MİSYON!

Cengiz Akgün

Türk siyaseti, dünya genelinde eşine az rastlanacak bir "yenilgi istikrarına" sahne oluyor. Normal şartlarda, demokratik teamüllerin işlediği herhangi bir ülkede, girilen bir iki seçimin kaybedilmesi dahi liderlik koltuğunun sorgulanması ve nihayetinde demokratik bir istifa için yeterli bir sebeptir. Ancak bizim siyasi iklimimizde Kemal Kılıçdaroğlu, mağlubiyeti bir alışkanlık haline getirmiş olmasına rağmen, adeta bir "kurtarıcı" edasıyla siyaset arenasında boy göstermeye devam ediyor.

Gelin, hafızalarımızı çok da uzak olmayan bir geçmişe doğru tazeleyelim ve Kılıçdaroğlu’nun liderliği dönemindeki önümüzdeki tabloya kronolojik bir mercekle bakalım:

  • 2010: Anayasa Değişikliği Referandumu

  • 2011: Milletvekili Genel Seçimleri

  • 2014: Yerel Seçimleri

  • 2014: Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Hani şu meşhur "Çatı Aday" Ekmeleddin İhsanoğlu formülü)

  • 2015: Haziran Milletvekili Genel Seçimleri

  • 2015: Kasım Milletvekili Genel Seçimleri (Tekrarlanan seçimlerdeki hüsran)

  • 2017: Anayasa Değişikliği Referandumu

  • 2018: Milletvekili Genel Seçimleri

  • 2018: Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Muharrem İnce’nin adaylığı ve ardından yaşananlar)

  • 2023: Milletvekili Genel Seçimleri

  • 2023: Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Bu kez bizzat kendisi aday oldu, 1. ve 2. turda yine kaybetti)

Liste uzayıp gidiyor, takvimler değişiyor, ittifaklar kurulup yıkılıyor ama değişmeyen tek bir şey kalıyor: Sandıktan çıkan hüsran.

Tüm bu seçimleri istisnasız kaybetmiş, tabanındaki değişim ve umut arzusunu her defasında boşa çıkarmış bir figür olarak Kemal Kılıçdaroğlu, bugün hala genel başkanlık koltuğuna mahkeme kararıyla dönüp siyaset yapmaya, aktör olmaya devam ediyor. İşin daha vahim ve trajikomik tarafı ise şu: Kendisi bunca hezimete rağmen hala "kurtarıcı" rolünü kimseye kaptırmazken; çıkıp 2024 yerel seçimlerinde CHP’yi %38 oy oranıyla birinci parti konumuna taşıyan, tarihi bir zafere imza atan Özgür Özel’i ve yeni yönetimi "başarısız" olarak nitelendirebiliyor.

Bu durum, rasyonel bir siyasi akılla, mantıkla ya da seçmen iradesine duyulan saygıyla açıklanabilir mi?

Elbette hayır.

Burada durup düşünmek gerekiyor. Ortada böylesine absürt bir tezatlık varsa, bu sadece kişisel bir hırsın veya koltuk sevdasıyla gözü dönmüşlüğün eseri olamaz. Özetle karşımızda, kendisi için perde arkasında kurgulanan o gizli plana harfiyen ve sadakatle bağlı kalan bir Kılıçdaroğlu var.

Seçmeni sürekli bir umut girdabında tutarak statükoyu korumak, muhalefeti büyütmek yerine kendi sınırları içinde hapsetmek ve ne olursa olsun o siyasi alanı meşgul etmeye devam etmek... Kurulan oyunun ne denli kapsamlı, ne denli derin ve incelikli olduğunu görmek için dahi olmaya gerek yok. Sadece yukarıdaki kronolojik mağlubiyet listesine bakmak ve bugünkü "kurtarıcı" iddialarını yan yana koymak, sahnelenen tiyatroyu anlamak için fazlasıyla yeterlidir.