutma konusundaki dehası parmak ısırtır. Bu noktada karşımıza yapıcı, birleştirici bir siyaset değil; kliklerin, kulislerin ve tasfiyelerin tecrübesi çıkar. Kurultayda hangi delegelerin belirleneceği, kimlerin il, ilçe ve genel merkezde görev alacağı, kimlerin vekil veya hangi sadık ismin belediye başkan adayı olacağı gibi tüm bu süreçler, halkın talepleriyle değil, tamamen bu kötücül aklın tecrübesiyle şekillenir. Sistem, liyakati ve başarıyı ödüllendirmek üzere değil, lidere ve koltuğa sadakati garanti altına almak üzere işletilir.

Tam da bugün CHP'de yaşananlarda olduğu üzere. Tabanın değişim arzusu, seçmenin sandıktaki net mesajı ve ülkenin içine sürüklendiği muhalefet boşluğu, genel merkez dehlizlerindeki o delege matematiğine kurban ediliyor. Kurultay salonlarını birer mühendislik harikasına dönüştüren bu kötücül tecrübe, partiyi büyütmek yerine, eldeki mevcut gücü korumanın yollarını arıyor. Sonuç olarak, başarısızlıktan ders çıkarma tecrübesi rafa kaldırılırken, koltukta kalma tecrübesi tavan yapıyor. Siyaset, topluma umut olma vasfını yitirip kişisel ikballerin korunduğu bir kaleye dönüştüğünde, kaybeden yalnızca bir parti değil, demokratik bir değişim bekleyen koca bir ülke oluyor.