SIĞINAKLARA İNİN

Dilek ALP

“Hayatında değişim için risk almaktan korkan kişiye ne yazık! Çünkü o kişi belki de hiç düş kırıklığına uğramayacak ve peşinden koşacak bir hayali olanlar kadar acı çekmeyecek. Ama dönüp de arkaya baktığında (çünkü her zaman, sonunda dönüp arkamıza bakarız), yüreğinden şu sözcüklerin döküldüğünü duyacak: ''Tanrının, senin yaşadığın her güne ektiği mucize tohumlarını ne yaptın? Sana bağışladığı yetenekleri ne yaptın? Hepsini bir çukura gömdün üzerini örttün, çünkü onları yitirmekten çok korkuyordun. Bak, şimdi elinde tek kalan: Toprağa gömdüğün, artık yaşamını yitirmiş olmanın kesinliği…”

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım, Paulo COELHO

*

Soğuk savaşın bir gecede sıcak savaşa döndüğü 9.günde, gerilim dolu aksiyon filmi izliyoruz. Film gibi diyorum her zamanki gibi “bize bir şey olmaz” tadındayız çünkü… Yaşanılanlardan ya da bizzat yaşadıklarımızdan ders çıkarmak gibi bir kabiliyetimiz yok. Tekrar ve tekrar aynı şeyleri yaşamaktan ve cennet topraklarda sefil bir hale düşmekten hiç gocunmuyoruz, olan bitene alınganlık göstermiyoruz hatta. Geçmiş yıllarda bana göre yanlış olan her şeye tepkimi gösterirdim, yapabiliyorsam düzeltmeye çalışırdım, bulup buluşturup doğruları göze sokardım, ikna etmek için her şeyi karşıma alırdım, bedel öder inandığım aynı şeylere devam ederdim. “Dayak düşkünüsün” der annem bu huyuma, ben azim diyorum…  

Savaş burnumuzun dibinde, hatta daha yakın. Bir de korktuğumuz başımıza geliyor gibi nükleer tehlike başladı. Olası adımlarda zarar görecek ilk ülke biz olacağız. (diğer sınır komşularımızla yaşadıklarımızı anımsıyorum) Coğrafi olarak neden kritik bir noktada olduğumuz bir kez daha bize hatırlatıldı. Bu ülkede her an her şeye hazır olmak zorunluluğumuz var. Gel gör ki muazzam rahatız. Tarih bizim yaşadığımız yüzyılda bizlerden nasıl bahsedecek gerçekten çok merak ediyorum. (bahsedecek mi?)

Ülkemizin kentlerinde ki makam sahiplerine soruyorum;

1. Kentlerimizde sığınaklar var mı?
2. Sığınaklar varsa nerede ve içlerinde güncel teçhizat bulunuyor mu?
3. 17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminden sonra kentlerde / mahallelerde zorunlu hale gelen ‘toplanma merkezleri’ ve deprem malzeme konteynerleri nerede?
4. Acil bir durumda koordinasyonu sağlayacak olan mahalle muhtarları yeterli güncel bilgi ve yetkiye sahip mi?
5. Karşı kıyıda kıyametler koparken, olası “nükleer tehlikeye kentlerimiz hazır mı?” 
6. Savaş yerine deprem, sel, yangın ibarelerini de koymalıyız belki…
7. “Bize bir şey olmaz” söyleminin dışında A-B-C planlarınız var mı?
8. Çağdaş bir kentte olası acil durumlarda neler yapılması gerektiği kamuoyu ile önceden paylaşılır, paylaşacak mısınız?

*

İnanın vatandaşın ülke ve kent yöneticilerinden beklediği şeyler değişti bu son çeyrek asırda. Tek beklentimiz insanca standartlarda yaşayabilmek…

Ciddiyet istiyoruz,
hayatımızın güvende olduğunu bilmek istiyoruz,
bilim temelli akılcı davranışlar istiyoruz,
ödediğimiz her kuruşun doğru harcandığını bilmek istiyoruz, 
standartları yüksek bir hayat istiyoruz,
rahat uyumak istiyoruz,
attığınız adımın kişisel başarı değil, ülkemiz ve insanımız için olduğunu görmek istiyoruz,
Siyasi söylemlerinizden ve hayallerinizden uzak bir güç istiyoruz, bıktık…
Geçici olan makamlarınız köy kahvehanesi değildir, koltuğunuzun ağırlığına göre davranmanızı ve konuşmanızı istiyoruz,
Anlık projelerinizle hiç ilgilenmiyoruz, kentlerin kaderlerine imza atacak işlerden bahsedin bize artık…

*

Büyükannemin zeytin ağacından yapılmış dolabına yıllar önce sahip oldum, onun da annesinden kalan... Daha öncesini bilemiyorum. Gözümüz gibi bakarız, sanki köklerimizin tarihçesi. Her çizikte bir anı, her çentikte ruh var. Her yanından geçişte şöyle bir dokunmadan geçilmez gayri ihtiyari.

Zeytin ağacı önemlidir. Biz gerçek yokluğu sonundan yaşamış bir nesil olarak hala bakliyat yedeği olmazsa olmaz kadınlarız. Kıtlık psikolojisi ile büyüyen bir dönemin evladıyım çoğunuz gibi, değerlerimizi ve bu kazanımları nasıl elde ettiğimiz bize çok iyi öğretildi zamanında. Ben de bu dolabı manasına uygun şekilde "savaş durumu bakliyat deposu" olarak kullanırım.

Geçenlerde baktım ufak tefek bir hareket var etrafında, minik kelebekler uçuyor. Kendime nasıl kızıyorum, zamanında başöğretmen annemin uyarılarını, tavsiyelerini, öngörülerini dinlemediğim için; "elindeki çok değerli, dikkatini üzerinden asla esirgemeyeceksin, düzenli olarak içini dışını temizlemelisin, kontrol etmelisin köşesini bucağını, eski ahşap güve yuva yapar doğaldır, göremezsin çoğalır, yayılır, sonra temizliği imkânsızlaşır, koca dolabı göz göre göre kaybedersin, sana bu yadigârı teslim ettiğim için pişman etme beni, onu torunlarıma emanet edeceksin… " der durur sürekli. Yazılı olarak bile elime tutuşturdu yapılacak olanları, dolabın başına gelebilecek tehlikeleri ve korunma yöntemlerini! İşlerimin yoğunluğu, biraz önceliklerimin değişmesi, biraz görmezden gelme, biraz da sahip olduğum emanetin değerini tam kavrayamamış olmamdan olsa gerek ihmal ettim son zamanlarda. Zeytin ağacından dolabı tümden atacak değilim herhalde!

Tek tek boşalttım içini, baklagil torbalarını açıp kontrol ettim muhteviyatı bozan bir şey var mı yok mu diye. Tedirgin olduklarımı insafsızca çöpe attım, belki şuan değil ama ileride başa dert açabilir kaygısı ile. Üç kuruş kar edeceğim diye koca dolaptan mı olacağım. Saçma... Pire için yorganı yakmak olmasın derdindeyim… Sıkıca temizledim, ilaçladım ve havalandırdım. Yeniden tüm temiz malzemelerimi yerleştirdim kontrol ederek. Sonra karşısına geçip keyif kahvemi yudumladım görevlerimi yerine getirmenin verdiği gurur ve bir parça kabarmış yüreğim ile. Bahçemde ki zeytin ağacımı hayal ettim, torunlarıma, onlarında çocuklarına bırakacağım miras…

Ata yadigârı, kökler, yaşanmış değerler varlığımız ve devamımız için TEK HAZİNEMİZDİR. Bu hayatta sahip olduğumuz, uğruna bedel ödediğimiz her şeyi koruyalım, bir milimetre toprağımızı bile kollayalım, üzerinde yetişen çalılarımıza bile kol kanat gerelim, bir pire için yorganı yakmayalım. Temizleyelim, kontrol edelim ve haşaratların girişini engelleyebilecek yöntemleri geliştirelim ama zeytin ağacından dolabımızı da, yorganımız da ölesiye muhafaza edelim. Onlar bizim geleceğe bırakacağımız yegâne keşiflerdir.

“Sığınaklara inmemize gerek kalmadan, zeytin ağaçlarımızın gölgesinde sağlıcakla serin kalın.”