KAPİTALİZMİN KAÇINILMAZ SONU

Cengiz Akgün

Tüm üretim araçları onların elinde. Sermayenin o devasa, ezici gücünü arkalarına almışlar. Dünyayı finans koridorlarından, borsa ekranlarından yönettiklerini sanıyorlar. Fakat tüm bu şatafatın, bu gücün arkasında saklayamadıkları bir gerçek var: Tarifi mümkün olmayan, derinden gelen ve kapitalizmin tüm hücrelerine yayılan o büyük korku...

Bugün yerkürede solun, emeğin ve örgütlü mücadelenin zayıfladığı, zayıflatıldığı bir fetret döneminden geçiyor olabiliriz. Egemenler bu sessizliği bir zafer gibi kutluyor olabilir. Ancak onlar da çok iyi biliyor ki; kendi içlerinde eritip halkın önüne koydukları, birbirinin kopyası olan o cilalanmış, parlatılmış partiler ve vitrin isimler bu köhne sistemi çok daha uzun süre ayakta tutmaya yetmeyecek. Kendisini sürekli tekrarlayan, üretemeyen ve tüketen bu sistem artık tıkanmıştır.

Kapitalizm, giderek ağırlaşan yaşam koşulları ve ardı arkası kesilmeyen ekonomik krizler karşısında hayatta kalabilmek için bildiği tek yönteme sarılacak: Varlığının asıl nedeni olan o acımasız emek-sömürü mekanizmasını daha da şiddetli, daha da vahşice kullanmak.

Dünya genelinde egemenlerin topluma bir lütuf gibi, tek seçenek olarak sundukları "demokrasi" oyununun da sonuna geliyoruz. Bugün bize dayatılan bu yapının; gerçek anlamda özgürlükçü, insan haklarına saygılı ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyle en ufak bir ortak yönü olmadığını aslında en iyi kendileri biliyor. Kendi kurallarını, kendi aktörlerini dayattıkları bu sözde demokrasi, azınlığın çoğunluğu tahakküm altında tuttuğu bir illüzyondan ibarettir.

Ve ne yaparlarsa yapsınlar, o büyük gerçeği değiştiremeyecekler: Kapitalizm, er ya da geç o kaçınılmaz sonu tadacak!

Dünya, üçüncü bin yılda bilimin ve teknolojinin baş döndürücü hızını yaşarken; madalyonun diğer yüzünde tarihin en büyük gelir adaletsizliği ve giderek derinleşen bir yoksulluk hüküm sürüyor.

Teknolojik devrimler insanlığı özgürleştirmek yerine, bir avuç seçkinin servetini katlama aracına dönüşmüş durumda. Ancak çözümün bu sistemin içinde yer alarak, onların koyduğu kurallarla oynamak olmadığı artık dünyanın her yerinde ayyuka çıkmış vaziyette. Sistem içi reformlar, makyajlar ve sahte vaatler artık bu derin yaraya merhem olmuyor.

İnsanlık çaresiz değildir. Seçkinlerin, üstünlerin ve küçük azınlıkların söz sahibi olduğu bu sömürü düzenine karşı insanlığın kadim arayışı dün olduğu gibi bugün de sürüyor, yarın da sürecek.

Çözüm; halkın kendi kaderini gerçekten kendi elleriyle belirlediği, imtiyazların yıkıldığı ve ancak gerçek bir Cumhuriyet ile vücut bulan özgürlükçü bir demokrasi arayışında gizlidir.