LİSELİ YAŞLAR

 

İnsan karakterinin şekillenmesinde iki kritik dönemden bahsedilir. Biri 0-6 yaş aralığı diğeri ergenlik dönemidir, ki bu yaş dönümü, lise yıllarına denk düşer.

Kafalar karma karışıktır. En zorlu yolculuklar kendi içlerine yapılır. Coşkuların, sevinçlerin, öfkelerin, nefretlerin dibine vurulur. Kendini tanıma, çevreye kendini tanıtma ihtiyacı hat safhadadır.

Tutarsız fikirleri, davranışları, bu koskoca ve anlaşılmaz dünyada kendine sağlam bir yer arama çabasından kaynaklanır. Kimi zaman patlayan özgüveni, kimi zaman serçe kuşu ürkekliği hep bu yüzdendir.

Hayatı büyüklerinin gözüyle görmeyi de reddeder, çünkü o farklıdır, büyükleri gibi olmayacaktır ve hatta dünyayı bile değiştirebilecek güce sahiptir. Öyle zanneder.

Nefretler de hayranlıklar da abartılı, gerçek dışı yaşanır. Çoğu zaman bu dönemde bir idole, tutunacak  bir dala ihtiyaç duyulur. Tam da bu yüzden, platonik aşklar bu dönem aşklarıdır aslında.

Kimi zaman üst sınıflardaki bir öğrenci, kimi zaman bir öğretmen, kimi zaman popüler sanatçılar, olanlardan habersiz, ihtiyaca binaen, bu boşluğa, hayallerde oturtulur.

Çoğu zaman sorun büyümeden, bir şekilde biter. Zaten kendi kendine şişirilmiş bir duygudur, bir süre sonra ufak bir olaydan, görüntüden, herhangi bir şekilde ayrılıklardan dolayı balon gibi sönüverir.

Ama hayran olunan öğretmen ise, biraz burada durup açıklama yapmam gerekir.

Özellikle kız öğrenciler yakışıklı ve karizmatik, kültürlü buldukları öğretmenlere karşı bir hayranlık duyup bunu da aşk zannedebilirler. Öğretmen bu öğrencinin duygularını fark etmemişse sorun olmaz, fark edip de bilmezlikten geliyor, normal öğrenci ilişkisini devam ettiriyorsa yine sorun olmaz, ki öğretmenin ahlaki davranışı bunu gerektirir zaten. Böyle şeyler birçok öğretmenin başından geçmiştir, geçiyordur ve geçecektir. Binlerce öğretmenin ahlaki sorumlulukla hareket ettiğini düşünüyorum ve de biliyorum.

Ama ne yazık ki, çok az da olsa bazen zaafları, ahlaksızlığı yüzünden, gençlerin bu olağan, masum, marazi ve kesinlikle geçici duygularını istismar eden öğretmenler çıkabiliyor. Ve maalesef hesaplanamayan büyük facialara yol açıyor.

Kayseri’de yaşanan buna benzer bir durumdur. Henüz 17 yaşında güzeller güzeli, hayatının baharında bir genç kız, bu yüzden yaşamını sonlandırıyor.

Dayanılası bir acı değil ailesi için… Allah sabır versin.

Birkaç gün medyadan haberi takip ettikten sonra, Kayseri’de o okulda öğrenci olan bir tanıdığı aradım, neler olup bittiğini bir de yerinden öğreneyim dedim.

Diğer öğrenciler için okula birçok psikolog gönderilmiş. Öğrenciler şaşkın ve olanlara inanamıyorlarmış. En çok da öğretmenin dindar oluşu, ondan beklenmeyen bir durum olması, şaşırtmış onları.

Söylenene göre, öğrencinin öğretmene beğenisi birkaç ay öncesinden varmış. Taciz olayı gerçekleştikten sonraki hafta, okulda çok sık konuşmaya başlayınca, öğrenci ve öğretmenlerin dikkatini çekmişler. Bu durumdan rahatsız olan öğretmen, öğrenciye “bir daha kesinlikle görüşmeyeceğiz” deyip iletişimin kapılarını sıkı sıkı kapatmış ve intihar olayı ondan sonra gerçekleşmiş.

Böyle bir olaya nereden bakarsanız bakın, bir çocuğun masum duygularının istismarı söz konusudur. Ve maalesef bu öğretmenin vicdan, ahlak ve insani değerlerinin hepten çürümüş olduğunun kanıtıdır. Taze, kırılgan bir yüreği, altından kalkamayacağı bir yükün altına sokup arkasını dönüp gitmek istemiş, çocuk için üstesinden gelemeyeceği derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Okuldaki bayılmaları bir yardım çığlığıydı onun için, aslında. Herkes kör, sağır, dilsiz ve muhtemelen ayıplayıcı tavırlar takınmış, kızın psikolojisinden çok, bu olayı duyulmadan nasıl kapatırız telaşına düşmüşlerdir.

Yine muhtemelen, Ahmet Kaya’nın türküsünde olduğu gibi, genç kız “penceresiz” bırakılmıştır. Ve öğretmenin, diğerlerinin acımasız suskunluğuna verdiği cevap  ise Sara Teasdale gibi olmuştur:

“Ve senin şimdi olduğundan, daha sessiz ve acımasız olmalıyım.”