17. yy’ın sonlarına doğru Avrupa’da Voltaire, Diderot, Holbach ve Rousseau gibi yeni bir aydın kesimi ortaya çıkar. Kendilerinden öncekilere göre çok daha gözü pek ve olaylara çok daha derinlikli, nesnel bakarlar. Teoriden daha çok eylem adamlarıdırlar. İngiltere’de, Hollanda’da, İspanya’da, özellikle Fransa’daki gelişen sosyal, siyasal olayların altında hep bu insanların parmağı vardır. Fransa’da devrim gibi çoğu büyük sosyal olayların teorisyenleri bu insanlardır. Bir anda bütün dünyanın tanıdığı kimseler hâline gelirler. 18. yy’da yazılmış çoğu başyapıtın sahipleri de bu kimselerdir. Dünyada en çok okunan yazarlar, en çok dinlenen sosyal bilimciler, filozoflar yine bu insanlardır. Hukuktan bilime, insan haklarından özgürlüklere her konuda fikir beyan ederler.
Bu tür insanlar ilk defa ortaya çıktıklarında önce meslektaşları, sonra yönetenler ve halk tarafından büyük tepkiyle karşılanırlar. Doğal olarak zaman içinde anlaşılır, kabul edilirler.
Sevgili dostlar, bu insanlardan biri de Rousseau’dur. Benim de büyük hayranlık duyduğum, keyifle okuduğum, bilgisine hayran olduğum, dünya edebiyatına, sanatına büyük katkıları olmuş bir filozoftur. Zaman zaman etkili sözlerinden, yazdığı eserlerinden dolayı başta yönetenler tarafından tepkiyle karşılanır, sürgünlere gönderilir. Dönemin çoğu aydınının Rousseau’yu anlamaya zekâları yetmemiştir.
Bu sivri dilli deli filozof bir eserinde, bilim ve sanattaki gelişmeler en başta ahlaka ve insanın doğallığına katkı mı sunmuş, yoksa yozlaştırmış mıdır, diye sorar. İşte bu sözlerden sonra Rousseau, başta Fransa’da olmak üzere birçok ülkede aydınlar ve kimi bilim insanları tarafından büyük tepkiyle karşılanır.
Sevgili okurlar, fikirler de ilaçlar gibidir. İçtiğimiz ilaçlar hastalıklı bölgeye geçici bir fayda sağladıkları gibi başka organlarımıza da zarar verirler. İnsanları yüzde yüz sağlıklarına kavuşturabilecek ilaçlar olmadığı gibi yüzde yüz doğru olan fikirler de yoktur. İşçilerden, emekçilerden yana söylediğiniz fikirler doğal olarak işverenlere zararlı gibi görünebilir. Rousseau’nun söylediği fikirler de böyle olmuştur.
Yaşadığı dönemde sürgüne gönderilse de, büyük tepkilerle karşılansa, taşlansa, büyük kötülüklere uğrasa da o, 1789 Fransız Devrimi’nin teorik alt yapısını hazırlayan adamdır. Ama ne yazık ki bu devrimi görmeden ölmüştür. Bununla da yetmemiş, dünya halklarının aydınlanmasına büyük katkılar sunmuş ve eserler vermiştir. Her söylediği söz büyük tartışmalara neden olmuş, genelde zenginleri, zamanın krallarını çileden çıkarmıştır.
Bilimin, sanatın ve edebiyatın bugün geldiği noktada Rousseau’nun büyük emeği vardır. Okumadığı için Türk halkı Rousseau’yu pek tanımaz ama Atatürk’ün cumhuriyeti kurarken bilgisine başvurduğu en önemli insanlardan biridir. Cumhuriyet yönetiminin her konusunda kesinlikle Rousseau’nun ruhu vardır.
Rousseau’yu eleştiren kişilerin başında Avrupa’nın en ünlü kişisi olan Voltaire gelir. Ona yazdığı mektuplarda nefret ettiğini ve açık açık ölmesini istediğini söylemiştir. Voltaire’i Avrupa’da fikirleriyle en çok rahatsız eden adam Rousseau’dur. Dağdan Mektuplar isimli eseriyle bu yaşananları açık açık anlatır.
Rousseau, Voltaire’den önce ölmüştür. Voltaire, “Hayatımda ölümüne üzüldüğüm tek insan Rousseau’dur.” der. Rousseau da bir konuşmasında, “Voltaire olmasaydı ben olamazdım, onun sayesinde dünya beni tanıdı. Hayatıma girmiş en muhteşem insan odur.” der.
Sevgili okurlar, Rousseau hakkında epey şey söyledim, daha önce de birkaç yazı yazdım ama Rousseau zamanımızda yaşamış olsaydı kesinlikle bir tımarhanede ölür giderdi. O bir dahiydi. Sivri dilliliği yüzünden yaşadığı hayatın önemli bir bölümünü sürgünlerde geçirdi. Fransız kökenli Protestan bir ailenin ikinci çocuğuydu. Garsonluk, miçoluk, kâtiplik, inşaat işçiliği gibi birçok iş yapmıştı.
En önemli eserlerinden birisi İnsanların Arasındaki Eşitsizliğin Nedenidir. Eserinde özel mülkiyetten söz eder ve eşitsizliğin nedeni olarak da özel mülkiyeti görür. Özel mülkiyetin olduğu yerde kardeşlik ve barış zor olur.
En önemli başka bir eseri de eğitim konusunu işlediği Emile isimli eseridir. Rousseau’nun dünyada tanınmasını sağlayan en önemli eseridir. Rousseau’nun var olmasını, ortaya çıkmasını Bilimler ve Sanatlar konulu bir yarışmada birincilik ödülü alması sağlamıştır. Bu eserindeki fikirlerinden dolayı dünyadaki bilim adamları tarafından barbarlıkla suçlanmıştır.
Dünyada doğruyu tek olarak görenler kesinlikle yanılgı içindedirler. Doğru asla tek değildir. Herkesin kendine göre bir doğrusu vardır. Her şey iyi olduğu gibi kötüdür.
Sevgili okurlar, Rousseau’yu çok daha iyi tanımak isterseniz onun en önemli eseri olan Eşitsizliğin Nedeni isimli eserini okumanızı salık veririm.