Siyaset ve ‘ılımlı iklim’

 

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin Kocaeli il kongresinde yaptığı konuşmada, siyasetin ılımlı bir iklim içinde sürebileceği mesajını verirken, AKP karşıtlığının, kendileri açısından sandığa nasıl bir yansıma yaratabileceğinin vurgusunu da yapıyordu.

Teknik anlamda iyi hazırlandığı görünen kongrede, spor salonunun tribünleri dolmuştu. Salonda, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca asılmış olan Türk Bayrağı ve Atatürk posteri, geçmişte olduğu gibi gerginlik başlığı olmadı. Aynı şekilde, asılı olan iki Abdullah Öcalan afişi de.

Demirtaş, "bütün ezilenleri bir araya getirmeyi başarmış bir parti olarak iktidara yürüyoruz, AKP'nin telaşı ve paniği bundan kaynaklanıyor" ifadesini kullanarak, HDP’nin, ülkedeki devrimci durumun yaratacağı enerjiyi kendi şemsiyeleri altında toplama düşüncesinde olduklarını ifade ediyordu.

Konuşmasındaki önemli satır başlarının ‘’yoksulluk, taşeronlaşma, asgari ücret, AKP karşıtlığı’’ olduğu görülürse, bu uğraşın altını doldurmak için ciddi adımlar attıklarını da görebiliyorsunuz.

’’ÇÖZÜM SÜRECİ meselesinin başat sorun olarak öne çıkmayan’’ belki de ilk ve tek konuşmayı yapmış olmasının özünde de belki bu perspektif yatıyordu.

-Bizler üretiyorsak bizler yöneteceğiz…

-Kimliklerimiz, inançlarımız ne kadar değerliyse alın terimiz de o kadar kıymetli ve değerlidir.

-Faşizme, ırkçılığa inat, gerçek adaleti esas alacağız.

-HDP bütün ezilenleri bir araya getirmeyi başarmış bir parti olarak iktidara yürüyor.

Bu mesajlar, devrimci durumu yeni bir topluma dönüştürme gayreti içinde olan yapılanmaları da konsolide etme anlayışının yansımasıdır.

Hemen ardından devlet yapılanması konusundaki düşüncelerini de sıralayan Demirtaş, yaşadıkları amansız çelişkiyi de, söylemleri içinde istemeyerek de olsa ifade ediyordu.

"Devlet bize müdahale etmesin istiyoruz. Çünkü devletin böyle bir yetkisi gücü olamaz. Devletleri kuranlar halklar ve insanlardır…………..’’

Bu ifade, düzen değişikliği yaratacak bir siyasi perspektifi öne çıkarmıyor…

Aksine, mevcut devlet sözleşmesini düzeltmek için mücadele ettikleri vurgusuna önem veriyordu.

‘’Türkiye'de verginin yüzde 70'ini biz ödüyoruz. Ama Türkiye'nin gelirlerinin ve servetinin yüzde 60'ını yüzde 10'luk nüfus yiyor. Biz bu adaletsizliği düzeltmeye geliyoruz" sözleri de Demirtaş’ın.

Konuşmanın belki de özü, toplumun her kesiminin sorunlarına değinmek oldu. Ama, dediğim gibi, mevcut düzen içinde çözüm üretme perspektifiyle…

"Bizden vergi alırken tepemize çöküyorsunuz. Ana dilimizde bize eğitim ver dediğimizde ise bölücü terörist oluyoruz……………’’

‘’Cemevinde ibadet etmek istiyoruz diyoruz, bize sapkın diyorsunuz…………..’’

‘’İşçiyiz hakkımızı, alın terimizi istiyoruz deyince sizin fıtratınızda yerin 300 metre altına gömülmek var deyip bizi madenlerde tarlalarda, bağda, bahçelerde ölüme mahkum ediyorsunuz…………….’’

Bu ifadelerin hiç birinde, yaşanan sorunların sermaye düzeni dayatmalarından, dinci gericilik tercihinden, faşizm özleminden kaynaklandığına ilişkin tek bir vurgu yok.

Sahiden, HDP’nin sermaye düzeniyle sorunu yok mu ?

‘’Sadece Kürt, Türk değil, sadece Alevi, Sünni değil, 7'den 70'e ezilenlerin partisidir" mesajı verilirken, yaşanan atmosferin temelinde sınıf mücadelesinde iki-üç adım önde olan sermayenin siyasal düzen dayatmasıyla yüzyüze olduğumuz gerçeğine yeni bir kılıf mı geçirilmek isteniyor ?’’

Tek bir düzen değişikliği vurgusunun olmadığı bu konuşmanın damga vurduğu HDP kongresinden, AKP’nin bizzat kurucusu olduğu yeni sermaye devletine karşı mücadele edileceği mesajı alamadan ayrıldık.

AKP’nin ‘’yeni Türkiye’’sinde, muhalif olarak kitleleri örgütlemekten söz eden ve Türkiyelileşmek için de hamle üzerine hamle yapan HDP’nin, sınıf perspektifinden çok uzak bu görüntüsü ve tercihi, kapitalizmi bu ülke topraklarından söküp atmak bir yana, kapitalist düzenin pekiştirilmesine olanak yaratır.

Bu ifadelerle düzen siyasetinde ılımlı iklim yaratma çabası, devrimci görevlerimizin ötelenmesi anlamı taşır.

Çok nettir, bizim tercihimiz asla bu olamaz…