Cumhuriyet kolay kurulmadı. Bu topraklarda devlet olmak, millet olmak, bağımsız kalmak; sadece savaş meydanlarında kazanılmış bir zafer değil, aynı zamanda bir fikir ve karakter mücadelesidir. O mücadeleyi veren kadroların en büyük siyasi mirası ise Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. Çünkü bu parti, sıradan bir siyasi oluşum değil; işgal altındaki bir ülkenin küllerinden doğan Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonlarından biridir.
Bugün bazı çevrelerin yaptığı gibi meseleyi yalnızca günlük siyasi rekabet üzerinden okumak büyük bir yanılgıdır. Çünkü bu ülkede Cumhuriyet’e yönelen her saldırı, önce onun kurucu değerlerini hedef alır. Laikliği, hukuku, halk iradesini, parlamenter geleneği ve milli egemenliği aşındırmaya çalışan her anlayış, aslında Türkiye’nin ortak hafızasını zedelemektedir. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik yapılan çirkin saldırılar, sadece bir partiye karşı yapılmış sayılmaz; doğrudan Cumhuriyet kültürüne ve devlet geleneğine yönelmiş bir saygısızlık olarak görülmelidir.
Eleştiri başka şeydir, düşmanlık başka. Demokrasi başka şeydir, itibarsızlaştırma operasyonları başka. Bir siyasi partiyi sandıkta yenmeye çalışmak demokratik bir haktır; ancak onu şeytanlaştırmak, hedef göstermek, kurumsal hafızasını yok etmeye çalışmak bu ülkeye fayda değil zarar getirir. Çünkü Türkiye’nin bugün en büyük ihtiyacı; kutuplaşmayı derinleştiren öfke dili değil, devlet aklını koruyan sağduyudur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi yalnızca seçim sonuçlarından ibaret değildir. Bu partinin geçmişinde cepheden çıkan askerler, köy enstitüleri, fabrikalar, demiryolları, üniversiteler ve çağdaşlaşma hamleleri vardır. Bu nedenle bu kuruma yöneltilen bilinçsiz saldırılar, aslında Türkiye’nin modernleşme hafızasına yönelmiş saldırılardır. Tarihini inkâr eden toplumlar ise geleceğini başkalarının insafına bırakır.
Bugün yapılması gereken şey, siyasi farklılıkları düşmanlığa dönüştürmeden konuşabilmektir. Çünkü bu ülkenin ana omurgasını oluşturan kurumlar yıprandıkça yalnızca bir parti değil, devletin kendisi zarar görür. Türkiye’nin son yıllarda en fazla kaybettiği değerlerden biri de budur: kurumlara duyulan saygı.
Bir milletin büyüklüğü, yalnızca ordusunun gücüyle değil; kurucu değerlerine sahip çıkma iradesiyle ölçülür. Cumhuriyet’i kuran iradeye saygı duymak bir parti meselesi değil, memleket meselesidir. Ve bugün kim Cumhuriyet’in temel kurumlarını hedef alan çirkinliklere sessiz kalıyorsa, yarın bu ülkenin ortak vicdanında ağır bir sorumluluk taşıyacaktır.
Çünkü mesele yalnızca siyaset değildir.
Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızasına sahip çıkıp çıkamayacağımızdır.