KÂĞIT ÜZERİNDE HUKUK

Fatoş Özut Kırtay

48 saatte 6 kadın öldürüldü.

Kırk sekiz saat...

Bu rakam sıradan bir sayı değil.

Bu, altı ayrı hayat...

Altı ayrı yarım kalmış gelecek...

Altı ayrı evde dinmeyen çığlık...

Filiz Sağbangül (32) :

İstanbul Arnavutköy’de, boşanma aşamasındaki eşi tarafından üç çocuğunun gözleri önünde defalarca bıçaklanarak öldürüldü.

Hakkında uzaklaştırma kararları vardı.

Aylin Polat Dağ (55) :

Kocaeli Gebze’de, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski eşi tarafından Marmaray istasyonunda silahla vurularak öldürüldü.

Sınıf öğretmeniydi.

Gönül Alkan (33) :

Van’da, uzaklaştırma kararı aldırdığı eşi tarafından ateşli silahla öldürüldü.

İlknur Kor – Osmaniye’de, boşandığı eski eşi tarafından silahla vurularak hayatını kaybetti.

Kübra Kılıç :

Aksaray’da, boşandığı eski eşi tarafından silahla öldürüldü.

Zeynep Ayaz:

Aynı olayda, Kübra Kılıç ile birlikte silahla katledildi.

Ortak noktaları neydi?

Şikâyet vardı.

Uzaklaştırma vardı.

Boşanma süreci vardı.

Tehdit vardı.

Ama gerçek koruma yoktu.

Bir kadın, hakkında uzaklaştırma kararı olan biri tarafından öldürülüyorsa; orada kâğıt vardır ama caydırıcılık yoktur!

Bir kadın “beni öldürecek” diye başvurup gerçekten öldürülüyorsa; orada sadece fail değil, uygulama zafiyeti de vardır.

Artık “anlık öfke” demeyelim.

Artık “aile içi mesele” demeyelim.

Artık mazeret üretmeyelim.

Kadınlar ölürken, “ama” ile başlayan hiçbir cümle kabul edilemez.

Ama öfkeliydi.

Ama kıskançtı.

Ama psikolojisi bozuktu.

Hayır!

Şiddetin mazereti yoktur.

Koruyamamanın da mazereti yoktur.

Mesele duygusal değil, yapısaldır.

Münferit değil, sistemiktir.

Kader değil; önlenebilirdir.

Önlemeyenler sorumludur!

Bir kadın, hakkında uzaklaştırma kararı olan biri tarafından öldürülüyorsa; bu sadece bir cinayet değildir.

Apaçık bir ihmaldir.

Caydırıcılığın çöküşüdür.

Sistemin alarmıdır.

Koruma kararları hayat kurtarmak içindir.

Uygulanmayan her karar, denetlenmeyen her tehdit, ciddiye alınmayan her şikâyet, bir sonraki cenazenin hazırlığıdır.

Görevi olduğu halde önlem almayan, risk analizini yapmayan, denetimi sağlamayan her mekanizmadır fail...

Kadınlar “ölmek istemiyoruz” diye haykırıyor.

Adalete sığınıyor ama...

Bu daha nasıl anlaşılır?

Bir ülkede kadınlar korunamıyorsa, orada kimse gerçekten güvende değildir.

İsimlerini yazıyoruz çünkü unutturulmalarına izin vermeyeceğiz.

Yaşlarını yazıyoruz çünkü bir istatistik olmadıklarını biliyoruz.

Sorun, birkaç cinnet vakası değil.

Sorun; yaptırımın zayıflığı, denetimin eksikliği ve cezasızlık algısıdır.

Caydırıcı ceza uygulanmadığında...

İyi hal indirimleri rutinleştiğinde...

Koruma kararları sahada etkin denetlenmediğinde...

Riskli dosyalar bürokraside beklediğinde…

Şiddet uygulayan şunu düşünür:

“Bir şey olmaz.”

Asıl tehlike bu cümledir.

Hukuk, metin değildir.

Hukuk, hayat koruma mekanizmasıdır.

Eğer karar uygulanmıyorsa...

Eğer risk analizi ciddiye alınmıyorsa...

Eğer elektronik denetim yaygınlaştırılmıyorsa...

Eğer şiddete sıfır tolerans sözde kalıyorsa…

Kadınlar toprağa girer.

Yeter!

Hukuk konuşsun, şiddet sonsuza dek sussun...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.