Türkiye siyaseti, uzun zamandır tabanın sesini duymayan, sokağın nabzını tutamayan ve kendi kişisel hırslarının bagajını taşıyan figürlerin paradokslarına sahne oluyor. Bu paradoksun en somut, en taze örneğini ise CHP’ye mahkeme tarafından atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki açıklamalarında ve zikzaklarında görebiliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon yayınında Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması yönünde verdikleri "evet" oyundan pişman olmadığını açıkça ifade eden Kılıçdaroğlu, hemen ardından gelen tepkileri görünce tabiri caizse baltayı taşa vurduğunu fark etti. Siyasette tutarlılık bir erdemdir; ancak yayında söylenenin tam tersini daha sonra sosyal medyadan servis etmek, ilkeli bir duruştan ziyade günü kurtarma hamlesidir.
Üstelik bu kafa karışıklığı bununla da sınırlı kalmadı. Bazı CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması gerektiğine dair imalı çıkışlar yapmak, henüz haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmayan insanları alenen suçlu ilan etmek, hukukun üstünlüğünü savunduğunu iddia eden bir isme ne kadar yakışır?
Kılıçdaroğlu’nun, "Bilmiyorum, bakmadım, öyle diyorlar, rüşvet almadıklarını ispat etsinler" şeklindeki savunma mekanizması, aslında nerede konumlandığını ve hangi amaca hizmet ettiğini açıkça ortaya koyuyor. Hukukun en temel kaidesidir: Müddei, iddiasını ispatla mükelleftir. Masumiyet karinesini bir kenara itip, "Aksini ispatlasınlar" sığlığına sığınmak, sadece hukuki bir cehalet değil, aynı zamanda kişisel bir hırsın ve öfkenin dışa vurumudur.
Peki, bu neyin hırsıdır? Koltuğu kaybetmenin, siyasi arenada geride kalmanın verdiği bir refleks mi, yoksa fildişi kuleden etrafa savrulan kontrolsüz bir öfke mi?
Kılıçdaroğlu kendi iç hesaplaşmaları ve tutarsız açıklamalarıyla gündem yaratmaya çalışırken, sokak ve gerçek hayat bambaşka bir dilden konuşuyor. Halkın ajandası ile fildişi kulelerin ajandası hiçbir yerde kesişmiyor.
Sokak ne diyor? Hayat pahalılığı diyor, geçim sıkıntısı diyor, işsizlik diyor.
Halk ne bekliyor? Hak, hukuk, adalet ve yarınlara dair somut bir umut bekliyor.
Siyaset fildişi kulelerinden, sırça köşklerden yapılmaz. Halkın gerçek dertlerinden bihaber yaşayanlar, kendi iç kavgalarını memleketin asıl meselesi sanma yanılgısına düşerler.
Bugün CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik sokaktaki ilgi, destek ve teveccüh aslında tesadüf değildir. Bu durum, halkın kime inandığının, yüzünü kime döndüğünün ve değişim iradesini kimde gördüğünün en somut kanıtıdır. Toplum, geçmişin kavgalarından ve tutarsız çıkışlarından yorulmuştur. Sokak, kendi sesini duyan, dertleriyle dertlenen ve geleceğe yürüyen liderleri sahiplenir; geçmişin bagajlarıyla kendi partisinin altını oymaya çalışanları değil.