PANDEMİ’DE 10 ADIMDA 12 ADIM…

Dilek ALP

Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur…

Hyman Rickover

**
SARS-CoV-2 virüsü, ilk olarak 1 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktı. Türkiye'de ilk resmi vaka 11 Mart 2020 tarihinde görüldü yani bundan 14 ay önce… Bu geçen zaman içerisinde hayatı yaşayış tarzımız bütünüyle değişirken, önümüzdeki ayların belirsizliği içinde kendimize yer açmaya çalıştık. Her ne kadar kabul etmesek de bundan sonra her şeyin farklı yaşanacağı gerçeğini yavaş yavaş kabulleniyoruz.

Çalışma hayatımız, sosyalleşme tarzımız, endişe tiplerimiz, iletişim kurma biçimimiz tamamıyla farklı artık. En zor olanı da, farkında olmadığımız ama alışkanlıklarımız haline dönen davranışlarımızın, değişmeye zorunlu bırakılması. İlk kez kendimizle yüzleşmek mecburiyetinde kalarak mutsuz olduk. Genelde hobi sahibi olmayan bir toplum olduğumuz için, çoğumuz oyalanamıyoruz. Zaman bitmek bilmedi, günler geçmedi. “Deli gibi seviyorum” dediğimiz kişilerin olmadık yönleri ile tanışıp tahammül sınırlarımızı zorladık. İlişkilerimiz sekteye uğradı, diyaloglarımız sıradanlaştı. Sadece merhabadan ibaret konuşmalarımız gereksizleşmeye başladı. Ama bu arada içimizdeki “kibirli ben” duygusu doruk yaptı. Dışarıdan beslenenlerin motivasyon kaynakları tıkandı, yalnızlaşmayı öğrendik. Birçoğumuz diyorum, çünkü diğer taraftakiler zaten kendi içinde ve sade hayatlarına devam ettiler, çok etkilenmediler, hatta etrafın sakinleşmesi iyi bile geldi diyebilirim.

Aslında böyle zamanlar üretim için fevkalade dönemlerdir. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar, COVID-19'un yayılmasını yavaşlatma çabalarında, kapalı mekânlarda yaşamaya gayret ederken, birçoğu yaratıcı bir çalışma ortamında, durmadan üreterek can sıkıntısının üstesinden gelmek istiyor.

Geçmiş yüzyıllardan çok iyi tanıdığımız bazı dâhilerin, karantinadayken veya bir tür tecrit edilmişken başyapıtlarından bazılarını gerçekte nasıl ürettikleri hakkında hikâyeler bilinir. Belki de şu an içinde bulunduğumuz duruma benzer durumlarda bazı inanılmaz işler üreten dikkate değer kişilerin öyküleri bu zorlu dönemden iyi bir şeylerin çıkabileceği konusunda biraz umut vermeye yardımcı olacaktır.

Bu ünlü insanlar veba salgınından, sürgünden, aylarca yatak istirahatinden veya savaş işgali zamanlarından inanılmaz çalışmalarla çıktılar.

Sir Isaac Newton'un yerçekimi teorisini ortaya attığında tecritte olduğunu okuduk. 1665'te, Newton Cambridge'de öğrenciyken, Londra tehlikeli bir veba salgını yaşanıyordu. Londra’ya yakın bir malikâneye çekildi ve orada 18 ay ciddi bir çalışma programı uyguladı. Yerçekimi teorisi orada başlangıcını buldu ve ayrıca henüz keşfedilmemiş analizler üzerine bazı makalelerini yazdı.

William Shakespeare'in hayatı boyunca birçok veba salgını yaşadığı tarihsel olarak bilinir. En verimli zamanlarında, Londra veba salgınları nedeniyle kapatıldı. Bu, 1603-1613 yılları arasında Shakespeare'in yazar olarak en verimli on yılında toplu halde kapatılan tiyatroları da içeriyordu. Shakespeare'in tiyatro kapanışları sırasında “Kral Lear”, "Venüs" ve "Adonis" de dâhil olmak üzere birçok şiir ve tiyatro yazdığı bilinir. Özellikle Kral Lear'ın 1606 sonundaki ilk performansı, Londra salgınının hemen ardından ortaya çıkmıştır.

Sefiller'i duymayanınız yoktur. Gişe rekorları kıran bir müzikal olmadan önce, Fransız yazar Victor Hugo tarafından yazılmış büyük bir kitaptı. Ancak 1851'de Hugo, Fransa'daki durumdan olumsuz etkilenmiş, sürgüne gitmek zorunda kalmıştı. Kendi ülkesinden yaklaşık 20 yıl uzakta geçirdi, bu mutsuz dönem içinde çok fazla yazı yazdı. Üç şiir kitabının yanında, Sefiller'i sürgünde tamamlandığı bilinir. Fransa'dan uzakta olmasına rağmen, Fransız edebiyatının başyapıtlarından birini sürgünde tamamladı.

Ünlü Meksikalı sanatçı Frida Kahlo, altı yaşında çocuk felci geçirdi ve ilk uzun zorunlu yatak istirahatini yaşadı. 12 yıl sonra, tramvayla çarpışan bir otobüste ciddi şekilde yaralandı. Hastanede kaldıktan sonra yine yatağına hapsedilmişti. Ancak tarihçiler, onun sanat sevgisini tamamıyla pekiştiren şeyin bu zorunlu yatak dönemi olduğunu tahmin ediyorlar. İyileşirken ilk oto-portresini yaptı. Referans için ise yatağının üstündeki aynayı kullandı.

20. yüzyıl Fransız feminizmin sesi Simone de Beauvoir, Paris'teki Nazilerin işgali sırasında öğretmenlik mesleğini kaybetti. Beauvoir, şehir içindeki Fransız Direnişine yardım ederken aynı zamanda önemli edebi eserler üretti. En dikkate değer oyunu Les Bouches inutiles “İşe Yaramaz Ağızlar” 1945'te açıkça Nazi rejiminden esinlenmiştir.

Örnek verdiğim isimler kendi sahalarında dünyada dahi olarak tanımlanan kişilerdir. Bu örnekleri ülkemizden de vermem mümkün. Sayısız Türk bilim insanı ve sanatçı da en sıkıntılı zamanlarda verimli çalışabilmiş, tanınan eserlerini ortaya çıkarmışlardır.

Köşeye sıkıştığımızı hissettiğimizde, hareket kabiliyetimizin kalmadığı anlarda en yaratıcı fikirlerimizin ortaya çıktığını görürüz. Çoğu zaman, yeni fikirlerin ve hamlelerin rahat zamanlarda, her şeyin yolunda olduğu dönemlerde gerçekleşeceğine inanırız. Aslında karmaşa ve stres yaratıcılığı körükler. Bu dönemde odaklanmış şekilde çalışır, düzenler, yeniden yazar, çok okur, yeniden denersek, katıksız irade ve azim gücüyle dehalar ortaya çıkar. İnanışların tersine, şanslı olmak kazandırır ama asıl olan değildir.

Hepimizin içinde bir tür yaratıcı deha vardır. Onu serbest bırakmanın tek yolu üzerinde çalışmaktır. Durmadan çalışmak… Belki de şuan içinde bulunduğumuz gerilimli zaman bunun için en uygun dönem olabilir.

Uluslararası en çok satanlar listesinde olan iki kitabın sahibi Markus Zusak  “atlatamayacağınızı düşündüğünüz, tükendiğinizi hissettiğiniz zamanlara sadece çalışın, kendinizi dinlemeyin sadece çalışın, durmadan çalışın…” tavsiyesini verirken sanki bu pandemi dönemine atıfta bulunuyor gibi hissettim.

"Hayaller, onları hayal ettiğiniz için gerçekleşmez. Hayallerinizi gerçekleştiren kısıtlayıcı şartlar ve zor olan işlerdir. Değişimi yaratan bilindik, taklit ya da faydası olmayan işler değildir, zor ve sabırla takip edilen işlerdir. Yaptığınız işin onlarca yıl sonrasındaki dönüştüğü hali hayal edin.

Rüyalardan ve kopyalamaktan kurtulun, hayalperest değil, gerçekleştiren olun. Belki tam olarak neyi hayal ettiğinizi biliyorsunuzdur ya da tutkunuzun ne olduğu hakkında hiçbir fikriniz yoktur. Gerçek şu ki, bu önemli değil. Bilmenize gerek yok. Sadece ilerlemeye devam etmelisiniz. Sadece bir şeyler yapmaya, bir sonraki fırsatı değerlendirmeye, yeni bir şey denemeye devam etmelisiniz. Düşündüğünüz şey mükemmel iş veya mükemmel bakışı açısına uymak zorunda değildir. Mükemmel daima sıkıcıdır ve rüyalar ise gerçek değildir. Sadece yapabilmek için sürekli adım atın.

Yani, "Keşke yazabilseydim" diye düşünüyorsanız harika. Yazar olmak mı istersiniz? Yazar, her gün yazan kişidir, bu yüzden hemen yazmaya başlayın, sürekli yazın…

Kendini düzenli bir şekilde zorlamaktan daha fazla yaratıcı güç ortaya çıkamaz. Bu birçoğunuz için onlarca kez yazmak ve yeniden yazmak anlamına gelirken, bir şarkıyı defalarca söylemek anlamına da gelebilir. Ya da tüm hatalar giderilene kadar bir yazılımı programlamak, gölgelendirmesi şahane olana kadar oğlunuzun portresini çizmek… Eğer doğru enerjiyi koyarsanız, herhangi bir işi bir sanat eseri haline getirebilirsiniz. Hem de en zor koşullarda.

Yaratıcı kişilerin harika fikirleri ortaya çıkarmak için hala ne yaptıklarını mı merak ediyorsunuz? Durmadan çalışmak, çalışmak, çalışmak… Bu nedenle pandemi birçoğunuz için kayıp günler değildir, üreticiliğinizi ortaya çıkarabileceğiniz seçilmiş bir zaman dilimidir… Hiç bu kadar kendimizle baş başa kalmadığımız bir dönemdir. Evet, belki her koşulda yoktan var eden becerikli gizli ajan MacGyver değiliz lakin düşünelim bakalım geçen 14 ayda “10 adımda 12 adım atabilecek” neler kattık bu dünyaya!