İnsanoğlunun en büyük yanılgısı, dünyayı sadece beş duyusuyla algıladığı kadarıyla sınırlı sanmasıdır. Oysa gerçeklik, görünenin çok daha ötesinde, binlerce yıllık düşünce mirasının altında gizlidir. Bugün modern insan, bilgiye erişimin en kolay olduğu ama bilginin sindirilmesine en az vaktin ayrıldığı bir paradoksun içinde yaşıyor. Bu karmaşada kitap okumak, sadece bir boş zaman aktivitesi değil, zihinsel bir savunma mekanizmasıdır.
Okuma eylemi, aslında bir sessiz diyalogdur. Yüzyıllar önce yaşamış bir düşünürün zihniyle bugün sizin zihniniz tek bir sayfada buluşur. Bu buluşma, bilincin katmanlarını tek tek aralar. İlk katman olan yüzeysel bilgi, okudukça yerini derin bir kavrayışa bırakır. Bilinçlenmek, çevremizdeki olayların sadece sonucunu değil, o sonucu doğuran tarihsel, sosyolojik ve psikolojik süreçleri de görebilmektir. Bir roman karakterinin iç dünyasında gezinirken aslında kendi karanlık noktalarımızı keşfederiz; bir tarih kitabında imparatorlukların çöküşünü okurken bugünün toplumsal dinamiklerini analiz etmeye başlarız.
Ancak bilinç, sorgulama ile taçlanmadığı sürece sadece bir depo vazifesi görür. Sorgulama, zihnin elindeki en keskin neşterdir. Bize öğretilen doğruların, içine doğduğumuz kalıpların ve toplumsal kabullerin sağlamlığını bu neşterle test ederiz. Kitaplar, bu noktada bize "hayır" diyebilme cesareti verir. "Bu anlatılan hikaye kimin çıkarına hizmet ediyor?" veya "Bu düşünce benim özgür iradem mi, yoksa maruz kaldığım bir illüzyon mu?" gibi sorular, bireyi pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp aktif bir kurucuya dönüştürür. Eleştirel düşünce, okunan her satırla beslenen bir kas gibidir; kullanılmadıkça körelir, kullanıldıkça dünyayı yerinden oynatacak bir kaldıraca dönüşür.
Sorgulayan bir zihin için artık hiçbir şey eskisi kadar basit değildir. Bu durum, ilk bakışta bir huzursuzluk gibi görünse de aslında gerçek özgürlüğün ta kendisidir. Çünkü bilmek ve ardından o bilgiyi sorgulayarak içselleştirmek, kişiyi kendi hayatının öznesi yapar. Bilgiyle harmanlanmış bir bilinç, popüler kültürün sığ sularında boğulmak yerine, hakikatin derin okyanusunda yüzmeyi tercih eder.
Sonuç olarak, her kitap bir uyanış davetidir. Kelimeler zihnimize düştüğünde, düşüncelerimiz çiçek açmaya başlar ve o çiçeklerin kokusu bizi sorgulamanın, yani insan olmanın en saf haline götürür. Karanlığın içinde kaybolmak istemeyenler için tek bir çıkış yolu vardır: Sayfaların arasından süzülen o ince ama sönmez ışığı takip etmek.
Okuyalım, okutalım, sorgulayalım!