Götür dedikleri, saçı başı birbirine dolaşmış yaşlı bakıcı kadın, önündeki su dolu tasa bir süre baktıktan sonra tastan aldığı ilhamla çok derinlerden gelen melankolik bir sesle, “Bu adamın içine cin girmiş,” dedi. Üzgünlük ifade eden hüzünlü bakışlarla, “Cin işlerinden ben anlamam ama bu konularda uzman bir dostum var. Sizi ona yönlendireceğim,” diye ekledi.
Cin çıkarma, cin çarpma, cinlenme gibi işlerin özel uzmanları varmış gibi, cehaletin yüksek olduğu geri kalmış ülkelerde bu tür bilim dışı işler ne yazık ki yapılır. Ben de bu tür işleri biraz bilirim. Psikolojik rahatsızlık dönemimde, böyle cin çıkaran birine ben de gittim. Bizim ülkemizde de bu tür rahatsızlıklar için doktorlardan daha çok cincilere giden epey insanımız vardır.
Gittiğim kâhin kadın, ben onlara kâhin diyorum, Edirne yöresinde bu konularda isim yapmış genç bir kadındı. Gerçekten sıkıntılı günler yaşıyordum. Cahillik işte! Okumuş, yazmışa bakmaz; cahil olarak bildiğimiz insanlardan daha çok okumuş yazmış insanlar gidiyorlar.
Kadın uzun süre yüzüme baktı. Sıkıldığımı anlayınca, “Sizi anlamaya çalışıyorum,” dedi. Demek ki cahilliğimi ölçüp biçiyormuş. Hastalığımın nedenlerini anlatınca gerçekten çok şaşırmıştım. Onun sözünü ettiği şeylerin gerçekten hiçbirini yaşamıyordum. En basit yoldan, bana nazar değdiğini söylemişti.
Dışarı çıkınca kız kardeşim, “Abi, ben sana dememiş miydim? Bu kadın her şeyi biliyormuş. Ben de sana nazar değdiğini düşünüyordum. Bir de gelmiyordun,” dedi.
Kadının hastalarının çoğu yurt dışından geliyormuş. Bilim ilerlemiş olsa da ne yazık ki insanların çoğu bu tür bilim dışı kimselerden medet ummaya çalışıyorlar. Bu tür insanlara inanmamızı kolaylaştıran bir sürü şey sayabilirim. Bunların en başında da eğitim sistemi gelir. Bu tür yanlışlara karşı en amansız silah akıldır. Aklımızı kullanmazsak bu tür insanların kapılarını daha çok aşındırırız. Onlar da saf ve temiz insanların duygularını daha çok sömürmeye devam ederler.
Kemal Tahir’in Köyün Kamburu isimli güzel bir kitabı var. Bu kitabı okuyanlar bilirler: Köyün Kamburu, köyün en cahil, en fesat ve en dedikoducu insanıdır. Zaman zaman cin çarpmışların sorunlarıyla da ilgilenir. Köylülerin çoğu ona akıl danışırlar. Kırsal bölgelerimizde, özellikle köylerimizde, bu tür insanlar vardır.
Sevgili okurlar, insanlar demeyelim de toplumlar çok karmaşıktır. Sonuçta toplumları insanlar oluşturuyorlar. Toplumları anlamak çok zordur. Toplumlar, çalışmaktan daha çok keyif yapmayı severler. Birilerinin gelip kendilerini yönetmelerini isterler.
Köyün Kamburu olur da gıybetçisi olmaz mı? Bayan X, bizim köyün gıybetçisiydi. Bu kadın, köyün “ayaklı gazete” dediğimiz türdendi. Onun da kendine göre dedikodu toplayanları vardı. Yalnız bizim köyle değil, bütün çevre köylerle de ilgilenirdi. Herhangi bir köyde yaşanmış kötü bir olay, ertesi gün onun sayesinde bütün köylerde bilinirdi.
Birinin hakkında kötü bir haber mi çıkarmak istiyorsunuz? Bayan X’e söylemeniz yeterdi. Birinin üstüne bin koyar, allar pullar, işi sizin dediğiniz biçimde hallederdi.
Kötü bir hadiseyi duyurmak istiyorsanız önce o kötülüğü yapabilecek insanları seçmeniz, onlara anlatmanız gerekir. Bu, sadece köylerde değil, kasabalarda ve büyük şehirlerde de böyledir.
Bayan X bu konuda gerçekten profesyoneldi. İnsanların kalabalık oldukları yerlerde bekler, orada onların içinden güvendiği insanlara söylerdi. Yapacağı işi öyle bir ciddiyetle konuşurdu ki asla ona karşı çıkamazdınız. “Ne olmuş ona?” dersiniz. “Daha ne olsun, senin dünyadan haberin yok,” der, işi daha da yaygınlaştırırdı.
Bu yüzden köylerde evler dağılmış, düşmanlıklar çoğalmıştır. Bu tür işler sadece bizim ülkemizde olmuyor. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de bu tür olaylar yaşanır.
Victor Hugo’nun bu tür kötülükleri anlatan ünlü bir romanı vardır: Notre-Dame’ın Kamburu. Ülkemizde birçok insan bu romanı okumuştur. Özellikle de bu tür işlere hevesli olanlar okurlar.
Romanın kahramanı Quasimodo, kambur, yaşlı ve çok çirkin bir adamdır. O da Kemal Tahir’in Kamburu gibi devamlı fesatlık, dedikodu ve kötülükler çıkarmakta mahir bir kişidir. Onun da bu tür kötülükleri yapmakta kendince çok haklı nedenleri vardır. Toplumdan dışlanmışlık, insanlar tarafından ötekileştirilme, onu kötülük yapmaya itmiştir.
Tuzaklar ve kötülüklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Dünyamız; birbirine hile yapan, tuzak kuran, aldatan, tuzağa karşı tuzak kuran insanlarla doludur. Çoğu sözde aklı başında olan insanlar da bu tür kötülüklere destek verirler.