Bazı hikâyeler vardır; anlatmak için değil, iyileşmek için yazılır.
İnsanın hayatında bazı anlar vardır, üzerinden yıllar geçse de kalbin bir köşesinde yaşamaya devam eder. Bazen bir koku, bazen eski bir fotoğraf, bazen bir cümle o anıyı yeniden karşınıza çıkarır. Siz hayatınıza devam ederken, içinizde bir yerlerde o hikâye sessizce bekler.
Benim için de böyle bir hikâye vardı.
Uzun zamandır içimde taşıdığım, zaman zaman kendime bile anlatmakta zorlandığım duygular vardı. Bir gün onları kelimelere dökmeye başladım. Önce birkaç satırdı yazdıklarım. Sonra sayfalar çoğaldı. Ben yazdıkça içimde birikenler biraz daha hafifledi.
Ve bir gün fark ettim ki ben yalnızca yazmıyordum.
Bir kitap ortaya çıkıyordu.
“Pamuklara Sarılan Bebek” işte böyle doğdu.
Belki bir kitabın kapağını açtığınızda birkaç sayfa, birkaç paragraf ve birkaç hikâye göreceksiniz. Ama benim için o sayfaların her birinde bir duygu, bir hatıra, bir çocukluk, bir baba, bir özlem ve hayata tutunma çabası var.
Kitabın alt başlığını da bu yüzden “Üstüne bir çocuğun babasına ve hayata yazdığı en içten mektup” olarak düşündüm.
Çünkü bazı mektuplar hiçbir zaman postaya verilmez.
Bazı mektuplar bir çekmecede değil, insanın kalbinde saklanır.
Benim mektubum da yıllarca içimde kaldı.
Kitap yazmak, dışarıdan bakıldığında çok romantik bir fikir gibi görünebilir. Oysa insan kendi hikâyesinin içine girdiğinde, yazmanın ne kadar cesaret istediğini anlıyor.
Bazı cümleleri yazarken durdum.
Bazı sayfalarda uzun süre bekledim.
Çünkü insan, başkalarının hikâyesini anlatırken daha rahat; kendi hikâyesinin kapısını açtığında ise çok daha savunmasız.
Ama sonra şunu düşündüm:
Belki de benim yaşadığım, hissettiğim ya da sustuğum bir şey, başka bir insanın kalbine dokunabilir.
Belki kitabın bir sayfasında kendisini bulan bir çocuk olur.
Belki babasını özleyen bir evlat…
Belki geçmişinde yarım kalmış bir cümlesi olan bir anne…
Belki de uzun zamandır söylemek istediği bir şeyi söylemeye cesaret edemeyen biri…
İşte o zaman yazdıklarımın yalnızca bana ait olmadığını hissettim.
Çünkü hikâyelerimizi paylaştığımızda çoğalıyor, acılarımızı kelimelere döktüğümüzde hafifliyor, sevgimizi anlattığımızda ise başkalarına da ulaşıyor.
Kitabımın elime ilk geçtiği anı anlatmak ise benim için çok zor.
Çünkü insan yıllarca zihninde taşıdığı bir hayalin somut hâlini eline aldığında ne hissedeceğini tam olarak bilemiyor.
Bir kitabın kapağına bakıyorsunuz.
Adınızı görüyorsunuz.
Sayfaları çeviriyorsunuz.
Ve bir anda bütün o süreç gözünüzün önünden geçiyor.
“Gerçekten yaptım mı?” diye soruyorsunuz kendinize.
Evet Yaptım.
Belki mükemmel değildi.
Belki yazarken korktum.
Belki defalarca “Bunu gerçekten yayımlamalı mıyım?” diye düşündüm.
Ama sonunda şunu öğrendim:
Hayallerin gerçekleşmesi için önce insanın kendine inanması gerekiyor.
Bazen hayat bize “artık çok geç” der.
Bazen yaşımızı, sorumluluklarımızı, yoğunluğumuzu bahane ederiz.
Bazen de başkalarının ne düşüneceğinden korkarız.
Oysa insanın içinde hâlâ söylemek istediği bir cümle, gerçekleştirmek istediği bir hayal varsa hiçbir zaman geç değildir.
Ben bunu bir kez daha yaşayarak öğrendim.
“Pamuklara Sarılan Bebek” benim için yalnızca bir kitap değil.
Bir yüzleşme.
Bir hatırlama.
Bir teşekkür.
Bir özlem.
Ve biraz da kendime verdiğim bir söz.
Geçmişi değiştiremeyiz.
Kaybettiklerimizi geri getiremeyiz.
Söylenmemiş sözleri yeniden söyleyemeyiz.
Ama geçmişimize bakıp bugünümüze başka bir anlam verebiliriz.
Belki büyümek biraz da budur.
Yaşadıklarımızı unutmak değil, onlarla yaşamayı öğrenmek
Kırıldığımız yerlerden yeniden güçlenmek
Ve içimizdeki çocuğu, ne olursa olsun, biraz olsun pamuklara sarabilmek
Şimdi kitabım okuyucuyla buluşurken içimde tarifsiz bir heyecan var.
Çünkü artık bu hikâye yalnızca benim hikâyem değil.
Sayfaları açan herkes, kendi hayatından bir parça bulabilir içinde.
Belki bir cümlede kendisini
Belki bir paragrafta çocukluğunu
Belki bir satırda hiç unutmadığı birini
Ve eğer kitabım bir kişinin bile kalbine dokunursa, bir kişiye bile “Ben yalnız değilmişim” dedirtirse, bir insanın geçmişine daha şefkatli bakmasını sağlarsa, bütün o yazma sancılarına değmiş olacak.
Çünkü kitaplar yalnızca okunmaz.
Bazı kitaplar insanın hayatına dokunur.
Ben de “Pamuklara Sarılan Bebek” ile bir hikâye anlatmaktan çok, kalbimden bir parçayı okuyuculara bırakmak istedim.
Belki siz de bir gün içinizde yıllardır taşıdığınız bir hikâyenin kapısını açarsınız.
Belki bir mektup yazarsınız.
Belki bir kitap
Belki sadece kendinize birkaç satır.
Ama ne olursa olsun, içinizde söylemek istediğiniz güzel şeyleri ertelemeyin.
Çünkü bazı hikâyeler anlatılmayı bekler.
Bazı sevgiler söylenmeyi
Ve bazı hayaller, gerçekleşmek için sadece biraz cesaret bekler.
Ben kendi hikâyemin kapısını açtım.
Şimdi sıra, o kapıdan içeri girecek okuyucuda
Hoş geldin “Pamuklara Sarılan Bebek”.
Hoş geldin, benim yıllardır içimde büyüttüğüm hikâyem.