MEZUNİYET TÖRENLERİ

Fatoş Özut Kırtay

Bu yıl da bir eğitim öğretim yılını daha geride bıraktık.

Üstelik şatafatlı mezuniyet törenleriyle taçlandırarak.

Bir zamanlar mezuniyet denince akla belli bir ciddiyet gelirdi.

Lise biterdi, üniversite tamamlanırdı.

Kep atılır, birkaç fotoğraf çekilir, hayatın yeni sayfası açılırdı. Sade, anlamlı ve yerli yerinde bir ritüeldi.

Şimdi ise tablo biraz farklı.

Anaokulu mezuniyeti…

İlkokul mezuniyeti…

Ortaokul mezuniyeti…

Gidişata bakılırsa yakında 'İlk Defa Kalemi Doğru Tutma Töreni' ya da 'Başarıyla Sıraya Oturma Töreni' bile görebiliriz.

Çocuklar daha “r” harfini söyleyemeden cübbe giyiyor, kep takıyor, sahneye çıkıyor.

Işıklar, sisler, konfetiler…

Yaşlarına yakışmayan abartılı kıyafetler...

Kuaförlerde özellikle yaptırılan saçlar ve hatta makyajlar...

Kültürümüzle alakası olmayan danslar, gösteriler...

Öğrenci değiller şovmenler adeta.

Daha trajikomik olan ise, öğretmenleri de bu şekilde giyiniyor ve dans dedikleri garip hareketler yapıyorlar.

Sorulacak sorulardan ilki:

Bu çocuklar neyi bitirdi de mezun oluyor?

Elbette okul öncesi eğitim de ilkokul da ortaokul da çok kıymetli.

Kimse bunun aksini söylemiyor.

Ancak her geçişi dev bir sahne şovuna çevirmenin amacı ne?

Eğitimle alakası ne?

Esas mesele arka tarafındaki sektör; mezuniyet endüstrisi.

Cübbe kiraları, fotoğraf paketleri, süslemeler, organizasyon firmaları, kostümler, çekim köşeleri…

Liste uzadıkça sade bir eğitim geçişi, büyük bir organizasyona dönüşüyor.

Veliler itiraz etmek şöyle dursun:

“Çocuğum üzülmesin”, “Herkes yapıyor”, “Eksik kalmasın” cümleleriyle başlayan süreç, fark edilmeden bütçeyi büyütüyor.

Sonuçta sözde kimse istemeden ama herkes güya katlanarak bu döngüye dahil oluyor.

Buradaki en ironik nokta şu; kimse gerçekten zorunlu olmadığını söylemiyor ama herkes “yapmazsak eksik kalır” hissiyle hareket ediyor.

Peki gerçekten eksik kalan ne?

Çocuklar mı, yoksa bizim beklentimiz mi?

Eskiden mezuniyet daha sadeydi. Öğretmenin içten bir “Aferin” demesi, birkaç hatıra fotoğrafı, okul bahçesinde paylaşılan bir dondurma...

Ömür boyu taşınacak bunlar kalırdı hafızada.

Şimdi ise anılar bile sahnelenmiş durumda. Fotoğraflar profesyonel, anlar planlı, duygular kontrollü.

Anaokulunda başlayan tören kültürü, ilkokulda büyüyor, ortaokulda standartlaşıyor.

Her basamak biraz daha süsleniyor, biraz daha pahalılaşıyor, biraz daha zorunlu hale geliyor.

Böylece küçük bir geçiş, fark edilmeden büyük bir beklenti ekonomisine dönüşüyor.

Veliler ikiye ayrılıyor: Bir taraf “çocuk mutlu olsun” diyor.

Diğer taraf “madem yapılıyor, en iyisi olsun” diyerek bütçeyi genişletiyor.

Sonuç değişmiyor: büyüyen organizasyonlar, artan masraflar, sadeleşmeyen bir sistem.

Ebeveynlerin ve eğitimcilerin sorması gereken şu: Biz çocukların gelişimini mi kutluyoruz, yoksa kendi tatminimizi mi sahneliyoruz?

Çocukların ileride en çok hatırladığı şey ışıklı sahneler mi, öğretmenin bakışı, arkadaşının sarılması, paylaşılan küçük bir an mı olur?

Artık çocukları değil, egomuzu ve tüketim çılgınlığını besleyen beklentilerimizi mezun etmenin zamanı geldi de geçiyor sevgili ebeveynler ve eğitimciler...

Yapmayın!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.