Gebze’nin o meşhur, insanın yüzünü kesen ayazını biliriz. Eskiden bu ayazın sonu mutlaka bereketli bir kar yağışına çıkar; Eskihisar’dan Pelitli ‘ye kadar her yer beyaz bir sessizliğe bürünürdü. Şimdilerde ise kar, Gebze semalarında kısa bir tur atıp, yere değmeden kaybolan bir gölgeye dönüştü. Şehir artık beyaz örtüsünü değil, sanayinin gri pusunu üzerine dikmiş durumda.
Peki, biz bu "karsız kışlara" gerçekten sevinmeli miyiz?
Ekonomik şartların ağırlığı malum. Doğalgaz faturalarının bir kira bedeliyle yarıştığı, mutfak masraflarının bel büktüğü bir dönemde halkın "Kar yağmasın da bari ısınma giderinden tasarruf edelim" demesi insani bir refleks, haklı bir endişe. Ancak bu kısa vadeli finansal nefes alış, aslında devasa bir ekolojik iflasın ön ödemesi gibi.
Biz bugün birkaç yüz lira daha az fatura ödediğimiz için teselli bulurken, aslında Gebze’nin içme suyunu sağlayan barajların boş kalmasına, toprağın nemini yitirmesine ve biyolojik saatin bozulmasına seyirci kalıyoruz.
Gebze, Türkiye’nin sanayi kalbi. Fabrika bacalarından yükselen dumanlar, her gün yollara dökülen binlerce aracın egzoz gazı ve betonlaşan tarım arazileri... İklim değişikliği dediğimiz o küresel dev, Gebze’de ete kemiğe bürünüyor. Mevsimler artık takvimlerdeki yerlerini terk etti; kışın ortasında yalancı baharlar yaşıyor, yazın ise fırtınalarla boğuşuyoruz.
Bu durum sadece "havaların ısınması" değil, doğanın dengesinin altüst olmasıdır. Gebze gibi sanayileşmenin zirvesinde olan bir kentte, ekolojik tahribatın cezasını en ağır şekilde biz ve çevremizdeki ekosistem ödüyor.
Asıl mesele bizim bu kışı nasıl geçirdiğimiz değil, çocuklarımızın nasıl bir dünyada uyanacağıdır. Bizler, doğanın bize sunduğu mirası hovardaca harcayan bir nesil olarak tarihe geçiyoruz. Bugün kar yağışını "gelip geçici bir doğa olayı" gibi görsek de, aslında o yağan kar yer altı sularının deposu, tarımın sigortasıdır.
Eğer bugün doğaya verdiğimiz bu sistematik zararı, sanayi atıklarımızı ve karbon ayak izimizi dert edinmezsek; gelecek kuşaklar bizleri sadece "doğayı talan edenler" olarak anacak. Onlar kar topu oynamayı masallardan dinleyecek ama kuraklığın, gıda krizinin ve yaşanamaz hale gelmiş bir atmosferin bedelini bizzat ödeyecekler.
Sonuç olarak; Kışın sert geçmemesi cüzdanımızı bugünlük koruyor olabilir ama yarın evlatlarımızın içecek bir damla su, soluyacak temiz bir nefes bulamadığı bir dünyada o paraların hiçbir hükmü kalmayacak. Doğayla barışık bir kalkınma modelini Gebze’den başlatmak zorunda olduğumuzu ne zaman anlayacağız? Kar taneleri artık sadece gökyüzünden değil, umutlarımızdan da düşüyor.