“SİNEKLİ BAKKAL” VE HALİDE EDİP…

                 

 

 

       Anadolu İhtilali zaferinden sonra İzmir’de romancı Halide Edip; “Artık dinlenme ve sükunet döneminin geldiğini” belirterek, düşüncesini Mustafa Kemal’e onaylatmak ister. Aldığı yanıt şaşırtıcıdır: “Hayır. Bundan sonra birbirimizle didişeceğiz.”

    “Sinekli Bakkal” romanıyla tanınmış Halide Edip, çelişkilerle dolu siyasal yaşamında Cumhuriyet felsefesiyle didişenlerden biri olmaktan gecikmeyecektir. İzmir’in işgali üzerine düzenlenen Sultanahmet’teki görkemli açık hava toplantısında yüz binleri etkileyen Halide Edip’tir. Ama kısa süre sonra Amerikan mandacısı kesilen aynı kişiliktir. Kurtuluş Savaşı’na onbaşı rütbesiyle katılarak, cephelere gitmiştir. Mareşal Çakmak’ın atadığı Başçavuşluktan terhis olduktan sonra devrimci kadroya karşıt tavır alarak Britanya sömürgelerinin öğretim kürsülerinde görevlendirilen yine Halide Edip’tir.

      Demokrat Parti listesinden Meclis’e giren Halide Edip’in esaslı çelişkilerinde yalnız olmadığı bir gerçektir. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından olup da saltanat ve hilafete meyledenlerden tutunuz da, suikast ve iç ayaklanmalara kadar elleri uzanan nice önemli isimler vardır.

       1950 sonrası devrimle didişme, esastandır. Gidişat,“Siz isterseniz Hilafeti bile getirebilirsiniz” sözüne kadar uzanır. İnönü’nün deyişiyle; “Din istismarının daniskası başlamıştır. TBMM kararı olmadan Kore’ye asker gönderme, yabancı üs ve tesislere alanlar açma, ikili antlaşmalar acı gelişmelerdir.

        Şimdiki devir, birileri için; tam bağımsızlıkla kavga etme zamanıdır. Halkçı-devletçi ekonomi kenara fırlatılarak vahşi liberalizme kucak açılmıştır. Böylece kamuyu koruyucu devlet anlayışıyla didişilmiştir. Ulusalcı siyasetler terk edilmiştir. Çünkü emperyalist uyduculukla bağdaşılmıştır.

      Ulusal çare; tam bağımsızlık ilkesiyle 1937 yılından Anayasamıza yerleşen ilericieksen ve antiemperyalist dünya görüşündeki Kemalist safta bir araya gelmektir. Devrimcilere yakışacak acil demokratik ortak tutum budur.

      İnönü, Sakarya ve Dumlupınarlarda kazanılan görkemli utkular sonucundaki Lozan’da hukuken elde edilen devrimci mirasın üzerimizdeki sorumluluğu, böylesine bir birleşimi gerektirmektedir.