KENT SERİSİ 1: KENT VE KÜLTÜR

Dilek ALP

Dedin "Bir başka ülkeye bir başka denize gideceğim.
Bundan daha iyi bir başka kent bulunur elbet.
Yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam
ve yüreğim gömülü bir ceset sanki.

Aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede.
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam
Hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma,
Yıllarıma kıydığım boşa harcadığım."

Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.
Bu kent peşini bırakmayacak.
Aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede yaşlanacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Bu kenttir gidip gideceğin yer.
Bir başkasını umma.

Bir gemi yok, bir yol yok sana.
Değil mi ki hayatına kıydın burada

Bu küçücük köşede,
ona kıydın demektir bütün dünyada…

Konstantinos Kavafis

**

2021’in ilk yazısı ile sizlere ileride arşiv olabilecek bir Kent Serisi hazırladım. Her hafta kent kavramını bir başka açıdan yazmak istiyorum. Bir kent bilimci olduğumu iddia etmiyorum ama ömrümün uzunca bir dönemini aktif olarak yerel yönetimlerde, kent için, sahada, insana temas eden ve yaşadığım her yerde değişim sağlayabilmiş bir kişi olarak ele alacağım konuları. Bazen ülkemizden, bazen yaptığım çalışmalardan, bazen de yurt dışı örneklerini size sunacağım. Bu serinin sonunda, okuyucularımın kent kültürüne ait tüm öğelere aşina, kendi kent yaşantısını sorgulayabilecek, takdir edebilecek ve istek bilinci oluşmuş olmasını arzu ediyorum.

“Kültür” kelimesinin yanlış anlamlar yüklenerek, hafife alındığını izledim yıllardan beri. Her zaman bir korumacı olarak ilk yaptığım şey, çalışma gruplarıma bu kelimenin derinliğini ve taşıdığı sorumlulukları izah etmekle başlamak oldu. Sanırım yine işe buradan başlayacağım.

Kültür, toplumların kendilerine özgü olan, tarihsel gelişme süreci içerisinde yaratılan, bütün maddi ve manevi değerler ve bu değerleri bir sonraki nesillere taşımada kullanılan öğelerin tümüdür. İnsanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Bunlar yaşadığımız yere ait dilimiz, dinsel inançlarımız, doğamız, yemek özelliklerimiz, sosyal alışkanlıklarımız, büyüklerimizin anlattığı masallar, müzik, dans, giyecekler, düğün, şenlik gibi ritüeller, çocuk oyunları, oyuncakları, kentin geçirdiği tarihsel süreçler ve markalarıdır. Her nesil miras olarak aldığı kültüre katkı yapar ve bir sonraki kuşağa bu mirası bırakır. Kentte yer alan müzeler, kütüphaneler koruma üzerine en önemli yapılardır. Yani korumacılık üzerine kurulan bir sistemdir. Korur, geliştirir ve teslim edersin ya da koruyamaz, geliştiremez, yok edersin.

Yeni bir kente gittiğinizde, o kentle ilgili neyi merak edersiniz? O kente dair bilgi almak istediğiniz ilk yer neresidir? Kente dair bir harita, bilgilendirici broşür, tanıtım ofisleri, irtibat telefonları, kent kütüphanesi, kent müzeleri, restoran ve lokantaları, marka ürünleri, doğası, tarihsel yapıları ve mekânları, hakkında basılmış kitapları, internette görünürlüğü, o kente dair bulabileceğiniz güncel fotoğraflar… Hangisi sizin ilginizi çeker? Aklınıza gelen cevaplar kentin size temas ettiği ilk alanlardır. Önemlidir…

Kentte yaşayan bir halk hangi kültürün parçası olursa olsun, kesin olan bir şey var ki, o da kültürün zamanla değişim göstereceğidir. Hele de bizim gibi geçiş yolu üzerinde yaşamaya gayret eden ve çok renkli etnik altyapısı olan coğrafyalarda bu kaçınılmazdır. Kültür sabit değildir, hareket halindedir. Bu nedenle kontrollü değişim kaçınılmaz olmakla birlikte geçmişe saygı gösterilmeli ve mutlaka korunmalıdır. Birleşmiş Milletler de, kültürel ve doğal mirası tanımlamak ve korumak için Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) adlı bir grup oluşturmuş, ülkemiz adına da bu çalışmaları bir sistem dâhilinde yürütmeye gayret etmektedir.

Kocaeli Bölgesi olarak ele aldığımda, görmezden gelinemeyecek ihtişamlıkta tarihsel bir altyapı üzerine katman katman oturmuş mucizeler diyarı gibi duruyor topraklarımız. Tek yönlü düşünülemeyecek kadar büyük ve zenginliğe sahibiz. Gerçekte o kadar çok şeye sahibiz ki biraz da bunun bolluğu içinde renk körlüğü yaşıyoruz. “Kültür göçle zenginleşir ve yer değiştirir” tezinden yola çıkarsak dünyanın en büyük üç göç yolundan bence en önemlisi İpekyolu ’da bizim rotamızı şereflendirmiş. Sadece bu özellik bile bu bölgeye şahane zenginlikler katmış. Yol üzerinde yapılan kervansaraylar yöre halkını şekillendirmiş, farklı zanaatların gelişmesine katkı sunmuş. Bu sayede yerküre üzerinde görünür olabilmiş. Sadece bu detay bile sayılamayacak katkılar sağlamış bölge civarına. Şuana dek onlarca kitap yazılmalı, konferanslar verilmeliydi diyerek ilk serzenişlerimi sunuyorum. Bu örnek aklıma gelen en kestirme olanı, sizleri bir anda bunaltmak istemiyorum, her konuya yavaş yavaş dokunmaya çalışacağım zaman içerisinde. Bölge tarihini çok iyi bilen kişiler var, bu konuda çok şanslıyız. Yer yer onların görüşlerine de başvuracağım.

Her zaman “kültür” kelimesi beni çok heyecanlandırdı, okumaya, yazmaya ve konuşmaya doyamadım bu konuda. Önüme gelenin yakasına yapıştım bir iki şey anlatabilmek ve öğrenebilmek için. O kadar çok ele alınıp incelenmesi ve halkın anlayışına sunulması, haliyle halkın korumacılık ruhuna dokunulması gerekiyor ki, bu konuda detaylı, bilinçli ve sürekli çalışılması en önemlisi. Kültür, yıllardır yerel yöneticilerin en pratik ve çok zaman harcamadan ele aldığı, halkın iyi vakit geçirmesi anlayışı olmaktan aslında çok uzak önemli ve ciddi bir kavramdır. Ya da eğlence kısmı çok da büyük olmayan bir sahadır. Yıllar boyu bunun içini boşaltan ve basitleştiren düşüncelere çok öfkeliyim. Asıl önemli bölüm, uzun zaman dilimi içerisinde, göze batmadan arka planda verimli çalışmaların biriktiği, sistemli olarak yapılan, tüm çalışmaların ve projelerin, bu zincir kopmadan tekrarlanması yoluyla kent yaşayanlarını bilinçlendirme tarzıdır. Kopuk kopuk, birbirini tamamlamayan, düşünülmeden atılan her adım, verilmek istenen bilginin olmadığı her uygulama, kentte sadece kafa karışıklığı yaratan bir balon köpüğüne döner. Gerçekleştirilir ve kişiye bir şey katmadan unutulur. Yapılan her şeyin bir nedeni olmalıdır kültür oluşturulurken. Çünkü kültür bir hikâyeyi geleceğe taşıma aracıdır. İnsan hafızası bir önce verilen bilgi ile yeni gelen bilgiyi ekleyerek yoluna devam eder. Dolayısı ile kültür adına yapılan her şey, önce masaya yatırılmalı, temel bir amaç belirlenmeli ve adımlar bilinçli atılmalıdır. Yani her şey bir sürecin parçası olmalıdır. Herkesin kafasında 10 yıl sonra yaşayacağı kentin sosyal görüntüsü net bir şekilde belirebiliyorsa kültür adına doğru yolda ilerleniyor demektir.

Kültürümüzün Mirası, geleneksel kök bilgilerimizle günümüz bilgilerinin en iyi harmanlandığı eşsiz bir alandır. Doğru, sabırlı, sistemli ve bilinçli yönetilirse kültürüne sahip bilinçli bir kent oluşabilir. Tabii bu bireysel korumanın yanında kurumsal koruma kurallarını da zorunlu kılar. Bu konuda yerel yönetimler birinci derecede sorumludur. Günümüz dünyasında siyasi ve ekonomik savaşların içinde bize ait olanı korumak çok zor olsa da, insan olarak ihtiyaç duyduğumuz nefesin bu alanda var olduğunu unutmamalıyız. Yaklaşık bir yıldır yaşadığımız pandemi döneminde bizi en çok yoran sahanın, alışkanlıklarımızın değişmeye zorlandığı bölüm olduğunu biliyoruz. Onun için asıl olan unsur, kente dair bir hafızanın oluşması ve üretilen kültürel çıktıların kentli insanlar aracılığı ile anlamlı hale gelmesidir. İşte bu da kentte geleceğe taşınacak olan kültürü oluşturur.