Türkiye’de habercilik-gazetecilik, uzun zamandır zorlu fırtınalarda yol almaya çalışan, dalgalarla boğuşan bir gemiye benziyor. Ancak son olarak bağımsız ve muhalif medyanın en önemli kalelerinden biri olan Halk TV’ye kayyum atanması fikri ya da bu yöndeki hukuki baskıların somutlaşması, Basın Özgürlüğü Tarihi açısından sıradan bir "yargı kararı" ya da "idari tedbir" olmanın çok ötesindedir. Bu gelişme, ülkemizde gazeteciliğin mesleki varlığına ve en önemlisi yurttaşın "haber alma hürriyetine" indirilmiş ağır bir darbedir.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne baktığımızda karşımıza çıkan tablo zaten yeterince karanlık. Türkiye, 180 ülke arasında uzun yıllardır listenin alt sıralarına demir atmış durumda; somut olmak gerekirse 160’lı sıralarda varlık mücadelesi veriyor.
Bir ülkenin basın özgürlüğü endeksindeki yeri sadece bir istatistik değildir; o ülkedeki demokrasinin kılcal damarlarının ne kadar açık olduğunun göstergesidir. Bir televizyon kanalının yönetimine kayyum atanması ya da ekranının karartılması, Türkiye’yi evrensel hukuk standartlarından ve gelişmiş demokrasi liginden bir adım daha uzaklaştırmakta, uluslararası alanda "basını üzerindeki baskıyı kurumsallaştıran ülkeler" liginde alt sıralara hapsetmektedir.
Geçmişten günümüze gazete binalarının mühürlenmesi, gazete sayfalarının boş basılması, televizyon kanallarının lisanslarının iptal edilmesi veya yönetimlerine kayyum atanması, sadece iletişim kanallarını kapatmaz; toplumsal hafızayı siler.
Kayyum mekanizması, aslen iktisadi ya da hukuki bir sorunu çözmek için tasarlanmışken, medya organları söz konusu olduğunda yayın çizgisini dönüştürme ve muhalif sesi susturma aygıtına dönüşmektedir. Bir ekranın kararması demek, o ekranda haber yapan onlarca gazetecinin emeğinin gasp edilmesi, farklı bir sesin, eleştirel bir bakışın ve halkın sesinin susturulması demektir.
Demokrasilerde "Halkın Haber Alma Hürriyeti" anayasal bir güvencedir. Vatandaş, iktidarın ya da sermayenin tek tip olarak sunduğu "pembe tabloları" izlemek zorunda değildir. Bir toplumda tek bir anlatı egemen kılınmaya çalışılıyorsa, orada gerçek tekelleşmiş demektir.
Halk TV gibi geniş kitlelere ulaşan bağımsız mecraların hedef alınması, doğrudan yurttaşın sandalyesine, mutfağına, cüzdanına ve sandığına müdahaledir. Çünkü haber alamayan toplum, karar veremez; gerçeği göremeyen toplum, geleceğini inşa edemez. Yurttaşın en temel hakkı; gerçeği eğip bükmeden veren, denetleyen, sorgulayan ve gerçeği haykıran bir medyaya erişebilmektir.
Matbaanın icadından bu yana haberin, gerçeğin ve fikrin önüne çekilmek istenen hiçbir set kalıcı olamamıştır. Gazeteler kapatılabilir, ekranlar karartılabilir, binalara kayyum atanabilir... Ancak halkın gerçeğe olan açlığı ve bağımsız gazetecilerin iradesine hiçbir kayyum atanamaz.
Günün sonunda; basın özgürlüğü sadece gazetecilerin mesleki bir ayrıcalığı değil, tüm toplumun özgürce nefes alabilmesinin yegâne teminatıdır.