Kıyafet, sahip olduğumuz duygularımızı ve düşüncelerimizi dışa vurur; içimizdeki gizli saklı olan duygularımızı, bilinçaltımızdaki iyiyi ve kötüyü de ortaya çıkarır. Kimi filozoflar “insan yediği gibi düşünür”, kimileri de beynimizle değil, karnımızla düşündüğümüzü söylerler. Yanlıştır, doğrudur; göreceli bir konudur. Söyleyenler mutlaka konuyu deneyimlemişlerdir.
Moda dediğimiz şey, giyim kuşamın çağa göre değişiklikler göstermesidir. Modacılar, yaşadıkları çağın kültürel ve sosyal durumunu dikkate alırlar; ona göre tasarımlar yaparlar. Çoğu konuda olduğu gibi, moda konusu da ilk defa Fransa’da ortaya çıkmıştır. Tarih olarak 1789 Fransız Devrimi söylenir. Ancak tarihçiler ve sosyologlar bu konuda farklı düşünürler. Kimisi Rönesans ve Reform’u, kimileri Amerika’nın keşfini ya da bankacılık sisteminin ortaya çıkışını gösterir. Kimileri de ulusal devletlerin ve serbest piyasa ekonomisinin ortaya çıkmasını tarih olarak verir.
Bilindiği gibi, her çağın kendine özgü bir modası vardır. Ama en önemli şey, modanın toplumlar ve kitleler üzerindeki etkisidir. Toplumları ve kitleleri etkileyen en önemli değişimlerin başında moda gelir. Elbette ki arkasında, bugün dünyayı kana bulayan savaşları çıkaran silah tüccarları vardır. Yani modayı ortaya çıkaran, ekonomik olarak destek sağlayan güçler; dünya üzerinde hegemonyaları olan emperyalistlerdir. Bu kişiler, modayla kitlelerin fikirlerini ve davranışlarını değiştirip kendi buyurgan, sömürgeci fikirlerini kitlelere aşılarlar.
Moda, görünen yüzüyle ruhumuzu okşayan, sempatik ve çok güzel görünür; ancak bir de görünmeyen karanlık yüzü vardır. Bu yüzün arkasında sömürücüler bulunur. Yıldan yıla, hatta aydan aya değişen fikirlerimizin ve duygularımızın arkasındaki en önemli etki modadır. Moda da serbest piyasa ekonomisi ve liberal devlet yönetimi gibi, emperyalistler tarafından keşfedilmiştir.
Modanın toplumlara ilk empoze ettiği şey, yerel ve ulusal giyim kuşamlarını değiştirmeleri olmuştur. Aynı durum, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşanmış; Türkiye’nin ulusal ve yerel giysileri köklü şekilde değişmiştir. Moda, önce küçük burjuva yani hayat standartları yüksek olan aristokrat sınıflarda kendini gösterir; sonradan yavaş yavaş halk kitlelerine iner.
Bilindiği gibi, bir dönem kısa etekler, kalın giysiler, paltolar, botlar ve ayakkabılar modaydı. Sonra birden değişti; bugün mini etekler, dar paçalı pantolonlar ve hafif giysiler moda oldu. Bu iki değişimin arasında olan şey ise, halkın elindeki üç beş kuruşun modanın arkasındaki güçlerin kasalarına girmesidir.
Bence moda, giydiğimiz elbiselerin bize yakışıp yakışmamasıdır. Kendimizi giydiğimiz elbiselerin içinde rahat hissediyorsak, en önemlisi budur. Öteki türlüsü tüketim çılgınlığıdır.
Sözünü ettiğim gibi, modaya göre fikirleri değişmeyenler de vardır. Onlardan biri de benim. Ortaokul sıralarında edindiğim fikirleri, çağın getirdiği düşünce sistematiğiyle kaynaştırıp hem çağın hem de kendi toplumumun içinde karşılık bulmasını sağlayarak düşüncelerimi sürdürmekteyim. Bunları söylerken asla yeniliğe ve farklılığa karşı değilim. Bir insanın palto giymemesini ya da herhangi bir giysiyi giymemesini zorla engelleyemezsiniz. Ancak modacılar, o kişinin giydiği elbiseleri —paltoyu ya da başka bir giysiyi— farklı ürünlerle değiştirebilirler.
Türkiye’nin en önemli tasarımcılarından biri de Cemil İpekçi’dir. Kendisini çok severim; çünkü genel kültür düzeyi çok yüksektir ve ülkemizin önemli tasarımcılarındandır.
Sevgili okurlar, moda konusu söylediğim gibi, her konu gibi görecelidir. Sadece doğulu halklar değil, batılı halklar da zaman zaman yeniliğe karşı çıkmıştır. Yeniliğe karşı çıkanlar genellikle eğitim düzeyi düşük olan insanlar ya da toplumlardır.
Havaların değişmesi gibi moda da kısa sürelerde değişir. Giydiğimiz bir giysiyi yıpratmadan, keyfini çıkarmadan yeni giysiler piyasaya sürülür. Birdenbire etekler, ayakkabılar, biblolar, oturma odalarımızdaki koltuklar değişir. Tabii bunların hepsi parayla olan şeylerdir.
Modanın ilk yaptığı işlerden biri de alt sınıflarla üst sınıflar arasındaki giyim kuşam farkını ortadan kaldırmak olmuştur. Kimi insanlar, hiç değilse giyim kuşamda bir eşitlik oluyor diye sevinmişlerdir. Ancak sonradan görülmüştür ki bu değişim, sınıflar arasındaki ekonomik ve siyasi eşitsizlikleri ortadan kaldırmamaktadır.
yüzyılda sanayinin gelişmesi ve küçük burjuva sınıfının ortaya çıkması, modanın da gelişmesini ve farklı biçimlerde değişmesini sağlamıştır. Moda, giyim kuşamın dışında en çok düşüncelerimizde etkisini göstermiştir.
Bilenler bilir; Türkiye’deki 68’liler hareketinin gelişmesinde giyim kuşamın önemli bir yeri vardır. Bunların en meşhuru da Deniz Gezmiş’in giydiği parkadır. Bir dönem Türkiye’de milyonlarca insan, Deniz’in parkasına benzeyen parkalar giymiş; hatta fikirlerini bile bu sembole göre şekillendirmiştir.
Yine 1960’lı yılların özgürlükçü giyim sembollerinden biri de dünyaca ünlü şarkıcı Elvis Presley’dir. O dönemde onun yediği, giydiği ve konuştuğu her şey moda olmuş; kitleler tarafından taklit edilmiş ve çok sevilmiştir.
Sevgili okurlar, ne kadar kişi biliyor bilmem; ancak bugün en çok giyilen mont ve ceketlerin kökeni, II. Dünya Savaşı’nda bir İngiliz generali olan Montgomery’nin giydiği kısa cekete dayanmaktadır.
Son olarak şunu da söyleyeyim: 1917 Rus Devrimi sonrasında Rusya’nın dağılmasının önemli sebeplerinden biri olarak giyim kuşam modası da gösterilmektedir.