Modernizm, demokrasi ya da demokratlık; savaşsa, sömürüyse, işgalse yerin dibine batsın o modernizm ya da demokratlık! Bugün İran’ı, dün Irak’ı, Suriye’yi, geçmişte de Vietnam’ı işgal etmişti. Modernlik adı altında addedilenler hep savaştan, sömürüden ve işgalden yana olmuşlardır.
Jean-Jacques Rousseau, 1700’lü yıllarda bu zihniyete karşı çıkmış; ahlakı ve doğal yaşamı bozduğunu iddia etmişti. O günlerde modernizmi savunan kimi aydınlar Rousseau’ya karşı çıkmış, onun insanlığı barbarlığa götüreceğini söylemişlerdi. O günlerin dünyaca ünlü aydınları bugün mezarlarından çıkıp sözde modernizm adı verilen anlayışın ve insanlıktan nasibini almamış İsrail’in zayıf ülkeleri nasıl işgal ettiğini görebilseler, belki onlar da kendilerinden utanırlardı.
Bu sözünü ettiğim ülkeler tarih boyunca hep utanılacak, ahlak bozucu işler yaptılar. Daha dün İran’da bir okula bomba atıp küçücük bebekleri ve öğretmenlerini barbarca öldürdüler. İran’ın iki bin yıllık kültürünü ateşe verip sadistçe seyrettiler.
Sevgili okurlar, ünlü bilim insanları Giordano Bruno’yu, Galileo Galilei’yi ve Sokrates’i; kendini modernlik diye gösteren ülkelerin yöneticileri astılar ya da ölüme mahkûm ettiler.
Rousseau’dan bahsetmek isterim. Yıl 1741, Paris dünyanın en önemli şehirlerinden biri ve sanatın merkezidir. Hiçbir yazar, müzisyen, bilim ya da sanat insanı Paris’e uğramadan, bu şehrin büyüsünü tatmadan isim yapamaz ve meşhur olamazdı. Bu insanlardan biri de Rousseau’dur. Paris’in en ünlü salonlarından birinde modernitenin doğallığı ve ahlakı nasıl bozduğunu anlatmaktadır. Çok etkili bir konuşmadır. Salondakiler, deli olarak değerlendirdikleri Rousseau’yu ayakta alkışlarlar. Denis Diderot ve Voltaire gibi aydınlar da bu salondadır. Ertesi gün gazetelerde Rousseau’nun lehine birçok eleştiri yazısı yayımlanır.
Rousseau’nun en çok eleştirdiği ve tembellikleri yüzünden hiç sevmediği kesim aristokratlardır. Halkın yoksulluğuna rağmen bu insanlar Avrupa ülkelerinde ihtişam içinde yaşamaktadır. Rousseau’ya ağır gelen de bu haksızlıktır; çünkü o bir halk adamıdır.
Voltaire bir gün ona, “Bana karşı neden bu kadar soğuksun?” der. Rousseau ise, “Siz çok zenginsiniz, halk ise çok fakirdir; ama bunu hiç önemsemiyorsunuz.” diye cevap verir. Dönemin çoğu aydını, kendilerini eleştirdiği için Rousseau’yu sevmezdi. O sadece aydınları değil; aristokratları ve kapitalistleri de eleştirirdi.
Bir başka gün, Paris’te bir salonda dönemin aydınlarına şöyle seslenir: “Halk adına konuşuyorsunuz ama halkla hiçbir ilişkiniz yok. Halk açlık ve yoksulluk içinde yaşarken siz zenginlik ve ihtişam içinde yaşıyorsunuz. Hepiniz kokuşmuşsunuz.”
Bu sözlerinden sonra Fransız kapitalistleri Rousseau’nun Fransa’dan gitmesini ister. O da İngiltere’ye gider; fakat orada da susmaz. İngiliz kapitalizmini, ahlakı ve doğallığı bozduğu gerekçesiyle eleştirir. Dünyaca ünlü eseri Toplum Sözleşmesi’ni İngiltere’de yazar.
Sevgili okurlar, o günün kapitalistleri bugünün emperyalistleridir. Bunların başını da bugün İran’ı, dün Suriye’yi, daha önce de Irak’ı işgal eden Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri çekmektedir.
Ünlü sosyolog Montesquieu şöyle der: “Birçok adam bir adama kıyafet dikmeye çalışıyorsa, orada pek çok insanın elbisesiz kalmasındandır.” Bir başka filozof da, “Zenginlerin neden ve nasıl zengin olduklarını anlamak istiyorsanız, önce fakirlerin nasıl fakirleştirildiklerini araştırın.” demiştir.
İzleyenler bilir; İngiltere’de taç giyme törenleri günlerce sürer ve milyarlarca para harcanır. Kralın törende giyeceği elbiseler için yüzlerce insan günlerce çalışır. İşte tüm bu giderler, dünyadaki yoksul ülkelerin sırtından çıkar. İngiltere’nin Hindistan’ı işgal ettiği gibi…
Donald Trump seçilir seçilmez Körfez ülkelerine gitti; trilyonlarca dolarlık anlaşmalarla geri döndü. O paralar, o ülkelerde yaşayan fakir insanların sırtından sömürülen paralardı.
Emperyalizme işte bu yüzden karşı çıkıyoruz. Kahrolsun emperyalizm, yaşasın halklar!
Rousseau da bu yüzden dönemin emperyalist anlayışına karşı çıkıyordu. Onun en önemli eserlerinden biri de Emile adlı eseridir. Bu eserde eğitimden kültüre, kültürden ekonomiye ve sosyolojiye kadar pek çok konuya değinir.
O, gerçekten bir dahiydi.