Pazar Hikayeleri: İki diri değil bir diri gömdüm

Aktan Uslu

Bizim meslekte algının ne kadar önemli olduğunu hafta içi Erol Mütercimler’in malum vakasında yaşadık.

Şahsımın da kınadığı o sözlerine dair savunmayı Halk TV den getirirken özeleştirisini de verdi. Google Baba sağolsun, verdi, dinledim. Vaka özetle şöyle..

Toplam dört saat süren o programın, üçüncü saatinde İmam Hatip Lisesi mezunları şahsında önemli bir kesimi çok rencide eden, o sözleri söyledi. Ama onun bir evveliyatı varmış ve ilk üç saatlik bölümde, o evveliyattan söz edilmiş.

Algı kadar beden dili, mimikler de önemli. Mütercimler o sözleri üçüncü saatte söylüyor söylemesine de programdaki diğer konuklardan, hele ki sunucudan tepki gelmiyor. Bu gibi durumlarda herkes tepkisiz kalsa, moderatörlüğünü üstlenen sunucu kesin devreye girer. Girmiyor.

Mütercimler yanıt hakkının bitiminde özetle şunları kaydediyor: “Ben herkesin programı baştan sona seyrettiği zannı ile o sözleri sarf ederken, tekrara girmedim. O sözlerimin öncesini, zaten konuştuğum için es geçtim. Hata ettim. İnsanların nasıl algılayacağını öngörmedim. İmam Hatip Liseliler’e nasıl öyle derim. İHL’ler bir Cumhuriyet projesidir, günümüz itibariyle kimi eksikleri vardır. İstemeden kırdığım kişilerden, özür dilerim.”

Şahsımın 24 saat gecikme ile tepki gösterdiği vakada kimi sosyal medya tepkilerine de göz attım ama kimileri, önemli kısmı üzerinden sosyal medya yine yangın yeri.

Mütercimler’i diri diri “toprak” niyetine sosyal medyaya bildiğiniz gömmüşler.

**

Mütercimler’in algılama hatası diye tanımladığı vaka, sosyal medyada biraz daha farklı.

Okuma alışkanlığı olmayan yurdum insanı, sadece fotoğrafa bakarak görüş ifade ederken bazen şahsımı hayretler içinde bırakıyor…

Geçtiğimiz günlerde

Kocaeli Barosu Başkanı, bir güzel insan, Avukat Bahar Gültekin Candemir’in Ebru Timtik vakasının hayli şiddetli seyrettiği süreçte..

Vakada tarafların birbirine sosyal medyadan birbirine “kurşun” sıktığı vakalardan bir yenisinde..

Meselenin hangi tarafından olduğumu bir kere daha teşhir ettiğim bir Facebook paylaşımında Candemir’in insani duruşuna atıfta bulunan kendi çapında bir güzellemede bulunmuştum.

“Mesele kadın erkek değil mesele insan olmak” ve “Asla yalnız yürümeyeceksin”… diye iki başlıklı bir yorumumdu.

Öncelikle o paylaşımıma gerek sosyal medyadan, gerekse şahsımla karşılaşıldığında gösterilen iyi niyet dileklerinden ötürü teşekkür ederim.

Öte yandan farkındayım. O teşekkürler aslında, yine Candemir’e ait idi.

Ancak çok enteresan bir detay daha yaşandı.

İsmi bende, CHP’li bir tanıdığımdan bir telefon geldi ve bana Candemir’in ölümüne çok üzüldüğünü, cenazesinin hangi gün, nereden, ne vakit kaldırılacağını sordu.

“Hayırdır, nasıl yani. Bahar Başkan vefat mı etti” dedim.

“Sen yazmışsın ya…”

“Ne yazmışım ya…”

Kendimden şüphe ettim. Bir ara hayli salakladım. “Ulan yine ne halt ettim” diye Facebook’taki yazıma daldım.

“Ya yazı orada. Bir daha okusana.”

“Üzüntüden detayı okuyamadım. Veli Gök, başsağlığı dilemiş.”

“Veli Gök kim? Yazıda ismi geçmiyor ki…”

Birkaç dakika sonra açığa çıktı.

Meğer Veli Gök isimli, tanımadığım veya hatırlamadığım bir takipçim..

Muhtemelen yazının içini hiç okumadan..

Bir yazının başlığına bir de fotoğrafa bakıp..

“Allah rahmet eylesin” demiş.

Silmedim. Hala orada duruyor.

Ama Veli Gök’e de yazdım: “Haberleri mi karıştırdınız. Hiç okumadan öyle mi algıladınız ancak kimsenin vefat ettiği yok. ‘Allah geçinden versin’… yazın bari” diye inceden atarlandım.

Görmemiş galiba.

Aradan birkaç gün geçti, hala yerinde duruyor.

Şüphelendim..

Ne yalan söyleyeyim.

Bir tanımla; Antitimtikçiler’in Timtikçiler’e “terörist” diye yüklendiği o günlerde..

Sosyal medya profilinde yazdığına göre MHP MYK Üyesi Selami Şişman’ın Gazeteci Şirin Payzın’a babasının ölümü sonrası çıkan gazete ilanıyla ölüm tehdidinde bulunmasından sebep, sıradışı bir tehdit mi diye Veli Gök’ün sayfasına daldım.

Hiç de öyle bir yurdum insanı tipi değil. Rahatladım.

Geçenlerde bir CHP’li takıldı:

“Bir haftada iki partilimizi diri diri gömdün. Gerçi sonra, birini dirilttin.”

Ben de takıldım.

“Kimin yaşayıp kimin öleceğine ben karar veririm… Ama iki değil. İftira atmayalım. Sadece bir…”

Vaka şu.

Arkadaş Bahar Gültekin Candemir vakasında Veli Gök’ün yorumunu görmüş. Bana rağmen beni sorumlu tutuyor. Ben ‘yardım ve yataklık’ etmişim.

Diğeri tamamen benim haltım.

Ama hikayesi var. Şöyle ki…

Öncelikle merhum Yalçın Kılıç’a Allah’tan rahmet, başta Türkan Kılıç olmak üzere eşine, çocuklarına, tüm sevenlerine, tüm CHP camiasına tekraren sabır ve başsağlığı dilerim.

CHP Çayırova Kadın Kolları eski Başkanı Türkan Kılıç’ı başkanlığı öncesi de az çok tanırdım. Başkanlığı süresince daha yakından tanıma fırsatım oldu. Meselelere bakış açımızdaki benzerliklerden ötürü hukukumuz, başkanlık sürecinden sonra da devam etti. Yani gazeteci siyasetçi diyaloğunun ötesinde çok sohbet etmişliğimiz var. Bir dönem Eczacılar Odası Gebze Temsilciliği’nde çalışıp Gebze merkezde sıklıkla yer alınca, daha sık sohbet fırsatı buluyorduk. Sonra Şekerpınar’da çalışmaya başladı. O sohbet imkanı ortadan kalktı.

Merhum Yalçın Kılıç, CHP’nin kuruluş yıldönümü olan 9 Eylül’de toprağa verildi.

Bu da CHP’li bir aktif siyasetçi için daha zor olsa gerek. Ya da eşi de şüphe yok ki üye veya seçmen, CHP’li. Eşini partisinin yıldönümünde toprağa vermenin buruk bir gururunu yaşadı.

Bu arada kimseyi suçlamak, eleştirmek, bana ait hatada sorumluluğu başkasının üzerine yıkmak gibi bir niyetim asla yok. Kaldı ki 5 dakikadan kısa süre kala yayında kalan o haberden ötürü kimseden en ufak bir sert tepki gelmedi. O kısa sürede süratle bana ulaşan üç kişi, uyarmak için aradı. Sağolsunlar.

8 Eylül akşamı eve gitmek için otobüs durağındayım.

Cayırova Belediye Meclisi Üyesi Halis Koç’u arayıp Büyükşehir Meclisi’nin hangi gün toplanacağını sordum.

“Önümüzdeki perşembe.”

“Tüh, yine gelemeyeceğim. Tavşancıl’da ÇED, Çerkeşli’de Özer Elektrik’e DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu gelecek.”

Tam kapatacağım.

Ya, “Türkan Kılıç’ın eşi” dedi. Ya, “Türkan Kılıç” dedi. Caddede olduğum için yanlış anlama ihtimalim yüksek. Vefat ettiğini söyleyip, “Ama sen yine de Cihan Başkanı ara. Teyit et…” dedi.

İçten içe, “Belki de ölmedi. Hala yaşıyor…” umuduyla.

Hemen Cihan Soyluçiçek’i aradım.

İsim vermedim o anda galiba.

“Bir şey duydum. Doğru mu?” dedim.

“Doğru, hastanedeyiz” dedi.

“Başınız sağolsun. Eve, bilgisayarın başına geçince de arayacağım” diye öyle de yaptım.

Şuna adım gibi eminim..

Ben Cihan Başkan’a..

“Rahmetli iki çocuk annesi idi, di mi?” dedim.

“Evet” dedi.

Ben üzgünüm, o üzgün.

Sorumdaki “anne” tanımlamasından sebep öleni Türkan Kılıç’ın eşi değil kendisi olarak algıladığımı..

Yani asla suçlamak için söylemiyorum, algılamayınca

Bir de “CHP’nin yıldönümünde eşini kaybetti” duygusal yaklaşımıyla siteye haber girdi..

Tüpten çıkan macunu bir daha tüpe geri itemezsin misali..

Kısa süreli olsa olan da oldu.

Ve brütte 26 seneyi aşan meslek hayatımda bu daha ne ki.

Sadece meslek hatalarımı kitaplaştırsam, ciltler tutar.

Yaşanmışlıklara dair hafızam hayli kuvvetli, ama isimlere dair hayli zayıftır.

Özellikle soyadlarında o kadar çok çuvallarım ki bazı haber konusu kişilerin soyadlarını haber içinde, üç farklı şekilde yazdığım bile olmuştur.

Hikmet Koçoğlu, hiç kimseden çekmedi benden çektiği kadar. Bir ara, “Bari doğru yazayım” diye soyadını değiştirmeyi bile düşünmüştür.

Bir de mesleğimin ilk başlangıcında..

İlk çalıştığım Özgün Haber’in Gebze Bölgesi sınırlarına komşu İstanbul’un Tuzla İlçesi ve o Körfez’in Hereke Beldesi’ni (şimdi mahalle) de yayın takip ve dağıtım altına aldığı süreçte..

Tuzlaspor Kulübü’nün kongresinde divan başkanlığına seçilen zevatı kulüp başkanı seçildi diye haber yapmış içten içe de, “3’ncü Ligi hedefliyorlarmış ileride. Fakir başkanla hangi 3’ncü Lig…” diye kendi kendime yorum yapmış, neyse ki haberde o detaya da girmemiş, kendime saklamıştım.

Yani demem o ki, şahsıma asılsız suçlama ve ithamlarda bulunmayın.

Ben 10 günlük o süreç içinde sadece bir kişiyi diri diri gömdüm, iki değil. Sonra ölüyü dirilttimde.

Bu arada..

Türkan Kılıç’a taziyemi cenazenin kalktığı gün cenaze öncesi, Güzeltepe Cem Evi’nde kısa süreli, apar topar verdim.

CHP Gebze’nin aşure programı esnasında CHP Kurultay Delegesi Musa Haydaroğlu’na hemşerileri, Sivaslı olmasından sebep, “Musa abi. Cenaze ikindide. Benim gitmeme imkân yok. Ama gidip gelelim mi taziyeye” deyince sayesinde, hiç olmazsa o kadarını yapabildim ama sayılmaz.

Cenazeye kalamayacağımdan sebep, cenaze haberini defin sonrası bekleyenler üzerinden fotoğraflaştırırım diye önce toplu foto aldım. Haydaroğlu o karede yer aldı.

Sonra Haydaroğlu ile birlikte çardağa, taziyeye doğru giderken veya çardaktan dönüşte CHP’nin eski beldelik yılları belde başkanlarından Necdet Doğan’a rastladım. “Onu da fotoğraflayım ama tek olmasın” diye, “Musa abi, yanına geçer misin?” dedim.

Hemen yan cenahtan sataşma. Espri ise yanlış algılamışımdır şimdiden özür dilerim ama pek espri değil gibi geldi.

Oraya Musa Haydaroğlu ile gelmem ve gazeteci olmamdan sebep farklı manalar yüklendi.

Seçim dönemi olsa yine ihtimal veririm de eğer o bir espri değilse, “Taziyede de mi aynı dedikodu kazanı CHP.. Memleket yangın yeri. Gidin, siyaset yapın. Bıkmadınız mı dedikodudan be!”

 

Hala Türkan Kılıç’ın evine taziyeye gidemedim. İlk fırsatta gideceğim. Hatta eşimle gitmem lazım.

Taziye evleri aynı zamanda merhuma dair hoş anıların anlatıldığı yerler de olur.

“Rahmetli, benden sebep ölümünde de güldürdü…” diyeceğim.

Ama tekrar ediyorum.

Ben o 10 günlük süreçte sadece bir kişiyi diri diri gömdüm. Diğerini Veli Gök…