NEREDEN NEREYE?

      Kuruluş yıllarında Türkiye dış politikası, kendi şanlı mücadelesinden esinlenir. Maceracılıktan uzak ve "Lozan" dengeleri içinde yol izlenir. Eşit ilişkileri gözeten bakış devlete egemendir. Kimin uşağı olursak ayakta kalır, durumu idare ederiz" düşüncesi yoktur. Sovyetlerledostça yaşanırken, "Balkan Antantı" 1934 yılında, Ortadoğu'daki "Sadabat Paktı" da 1937'de imzalanarak, komşularla dost olundu. Hatay alındı. İran,  içtenlikle dostluğunu arttırdı.

     1924'te başlayan "Mübadele" Türk ve Yunan hükümetlerince anlaşmaya bağlandı. İki devlet arasında ilişkiler gelişti. Başbakan İnönü Atina'da, Venizelos Ankara'da uygun koşullarla karşılandılar.1926 tarihinde "Musul" sorunu, petrolden % 10 pay alınma esasına bağlandı. Eğer "Şark isyanı" körüklenmedeydi durum çok daha değişik olurdu.1936'daki "Montrö" antlaşması, Türkiye'yi Boğazlarda egemen kıldı.

    Atatürkçü dış politikanın; ulusal güce dayalı, sınır dışı serüvenci sarkmalara kapılmayan dış politikası İnönü'nün de katkısıyla İkinci Dünya Savaşında özenle sürdürüldü.52 milyon cana kıyan savaş kasırgasında Türkiye yaralanmadı. Ama aslı olmayan Sovyet üs ve toprak istemlerine ilişkin "yalan rüzgarına" inanılınca öngörüsüzlükle işler değişti.1950'ler sonrasının dış politika felaketleri yaşandı.

   "Kore" savaşı pahasına girilen NATO veya Güneydoğu Asya'daki SEATO' ya yandaşlık, Türkiye'yi başı dik konumundan söktü attı.1955 tarihli "Bandung" konferansı sömürgeciliğe mücadele eden halkları, tepkiye sürükledi. Çünkü Türkiye, artık mazlum uluslara "asiler" diyor ve: "Eğer bağımsızlık isterseniz  yeni sorunlarla karşılaşırsınız" diyerek: "sömürge kalın" şeklinde inanılmaz beyanlarda bulunuyordu.1956'daki "Süveyş" saldırısında  Batı'nın yanında yer aldı. Nasır ve Nehru gibi saygın devlet adamlarının o tarihlerde Türkiye dış politikası için dile getirdiği söylemler, apaçık aşağılamadır.

    Türkiye'nin Batı bağımlısı hükümetleri yıllardır iş başındadır. OysakiBangladeşli ozan "Nazrul İslam" 1919 yılında yazdığı ünlü şiirinde, Anadolu'da başlayan antiemperyalist İhtilali; "Kükre, bize kuvvet ver kutsal hıncından / Bu hınçta özgürlük var, bağımsızlık var" dizeleriyle niteler. Doğu Asya'dan yükselen bu sese Latin Amerika'da kurulan "Kemalist Gençlik" örgütü ortaya çıkarak yanıt verir. Şimdiki Türkiye ise dünyaya hiçbir yönde esinlenme vermemektedir. “Bir koy, beş al" sloganlı ve emperyalizm yandaşlığına tutsak dış politikalar yürütülmektedir. Bu tutumun ülke ve ulus çıkarlarını kollayan nesnel Atatürkçü dış politika çizgisiyle birleşen yönü var mıdır?