SAHNENİN ÖTESİNDE

Dilek ALP

Türkiye’de yeniden bir “Tarkan rüzgârı” esiyor. Konser meydanlarından sosyal medyaya, kuşaklar arası sohbetlerden gündelik hayata uzanan bu rüzgâr yalnızca müzikle ilgili değil; daha derin, daha toplumsal bir anlam taşıyor. Tarkan’ın varlığı, bu ülkede sanatçının ne olduğuna, ne yapabileceğine ve nerede durabileceğine dair önemli bir hatırlatma sunuyor.

Bir ülkenin sanatçıları yalnızca üreten, sahneye çıkan ya da alkış toplayan kişiler değildir. Sanatçı, toplumun ruh hâline temas eden, zamanın nabzını tutan, bazen de kimsenin söylemeye cesaret edemediğini estetik bir dille görünür kılan kişidir. Bu nedenle toplumsal sorumluluk, sanatçının üzerine sonradan eklenen bir yük değil; varoluşunun doğal bir parçasıdır. Çünkü sanat, yalnızca güzel olanı değil, doğru olanı da arar.

Toplumsal sorumluluk denildiğinde herkesin aklına yüksek sesli politik çıkışlar gelmek zorunda değil. Bazen bir duruş, bazen bir susuş, bazen de doğru zamanda söylenen tek bir cümle çok şey anlatır. Sanatçının sorumluluğu; ayrıştırmamak, dışlamamak, insan onurunu zedelememek ve topluma ayna tutarken nefreti değil vicdanı çoğaltmaktır. En önemlisi de popülerliğini yalnızca kendisi için değil, ortak bir iyilik duygusu için kullanabilmektir.

Tarkan tam da bu noktada ayrı bir yerde duruyor. Yıllardır değişmeyen bir şey var: O, popüler olmayı şık bir usulle yapan bir sanatçı. Milyonlara ulaşırken dili sertleşmeyen, birleştirici bir ton tutturabilen, gündemin sertliğine kapılmadan ama ondan da kopmadan var olabilen ender isimlerden biri. Ne tamamen sessiz, ne de gürültünün bir parçası.

Bu hafta sahnede Cem Yılmaz’la yaptığı unutulmaz düet, bu duruşun en net örneklerinden biri oldu. Sadece iki ünlü ismin bir araya gelmesi değil bu; mizah ile müziğin, zekâ ile duygunun aynı sahnede buluşması. Bu düet, sanatın farklı disiplinlerinin birbirini besleyebileceğini, rekabet yerine dayanışmanın mümkün olduğunu hatırlattı. İzleyenlere hafiflik değil, ferahlık hissi verdi. Belki de bu yüzden bu kadar benimsendi ve yıllarca hatırlanacak.

Benzer bir tavrı sahnede Mabel Matiz’e verdiği açık destekte de gördük. Genç kuşak bir sanatçının arkasında durmak, onu görünür kılmak, üstelik bunu yukarıdan bir yerden değil, eşitlikçi bir dille yapmak Türkiye’de çok alışık olmadığımız bir şey. Oysa sanat dünyasında gerçek sorumluluk tam da burada başlıyor: Alan açmakta, destek olmakta ve yalnız bırakmamakta. Tarkan’ın Mabel Matiz’e verdiği destek, sadece bireysel bir jest değil; sanatın özgürleşmesi adına güçlü bir sembol.

Tarkan’ın yarattığı olumlu rüzgâr, insanlara yalnızca şarkı söyleme isteği vermiyor; birlikte olma, aynı duyguda buluşma hissini de hatırlatıyor. Konser alanlarında yan yana gelen farklı görüşlerden, farklı yaşlardan binlerce insan, birkaç saatliğine de olsa aynı cümleleri söylüyor, aynı melodide nefes alıyor. Bu, küçümsenecek bir şey değil.

Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şeylerden biri de bu: Umudu bağırmadan, iyiliği romantize etmeden, sorumluluğu didaktik olmadan hatırlatan sanatçılar. Tarkan, bu ülkenin sanatçılarının nerede durabileceğine dair güçlü bir örnek sunuyor. Belki de bu yüzden bu rüzgâr bu kadar güçlü. Çünkü bu rüzgâr, yalnızca müzikten değil, ortak değerlerden esiyor.

Nusaybin’de Türk bayrağına yönelik yaşanan saygısızlık, zengin bir kültürel mozaiğe sahip Türkiye coğrafyasına yakışmayan, hepimizi üzen bir olay olarak hafızalara kazındı. Bu toprakların gücü, farklılıklarını bir arada yaşatabilme becerisinden gelir; bu birlikteliğin en güçlü simgelerinden biri ise ortak bir bayrak altında toplanabilmektir. Bayrak, kimseyi dışlamayan, herkesi kapsayan bir aidiyet duygusunu temsil eder. Bu nedenle ona yönelik her saygısızlık, herhangi bir topluluğu değil, ortak yaşam kültürünü zedeler. Bu tür olayları şiddetle kınıyor; benzer hassasiyetlerin korunması adına gerekli önlemlerin kararlılıkla alınmasının önemine dikkat çekmek istiyorum. Ortak değerlerimize sahip çıkmak, bu ülkenin zengin mozaiğini geleceğe taşımanın en temel koşullarından biridir..

Öte yandan, Türk tiyatrosunun ustalarından Haldun Dormen’i kaybetmenin üzüntüsünü de bu satırlarla paylaşmak isterim. Sanatıyla kuşaklar yetiştirmiş, sahneyi bir okul, tiyatroyu bir kültür meselesi olarak görmüş bir ustayı uğurluyoruz. Onun mirası, sanatın toplumu dönüştüren, incelten ve bir arada tutan gücünün en kıymetli örneklerinden biri olarak yaşamaya devam edecek.

#Tarkan #CemYılmaz # MabelMatiz #HaldunDormen #TürkBayrağı #KültürelMiras