ÖLÜM HOŞ GELİR SEFA GELİR

Tuncer Altunbulak

Öldüğüm zaman dostlarım mezarımın başında birbirlerine, “Bıçak sırtında yaşadı, tehlikeli sularda yüzdü, itildi kakıldı, marjinal davranışları yüzünden ötekileştirildi, yoksulluğu dibine kadar yaşadı ve bu yüzden delirdi. Tımarhanelik oldu, verem oldu ama ağanın, beyin zulmü karşısında eğilip bükülmedi. Onların adamı olmadı.” Dostlarım beni böyle anacaklar. Haaa ben bir dahi değilim ama sıradan biri de değilim. Öldükten sonra yaşadığım bu ülkede özellikle yaşadığım bu şehirde Gebze’de izlerim ve sözlerim kalacaktır. İnsanlar benden söz edeceklerdir. Bütün bunlar çoğu insana nasip olmayan şeylerdir, öldükten sonra sözlerim dilden dile söylenecekse, ölüm Sefa gelir hoş gelir. Gebze’de beni tanıyan herkes, ölümümden sonra Gebze’nin delisi de öldü diyecekler. Bu sözleri şimdiden duyabiliyorum. Bu bir şımarıklık değil ama ben deliliği gerçekten hakketmiş bir insanım. Ölüm haberimi, yazılarımı yazdığım bu Gebze Yeni Haber Gazetesi büyük puntolarla “Gazetemizin yazarlarından Tuncer Altunbulak ölmüştür.” diye vereceklerdir. Bütün bunlarda yaşadığımı itiraf ediyorum ben gerçekten yaşadım ölümün karşısında. Aileme gelince, iki kızım, oğlum, eşim ve torunlarım ağlayıp dövüneceklerdir. Keşke böyle yapmasalar ama yapacaklardır. Ben annemin babamın ölümlerinde içten içe çok üzüldüm, ağladım sızladım ama saçımı başımı yolup dövünüp asla ağlayıp sızlamadım. Onlar yaşarken evlatlık görevimi tam yaptım, onları hiç üzmedim, sıkıntıya sokmadım, sevgimi ve saygımı hiç eksik etmedim, ellerimi üzerlerinden çekmedim. Babam yoksulluk içinde öldü ama onurlu öldü çünkü onurlu bir adamdı, çok çalıştı. Sevgili okurlar bu ülkede çalışmakla zenginleşiliyor olsaydı babam bu ülkenin en zengin adamı olurdu. Kimse çalışarak zenginleşmiyor, zenginleşmenin yolu sömürüden, çalmadan geçiyor. Bu ülke çok ilginç bir ülkedir, anasından dolar milyarderi olarak doğanlar da var bunun yanında emperyalistlere borçlu doğan milyonlarca halk çocuğu da var. İşte sözünü ettiğim bütün bu çelişkilerin ortadan kalkması için elimden gelen mücadeleyi verdim. Bu yüzden ölürken kesinlikle gözlerim açık gitmeyecek. Bir gün gelecek mücadelemin ödülünü alacağım çünkü emperyalistler benim ülkemi sömüremeyecekler, ülkeyi yönetenlere emirler veremeyecekler. Buna kesinlikle inanıyorum, bugüne kadar verilen tüm mücadeleler bu ülkenin bağımsızlığı için verildi çünkü Türk halkı onurlu bir halktır. Bir gün emperyalistlerin boynunu kıracaktır. Bunun örneğini Kurtuluş Savaşı mücadelesinde fazlasıyla vermiştir bu halk. Ben bugüne kadarki tüm yazılarımı işte bu vicdanlı, merhametli ve bilinçli halkım için yazdım. Bu ülkeyi ve bu halkı sevenler için yazdım. Açık gözlüler, üç kâğıtçılar, sömürücüler için asla yazmadım. Hayalperest deliler, yoksullar, şizofreniler, panik ataklar ve hastalık hastası olmuşlar için yazdım. Ölüm düşünceme gelince, insanlar doğdukları gibi ölüyorlar, ölüm bir hak ve bir temizlik aynı zamanda da bir güzelliktir. Bu konuda eksik ya da yanlış olan bir şey varsa o da yaşarken insanlara vermediğimiz önemi öldükten sonra vermemizdir. Yaşarken selam vermediğimiz insanları öldükten sonra göklere çıkarıyoruz, bu yanlış. Özellikle sanat ve edebiyat çevrelerinde çok daha fazla yaşanıyor çok iyi hatırlıyorum Yaşar Kemal, Cem Karaca, Mahsuni Şerif ve daha nice sanatçımızı ve müzisyenlerimizi öldükten sonra sevdik. İnsanlık Diyojen gibi bir filozofun yaşadığını öldükten sonra öğrendi oysa o Diyojen yaşarken Diktatör Sezar’a, “Gölge etme başka ihsan istemem.” diyen adamdı. Aziz Nesin, Namık Kemal, Mehmet Akif, Nazım Hikmet ve daha niceleri öldükten sonra halkın sevgisine mahzar oldular. Sevgili okurlar sanat dedik sanatçı dedik şimdi sizlerle şairimiz Orhan Veli’nin çok sevdiğim bir şiirini paylaşmak istiyorum: 

“Aynada başka güzelsin, yatakta başka 

Aldırma söz olur diye tak takıştır sür sürüştür 

İnadına gel piyase vakti muhallebiciye gel 

Eller görürmüş söz olurmuş olursa olsun

Dostum değil misin?”

Sevgili dostlarım bu yazımda bir şeyler anlatmaya çalıştım, anlattım mı bilmiyorum Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’nı okuyan kimi okurlar anlayamadıkları için intihar etmişler. Dostoyevski’yi yanlış anlayanlar cemiyete ve kendilerine isyan etmişlerdir. Oysa Dostoyevski, toplumunu ve kendisini çok seven bir adamdır. Kimi okurlar romanların etkisiyle hayalle hakikati birbirine karıştırmışlardır, kimi kadınlar okudukları romanların etkisiyle kendilerine eş diye yanlış insanlar seçmiş bu hanımların kimileri de intihar etmiştir. 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.