Bazı görüntüler vardır, insanın zihninden kolay kolay silinmez.
Güvenpark’ta aylardır bekleyen gazilerimizin görüntüsü de bunlardan biri oldu.
Maalesef!
Güvenpark’ta Bir Gazi Beklerken Öldü!
Onlar bu ülke için bedel ödemiş insanlar.
Vatanımızı düşmandan korurken, uzuvlarını, sağlıklarını feda etmişler!
Hakları ödenmez!
Maddi değeri de ölçülemez, manevi karşılığı da...
Bugün ise kendilerine tanınması gereken haklara kavuşabilmek için aylardır Güvenpark’ta bekliyorlar.
Güneşin altında, yağmurda, soğukta…
Bir yetkilinin gelip seslerini duyacağını, taleplerinin karşılık bulacağını umarak…
İşte bu bekleyiş sırasında gazilerimizden biri hayatını kaybetti.
Bir gazi, hakkını beklerken öldü!
Bu cümle bile başlı başına ağır değil mi?
Bir insan vatanı için mücadele edecek, gazi olacak; yıllar sonra ise hakkını alabilmek için bir parkta bekleyecek.
Sonra da hakkına kavuşamadan hayata veda edecek.
Bu vebalin altından nasıl kalkılır?
Sebep olanlar!
Burada sadece bir hak talebinden söz edemeyiz.
Burada devletin, toplumun ve hepimizin vicdanını ilgilendiren bir mesele var.
Gazilerimizin sesini duyabilmek için daha ne olması gerekiyor?
Daha çok kişinin hayatını kaybetmesi mi?
Onların bu bekleyişi bir siyasi tartışmanın konusu olamaz, insanlık ve vefa meselesi.
Üç kuruş aldıkları maaş üç...
Nasıl boğazınızdan geçiyor yedikleriniz?
Gazilerimize vefa, yalnızca özel günlerde yapılan konuşmalarla gösterilmez.
Vitrinlik gösterilere malzeme edilemez!
Vefa, ihtiyaçları olduğunda yanlarında durmaktır. Haklarını layıkıyla karşılayıp, hak isteyecek duruma getirmemektir.
Ve en önemlisi, onları görülmeye muhtaç bırakmamaktır.
Diğer yanda madenciler…
Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri, aylardır ödenmeyen ücretleri, tazminatları ve diğer alacakları için Ankara’da direniyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde haklarının ödenmesini bekliyorlar.
Sözler verilmiş.
Protokoller yapılmış.
Ama işçiler, kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını söylüyor.
Ve Ankara’dan ayrılmıyorlar
Artık bekleyecek hâli kalmamış.
Günlerdir haklarını duyurmaya çalışıyor, seslerini yetkililere ulaştırmaya uğraşıyorlar.
Üstelik bu mücadele sırasında polis müdahalesi ve gözaltılar da yaşandı.
Bir tarafta gazilerimiz…
Diğer tarafta madencilerimiz…
Biri vatan için bedel ödemiş.
Diğeri alın teriyle ekmeğini kazanmış.
Ve ikisi de bugün, kendilerine ait olanı almak için beklemek ve direnmek zorunda.
İşte insanın içini acıtan da tam olarak bu.
Hak sahibi olan insanların, haklarını alabilmek için bu kadar uzun süre mücadele etmek zorunda kalması…
Üstelik gazilerimizden birinin bu mücadele sürerken hayatını kaybetmiş olması, meselenin ne kadar ağır olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Artık buradan sorumlulara seslenmek gerekiyor:
Güvenpark’taki gazilerimizi görün.
Ankara’da direnen madencilerimizi duyun.
Birinin hakkını teslim etmek için bir başka kaybı, diğerinin emeğinin karşılığını vermek için yeni bir eylemi beklemeyin.
Çünkü insanların sabrını sınamak kolaydır.
Ama haklarını ve umutlarını tüketmenin bedeli çok ağırdır.
Bedeli yedi göbek neslinizden sorulur!
Makamlar geçer, görevler değişir, gündemler unutulur.
Fakat hakkı teslim edilmeyen insanların yaşadığı mağduriyet unutulmaz.
Artık bekletmeyin.
Artık oyalamayın.
Hak sahiplerine haklarını verin.
El vicdan...
El insaf...